Cam direnişinden notlar

Şişecam direnişi güçlü ve zayıf yönleriyle sınıfın kolektif hafızasındaki yerini aldı

İŞÇİ SINIFI
Cumartesi, 10 Haziran 2017 (8 yıl 10 ay önce)

Grevleri yasaklanan cam işçilerinin fiili-meşru mücadele biçimlerindeki ısrarı ve ulaştıkları sonuç, işçi sınıfının kolektif hafızasının nasıl bir birikime tekabül ettiğinin somut ifadesi oldu. Bakanlar Kurulu’nun “Milli güvenliği bozucu” diyerek grevlerini yasaklamasına karşı cam işçileri, metal fırtınanın ve yine en son metal işçilerinin grev yasağı karşısında fabrikalarda geliştirdikleri fiili mücadele hattında yürüdüler. Basına verdikleri demeçlerde, sosyal medya hesaplarından yaptıkları paylaşımlarda metal işçilerini örnek gösterip, Kristal-İş’in de aynı mecrada ilerlemesi gerektiği çağrıları yaptılar.



 



Önceki grev yasakları karşısında “yasal yolları zorlayacağız” diyerek daha baştan havlu atan Kristal-İş, cam işçisinin bu birikiminin ve yıllardır neredeyse sıfır zamla çalışıyor olmasının yarattığı öfkenin kontrol edilemez biçimlerde patlamasından korkarak, işçi iradesini tanımak zorunda kaldı.



 



Son ana kadar bu iradenin basıncıyla hareket eden Kristal-iş, son noktada Şişecam yönetiminin yaptığı tehdit ve şantaj dolu açıklama ve ardından gelen görüşme talebiyle fabrikalardaki fiili direnişleri sonlandırdı. Bu onun için bulunmaz bir fırsat oldu.



 





 



13 gün boyunca fabrikalarında yatıp kalkan, her gün 2 saatlik üretimi durdurma eylemi yapan cam işçileri eylemlerin bitirilmesiyle sözleşmenin imzalanması arasındaki 4 gün boyunca tetikte beklemelerine rağmen, sendika bu arada her zamanki gibi işçileri bilgilendirmeksizin görüşmeleri tamamladı. İşçilerin eylemin bitirilmesi karşısındaki tepkilerineyse “anlaşamazsak aynı şekilde yeniden başlatırız” yanıtı vererek durumu idare etmeye çalıştı.



 



Süreç, Şişecam yönetiminin dayattığı kritik konularda geri adım attırmak başta olmak üzere son tahlilde ortalama bir sözleşmenin imzalanmasıyla noktalandı.



 





 



Bu sonuçta cam işçisinin içten içe kaynayan tepkisinin ve bunu eylemle ifade eden kararlı duruşunun belirleyici olduğu tartışılmaz. Bu açıdan da cam işçileri metal işçilerinin, TÜPRAŞ, Teknorot ve irili ufaklı pekçok fabrikada alınan grev kararlarının, yasaklar karşısında geliştirilen fiili direnişlerin oluşturduğu kolektif birikime önemli bir katkıda bulundular.



 



Sürecin 13 günlük kararlı fiili direniş ve arkasından tüm lekelerine-zayıflıklarına rağmen Şişecam yönetiminin kritik konular başta olmak üzere dayatıcı tutumundan geri adım atarak imzaladığı sözleşmeyle sonuçlanması işçi sınıfının bütünü açısından bu koşullarda moral verici oldu.



 



İşçi kararlı olunca



 



Cam işçisi, bizzat Tayyip Erdoğan’ın grev ve sendikal örgütlenme hakkına ilişkin tehditlerine, Şişecam yönetiminin işçi kıyımı-ücretten kesme sopasını sallamasına rağmen OHAL koşulları altında hem burjuvaziye hem de uzlaşmacı sendikal anlayışa ders vermiş oldu.



 



İşçiler, 2006’dan bu yana bariz bir şekilde uzlaşmacı sendikacılık pratiğine imza atan, toplu sözleşme dönemlerini işçilerden adeta kaçıran, onların iradelerini hiçleştiren Kristal-İş yönetimini taban toplantıları yapmak zorunda bıraktı. Esnenmeyecek-tolere edilmeyecek maddeler muhalifler de dahil tüm işçilerin katıldığı toplantılarda belirlendi. İşçiler o toplantılarda da yaptıkları paylaşım ve röportajlarda da bu maddelerde herhangi bir esnemeyi kabul etmeyeceklerini, bu sözkonusu olursa ‘oksijeni kesecekleri’ni belirtti. Ayrıca şube yönetimlerinin ve işyeri temsilcilerinin atama yoluyla değil, seçimle belirlenmesini istediklerini net bir şekilde ortaya koydular.



 



Sendikanın Şişecam işçilerinin kararlılığının basıncıyla yasağa karşı direniş kararı almak zorunda kalması işçi sınıfı adına önemli bir kazanımdır. İşçi kararlı olduğu zaman sendikasını kendi yanında olmaya zorlayabiliyor. Zorlamalıdır da, yoksa bu sendikal anlayış teslimiyetten başka yere götürmez.



 





 



Bu direniş sadece uzlaşmacı, işbirlikçi sendikal anlayışı zorlamadı, onunla birlikte devleti ve son yıllarda karlarını katlayan Şişecam yönetimini de zorladı.



 



Patronu da devleti de zorladı



 



Devletin tüm topluma OHAL’li bir yaşam dayattığı, yaprağın kıpırdanmasına bile izin vermek istemediği, hemen tüm grevleri yasakladığı, dahası bizzat Tayyip Erdoğan’ın grev ve sendikal örgütlülüğe dönük tehditler savurduğu bir dönemde binlerce işçinin yasağı tanımayıp, çeşitli kentlerdeki fabrikalarda fiili direniş gerçekleştirmesi her konuda “otorite” arayışı içinde olan rejim açısından kabul edilebilir değildi. Cam işçisinin bu duruşunun hem sınıfın bütününde hem de geniş toplumsal kesimlerde yarattığı ilgi ve destek onun açısından başlı başına rahatsız ediciydi.



 



Yeni bir devlet-rejim sisteminin inşa edildiği, bunun tüm toplumsal kesimlerin tarihsizleştirilerek-iradesizleştirilerek yeni bir toplumsal inşayla birleştirilmeye çalışıldığı bir dönemde işçi sınıfının bu cendereyi fiili eylemlerle kırması (politik niteliklerinden de bağımsız olarak) sindirilecek bir durum değildi.



 



Fakat buna rağmen saldırı kartı devreye sokulamadı. Bunda işçilerin kararlı duruşunun, birikmiş tepkilerinin görülmesi belirleyici olmuştur. Askerin-polisin devreye sokulmasıyla işin içinden çıkamayacaklarını, destek ve dayanışmanın yayılacağı kaygısı öne çıktı. Her konuda Gezi kabusu gören devlet işçi sınıfı cephesinin şu ya da bu şekilde kontrol altında tutulmasına nasıl bir anlam yüklediği aşikardır.



 





 



Ya Şişecam patronları?

 



Her bir saatlik üretimi durdurmada milyonlarca lira zarar eden Şişecam yönetimi dişlerini sıkarak beklerken, Erdoğan’ın MÜSİAD konuşması kendisi için bulunmaz fırsat oldu. O konuşmanın ardından yazılı bir açıklama yaparak işçileri işten atmak ve ücretlerinden kesinti yapmakla tehdit etti.



 



Bundan güç alan ve işçiye devletinin de sopasını sallamış olan patron tarafı aynı zamanda işin daha fazla tırmanmasını da göze alamayarak, görüşme kartını yeniden masaya sürdü. Sonuçta 4 gün içinde yapılan çeşitli görüşmelerden sonra kamuoyuna da açıklanan sözleşme imzalanmış oldu.



 



Anlamlı direnişin iç handikapları



 



Birincisi, işçiler direniş kararı alırken ilerleyen süreç içinde olabilecek gelişmeleri üç aşağı-beş yukarı öngörüp sendika bürokrasisinin sınırlarına uygun bir hazırlık yapmalıydı. Direnişin bitirilmesi-durdurulması olasılıklarını dikkate almalıydı, bu öngörüye uygun bir taban inisiyatifi örgütlemeliydi.



 



Sendika’nın Şişecam yönetiminin tehdit dolu açıklaması ve görüşme talebinden hemen sonra görüşmelerin yeniden başladığı gerekçesiyle direnişi sonlandırmasına izin verilmemeliydi. Nitekim sözünü ettiğimiz öngörü ve hazırlıkla direnişe başlanmış ve devam edilmiş olsaydı imzalanan anlaşma işçilerin taleplerine daha yakın bir anlaşma olurdu.  



 



Ama işçiler “Kristal-İş geleneği alınan karara uymayı, eleştirileri sonra dile getirmeyi gerektirir” yaklaşımıyla hareket ettiler.



 





 



Bu yaklaşım yanlış olana gerektiği anda müdahale etmemek anlamına geliyorsa; daha sonra sonuca itiraz etmenin bir etkisinin olmayacağı da açıktır. Çünkü kaçıncı keredir grevleri yasaklanan ve 2006’dan sonra neredeyse sıfır zam alan cam işçisi bugüne kadar böyle davrandığı için sonuç hep böyle olageldi ve bu bir yönüyle son süreçte de tekrarlanmış oldu. Bu nedenle de anlaşma imzalandıktan sonra işçilerin “bize sorulmadan imzalandı” demesinin bir noktadan sonra anlamlı olmayacağı ortadadır.



 



Böylesi bir yanlışı tekrar etmemek özelikle sınıfın bütünü açısından önemli bir eşik olarak karşımızda duruyor. 



 



İnisiyatif bir noktadan sonra bürokrasiye kaptırıldı



 



İkincisi, direniş inisiyatifinin bir noktadan sonra sendika yönetiminin eline geçmiş olmasıdır. Direnişin kararlılığı, azmi, işçilerin direngenliği, işçi sınıfının odak merkezi olduğu kadar uzlaşmacı sendika ve sermayenin de odak merkezindeydi. Her ikisinin korku noktası…



 



O nedenle de hemen “Şişecam görüşmeleri yeniden başlatma talebi yapıyorsa, Kristal İş de bir adım atmalıydı” moduna geçildi ve direniş durdurulup fabrikalar boşalttırıldı.



 



Bu gerek patron gerekse sendika için nefes alma, bu arada da işçilerin eylem atmosferinden uzaklaşarak aslında kararlılıklarını çözme anlamına gelen bir manevra oldu aslında. Niyet okumuyoruz; ama pratikte olan budur. İşçilerin tepkisine karşı sendikanın “anlaşma sağlanmazsa yeniden başlarız” demesinin de bu noktada bir kıymet-i harbiyesi yoktu, bunu en fazla da kendisi biliyordu.



 



Gerçekten anlaşma olmasaydı eylemleri başlatırlar mıydı? Başlatsalar bile fabrikalara işçiler girebilir miydi?



 



İşçilerin yeniden eylem yapabilecekleri olasılığıyla fabrikaya alınmayacakları açıktı. Grev yasağı kararını tanımayıp fiili direniş başlatan cam işçisinin o kapıdan polisiye tedbirler olmaksızın giremeyeceğini tahmin etmek güç değildir. Bu noktada da sendika “hukuki yollardan hakkımızı arayacağız” deyip durumu en fazla basın açıklamalarıyla geçiştirecekti.



 



Aşılması gereken asıl eşik



 



Şimdi en önemli soru şu, işçilerle hazırlanan taslak 2.75 iken neden 1.80’de anlaşma sağlandı. Bunu bir tek cevabı var. Direniş inisiyatifinin el değiştirip sendikanın eline geçmesi.



 



Sendikanın “eylemlere ara veriyoruz” diyerek eylemleri bitirmesine, fabrikaların terk edilmesine ve direnişin inisiyatifinin sendikanın eline geçmesine direnişin öncülerinin ses çıkarmamaları. Bu tutum(suzluk) yeniden başlayan toplu sözleşme görüşmelerinde taslağın geri halinin imzalanmasının önünü açtı.



 





 



Yanlış olduğunu bile bile, “biz Kristal İş geleneğinde yetiştik. Merkezin aldığı kararları muhalif kanat da olsak uygularız, sonra hesap sorarız” gibi bir anlayışın hakim olması nedeniyle direniş inisiyatifi sendikanın eline sunulmuş oldu.



 



İş işten geçtikten sonra hesap sormanın herhangi bir yaptırım gücü olamayacağı hayatın neredeyse kesin bir kuralıdır.



 



İşte işçi sınıfının aşması gereken asıl eşiklerden bir tanesi de buydu. Ama olmadı ve eylemler durduruldu, fabrikalar boşaltıldı.



 



İşçi basıncı da hiçe sayılamadı



 



Dört günlük tedirgin, kendi içinde öfke, isyan ve endişeli bekleyiş süreci yaşandı. Tabii bu süreç içinde direniş kararlılığında kırılganlıklar da yaşanmaya başlanmıştı.



 



Ama cam işçisinin hem grev yasağını tanımayan dik duruşu ve kararlılığı hem de daha önceki süreçlerdeki taban toplantıları sendikayı görüşme masasında işçilerin talepleri doğrultusunda mücadele etmeye zorladı. Yoksa “oksijenin kesileceği” endişesi baskın geldi. İmzalanan anlaşmanın arkasındaki esas gerçek de budur.



 



Bundan sonraya hazır olmak



 



Keza önümüzdeki günlerde patron da sendika bürokrasisi de bu sürecin intikamını almak için elinden geleni yapacaktır. Şişecam işçisi de bunun endişesini taşıyor zaten.



 



Mesela raporlu listeleri, listeler üzerinde oynanan oyunlar ve ardından birçok işçinin işten çıkarılması gündeme gelebilir.



 



İkicisi; Otocam konusu halen bir muamma. Kristal İş Sendikası’nın açıklamalarıyla  Şişecam yönetiminin açıklamaları arasında çelişkiler bulunmakta ve Kristal-İş yönetimi bu konuda halen bir açıklama yapmış değil.



 



Üçüncüsü; 20-25 senelik işçinin saat ücretleri zaten 17 lira civarındaydı. Zam ortalama alınarak yapıldığı için altı ay önce kadrolu olan işçiler 9.80’den 10.71’e, 8 senelik 40-50 işçinin artışı ise 8’den 9.87 TL’ye çıkmış oldu. İşçiler bu durumdan hala rahatsızlar. Bu durum daha sonraki sözleşmeler için özel bir duyarlılık konusu olmalı.



 



Bu endişeler Şişecam fabrikalarında çalışan işçilerin tarafından yaşanmakta.  Ayrıca toplu sözleşme imzalanmadan önce işçilere danışılmaması da bundan sonraki süreçte daha çok dikkatli ve denetleyici olmalarını gerektiren bir gerçeklik.



 





 



Her şeye rağmen kazandılar



 



Bütün bunların ışığında baktığımızda Şişecam işçileri kazandılar. Direnerek neleri başarabileceklerini gördüler, işçi sınıfına da gösterdiler. Eksiklikleriyle, hatalarıyla bu böyle… Şimdi önemli olan Şişecam işçilerinin gerek öncesinde gerek bu süreçte kazandığı deneyimi bundan sonraki mücadelenin harcı kılabilmesidir. Sınıfsal bakış açışıyla sendikayı denetlemesi, o taban toplantılarında dile getirdiği taleplerin arkasında durarak, onlar için mücadele etmesidir. Olası işçi kıyılarına karşı aynı fiili-meşru mücadele hattında ısrar etmesidir.