Erdoğan’ın MÜSİAD Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmanın işçiler için ne anlama geldiğini sorduk
Alınteri: MÜSİAD Genel Kurulu’nda konuşan Tayyip Erdoğan, "Olağanüstü Hal, girişimcilerin yatırımcıların önünü mü kesiyor yoksa önünü mü açıyor. Eskiden patron fabrikasına giremiyordu. Biz geldik, fabrikalarınızın kapısını açtık. OHAL sadece terör için var, terörist olmayan için OHAL yok hükmünde" dedi.
Öte yandan, Şişecam’a bağlı 9 fabrikada çalışan Kristal-İş üyesi işçinin 24 Mayıs’ta çıkacağı greve dair yasak kararı 22 Mayıs gece yarısı Resmi Gazete'de yayımlandı. Ve grev OHAL kapsamında denildi. Bize bu konuşmayı değerlendirebilir misiniz?

Ben normalde herhangi bir konuşmasını izleyip dinlemiyorum. Lakin bahsi geçen konuda böylesi bir konuşma yine kendi standartlarındadır.
Bir bakışta kendileri de patron oldukları için “OHAL sizin için (patronları işaret ederek) bulunmaz nimettir” diyor. İtaat et rahat et misali. Kendilerinden başka herkes terörist! OHAL kendilerinden başka herkes için geçerlidir” diyor. Hazret (Tayyip Erdoğan), haklarını alabilmek için en doğal hakları olan grevi bile KHK’larla yasaklıyor veya OHAL gerekçesiyle iptal ediyor. Maalesef hala akişçiler (AKP) bunu görmek istemiyor. Veya işlerine geldiği için yandaşdırlar, tabii gücü ellerinden yitirmemek için, yargılanmamak için vs düzmece bir tiyatro ile OHAL ilanı yapıldı, akabinde KHK’lar... ve neticede karşı görüş dahil tüm işçiler, sosyalistler, emekçiler... kısacası kendilerinden olmayanlar terörist oldu.
Haliyle OHAL, KHK onlara geçerli oldu. Hal böyleyken tabii ki patron için engel olmaz, bir bakıma “nasılsa işçi sesini çıkaramaz, çıkarırsa keserim sesini” deniyor.

MÜSİAD Genel Kurulu'nda Konuşan Tayyip Erdoğan, OHAL terörist olmayanlar için yok hükmündedir” dedi.
OHAL ile bugüne kadar birçok grev “Milli güvenlik” gerekçe gösterilerek yasaklandı. Ve binlerce kamu emekçisi KHK’lerle kamudan ihraç edildi. Tayyip Erdoğan’a göre işçiler, emekçiler terörist olarak nitelendiriliyor.
2002’den beri iktidarda olan AKP işçilere, emekçilere saldırıda sınır tanımıyor. KİT'leri satarak, sağlığı özelleştirerek saldırılarını süreklileştirdi ve sınır tanımadı. Patronlara uşaklıkta sınır tanımayan Tayyip, yakın zamanda zorunlu BES’i dayatarak emekçilerin son kalesi olan kıdem tazminatını da patronlara peşkeş çekmeye hazırlanıyor. Emeklilik yaşını 55’den 72’ye çıkarmanın hesaplarını yapıp dillendirmeye başladılar bile.
Kendilerinin planlayıp hayata geçirdikleri sözde darbe oyununu OHAL ile taçlandırarak tüm hak ve özgürlükleri askıya aldı. Zaten kötü olan çalışma koşullarını cehenneme çevirerek patronlara işçileri sınırsız sömürme fırsatı verdiler.
En küçük talepleri dahi işten atmalarla OHAL ile tehditler, polis saldırılarıyla bastırdı.
OHAL ile artan iş cinayetleri ve sakat kalmalar sorgulanamazken, yaşanan iş cinayetlerinin sayısı bile bilinmemektedir.
Bu saldırılarla başa çıkmanın tek yolu ise bilinçli ve örgütlü mücadeledir.

Ben 15 senedir Şişecam'da çalışıyorum. Ailemde Şişecam'da çalışan 3. kuşağım.
Bizim grevimizi Bakanlar Kurulu 2014'te erteledi. Ve biz mahkemeye başvurduk, mahkeme tarafından biz haklı çıktık. Yasalara rağmen hakkımız olan grev ertelenmesini biz çalışanlar olarak tasvip etmiyoruz.
AKP’li olan işçi arkadaşlarımız AKP’li olmalarına rağmen grev ertelemesinin yanlış olduğunu ifade ederek AHİM ve BİMER’e mail attılar ama ne fayda, iş işten geçmişti.
Ve biz gerçekten şu anda bir bütün olarak hareket ediyoruz. Lakin işçi arkadaşlarımızın arasında şu anki hükümeti destekleyenlerin de eli kolu bağlı bence. İnsanlar geçmişini unutuyor. Ve cahilleşiyoruz. Geçmişte grevlerin nasıl olduğu ve nasıl mücadele ettiklerini dilimizin döndüğünce anlatıyoruz.
Fakat ortam malum ama buna rağmen Bakanlar Kurulu'nun grevimizi ertelemesi normal. Geçmişte de örneği var, bu zamana kadar alınan haklar masa başında alınmadı. Hep meydanlarda işçilerin birlik beraberliği sayesinde alınmıştır.
Özellikle şunun altını çizmek gerekiyor. Bundan önce de ne hakkımız varsa mücadele ederek, kararlı bir şekilde direnerek aldık. Şimdi bu haklarımızı elimizde tutmak içinde direnmek ve sonuna kadar kararlı bir şekilde mücadelemizi sürdürmek zorundayız. Cam işçileri olarak bunun farkındayız. Kararlıyız. Biz kazanacağız.

Grev yasağı aslında ilk değil, Osmanlı döneminden bu yana var. Cumhuriyet'ten sonra da tarihsel olarak devam etmiştir. 1910'lu yıllardan bu yana da devam etmektedir.
Cumhuriyet ilan edildikten sonra birçok alanda yenilikler yapıldı; adına da Atatürk Devrimleri denildi. Ama yapılan bu yenilikler hiçbir zaman yoksul halk tabakası için değildi. Onların çalışma ve yaşama koşullarını gözetmedi hep zenginler için yapıldı ne yapıldıysa. Ama işçi sınıfı için örgütlenme özgürlüğü getirmedi. Mustafa Kemal İzmir İktisat Kongresi'nde topraksız yoksul köylüler için toprak reformu yapamadı.
Bugünlere gelinirken Osmanlı'nın devamı olacak diye nara atanlar, elbette grevi yasaklanan işçileri, KHK'lerle açlığa ve sefalete ittikleri kamu emekçilerini, özellikle de kendilerine oy vermiş olsalar bile, haklarını almak için direnmek gerektiğini anlayan ve direnişte olanlar da onların gözünde teröristtir. Böyle konuşmaları kendileri açısından gayet normal. Ama bizim içinse gerçekten direnmekten başka yol yok. Asıl sorun bunlara evet diyenlerin bunu anlamaları tabii iş işten geçti belki de... Ama hiç olmazsa direnmekte kararlıyız hep birlikte.