'Sıfır Kaza' kampanyasının üzerinden geçen 1 ayda 166 işçinin hayatını kaybettiğini açıkladı
İSİG Meclisi Çalışma Bakanlığı’nın 13 Mayıs’ta inşaat sektörünü eksen alarak 3. Havalimanı şantiyesinde başlattığı “Hedef sıfır Kaza” kampanyasının sadece birinci ayında (13 Mayıs – 12 Haziran arasında) en az 166 işçinin yaşamını yitirdiğini, bu rakamın 2017’de yaşanan en yüksek rakam olduğunu açıkladı.
Meclis, geçen bir aylık dönemde Türkiye’nin birçok şehrine giden Bakanlık bürokratlarının AKP’li yıllarda en az 20 bin işçinin iş cinayetlerinde katledildiklerini pişkince “görmezden gelerek” Çalışma Bakanı’nın ‘AKP döneminde iş kazaları azalıyor, hedef sıfır kaza’ açıklamalarını yinelediklerini belirtti.
Devletin denetim yapmadığını ve çıkardığı yasalarda bile ertelemeler yaptığını, patronların önlem almak şöyle dursun işyerlerinde sorgulanamaz kurallarla bir çalışma rejimi oluşturduklarını, bunun bir iş cinayetleri rejimi olduğunu belirten Meclis çözüm konusundaysa 1 ay önce söylediklerini yineledi:
Çözüm için ise önceliğin sendikal örgütlenme özgürlüğü, güvencesiz çalışma biçimlerinin yasaklanması, çalışma saatleri ve barınma gibi birçok unsurun değişmesi gerektiğini kaydetmiş; üretim biçiminin sorgulanmasının altını çizmiştik.
Başlatılan kampanyanın eksenine konulan inşaat işkolundaysa bu bir ayda en az 33 inşaat işçisinin yaşamını yitirdiğini kaydeden Meclis, inşaatlardaki iş cinayetlerinin yüzde 79’unun yüksekten düşmeler ve ezilme/göçüklerle gerçekleştiğini ifade etti.
‘Çözüm mü istiyorsunuz, buyurun biraz da bizi dinleyin’ başlığıyla devam eden raporda yaşanan iş cinayetlerinin oluş biçimlerinin bile işçilerin kişisel korunma malzemelerini kullanmamalarıyla değil, patronların açık ihmalleriyle gerçekleştikleri vurgulanarak şunlar belirtildi:
Bu iş cinayetlerine daha yakından baktığımızda, yarısından fazlasının yüksekten düşme olduğunu, düşme nedenlerinin de “uygun korkuluklu iskele olmaması”, “asansör, döşeme boşluklarının kapatılmaması”, “Döşeme kenarlarına korkuluk konmaması” gibi temel önlemlerin alınmamasından kaynaklandığını görüyoruz. Tabii ki buna neden olan denetim, gözetim ve eğitim hususları. Tüm bunlardan sonra ancak tali bir husus olarak sayılabilecek kişisel koruyucu eksikliği olduğunu görüyoruz. Çok basit, standartlara uygun iskele kurulmamış, standartlara uygun korkuluk yerleştirilmemiş, bunlar denetlenmemiş… İşçi hatası bunun neresinde? Hiçbir yerinde değil…
Yine iskelede çalışan bir işçi çelik halatın yüksek gerilim hattına teması sonucu yaşamını yitiriyor. O kadar yaygın, o kadar bilindik bir iş cinayeti ki, işçi sağlığı ve iş güvenliğinde en temel ölüm nedenleri arasında, fotoğraflarla, çizimlerle anlatılıyor. Elektrik akımı kesilmeli veya mevzuatımızda çok net bir şekilde belirtilen uzaklığa taşınmalı diyoruz. Demek ki eğitimlerde/derslerde anlatmakla olmuyor, yetmiyor… Burada da işçi mi suçlu diyeceğiz?
Yapı makinalarındaki kazalara baktığımızda bir işçi su kanalı yapımında devrilen makinanın altında kalarak, bir işçi hafriyat kamyonuyla çarpışan bir yapı makinasının içinde çarpışma sonucu, bir işçi de dolgu malzemesi dökerken devrilen kamyonun altında kalarak, bir işçi baraj şantiyesinde teleferik hattındaki sarsıntı sonucu sepetin düşmesi sonucu ölüyor. Bir diğer malzeme düşmesi olarak incelediğimiz olayda ise işçi, vinç tarafından taşınan borunun düşmesi sonucu yaşamını yitiriyor. Bir işçi yıkım sırasında, yıkılan kısmın altında kalarak yaşamını yitiriyor, ki yıkım işi ciddi uzmanlık isteyen, planlı şekilde yapılması gereken bir iştir, bir uzmanlık alanıdır. İşçi hatası bunun neresinde? Kişisel koruyucu bunun neresinde? Hiçbir yerinde değil…
Bilmediğimiz, bizim için sürpriz olan, önlememizin önünde engel olan hiçbir şey yok, hiçbir şey! Büyük iddialı sözlere gerek yok, hemen, somut, bir iki gün içinde alınması gereken önlemler belli. Tekniğine uygun iskele, korkuluk, boşlukların kapatılması, yapı makinalarının planlı ve denetimli bir şekilde operasyonları gerçekleştirmesi, uygun malzeme taşınması, iletilmesi, bu kadar basit, bu kadar temel şeylerden söz ediyoruz 3. Havalimanı’nda gerçekleştirilen etkinliğin toplam masraflarıyla karşılaştırıldığında veya 81 ilde yapılacak o etkinlikler için harcanacak paralarla kıyaslandığında lafı bile edilemeyecek, ufacık masraflar. Hadi sermayedar sineğin yağını hesaplar biliyoruz, ama o kadar toplantı, kampanya veya moda tabirle “PR faaliyeti” yapacağımıza her gün “100 şantiyeyi denetliyoruz” , “mevzuata uygun olmayan her işyerini kapatıyoruz” desek acaba? Bunu yapacak siyasi irade yok mu diyorsunuz? 2002 yılından beri iktidarda olan, tüm iktidar aygıtlarında tam gücü olan bir iktidarın önünde hiçbir engel yok değil mi? Neden hâlâ “işçi güvenlik kemerini takmıyor” noktasına takılıp kalıyorsunuz? Çok basit sorular, çok basit yanıtlar… Var mısınız bu yanıtları hep birlikte ama özellikle de işçilerle birlikte verelim.