TBMM'den geçerek yasalaşan düzenlemeyle araştırma görevlileri için güvencesizlik temel çalışma biçimi oluyor
Kamu emekçilerine nispi iş güvencesi sağlayan 657’yi kaldırmaya ve sözleşmeliliği-performans sistemini temel çalışma biçimi haline getirmeyi hedefleyen hükümet ilk adımı akademiyle atıyor. Araştırma görevlilerini sözleşmeli çalışmaya yani güvencesizliğe mahkum eden 50/d Meclis Genel Kurulu’ndan geçti.
2012’den itibaren gündeme gelen ve akademisyenlerin şu ya da bu şekilde tepki gösterdikleri, çeşitli eylemelerle tutum aldıkları 50/d yani sözleşmelilik böylece araştırma görevlileri açısından temel çalışma biçimi haline getirilmiş oldu.
Daha önce TBMM Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi Ve Teknoloji Komisyonu’nda görüşülen ve kabul edilen, en son Meclis Genel Kurulu’ndan da geçirilen düzenlemeyle üniversiteyle sanayi arasındaki ilişki doğrudanlaştırılıyor, eğitimin önceliği sanayinin gelişimine göre belirleniyor, öğrenci müşterileştirilirken akademisyen de işçileştirilmiş oluyor.
Genel Kurul’dan geçen tasarı pek çok açıdan üniversitenin kapitalist üretimin ihtiyaçları temelindeki dönüşümünde önemli bir eşiği de ifade ediyor.
Meclis’ten geçen bu tasarıyla bundan sonra doktoralı araştırma görevlilerinin sadece yüzde 20’si yardımcı doçentliğe yükselebiliyor. “Doktora sonrası araştırmacı” adı altında esnek ve güvencesiz istihdam başlıyor. Performans denetimi akademik yükselmenin temel kriteri olup, fen ve mühendislik bilimlerindeki son sınıf lisans öğrencilerinin özel sektörde çalışması zorunlu kılınıyor.
Tasarıyla ilgili daha önce de kapsamlı bir açılama yapan Eğitim-Sen, Genel Kurul’dan geçmesinden sonra da, “yapılan düzenlemeyle yükseköğretim alanında geri dönüşü zor bir yola girildiğini” belirterek, şöyle devam etti:
-YÖK, üniversitelerin farklı alanlarda ihtisaslaşması için yetkilendirilmiş,
-Üniversitelerin bünyesinde “teknoloji transfer ofisi” adı altında sermaye şirketleri kurulması sağlanarak, üniversitelerin özgürce hakikat arayışı ve bilimsel bilgi üretme çabasından ziyade “kar getirisi” olan işlere öncelik vermesi sağlanmış,
-Kurulan “Yükseköğretim Kalite Kurulu” ile üniverstilerin şirketleşmesi, öğrencilerin müşterileştirilmesi, akademik ve idari personelin de işçileştirilmesi hızlandırılmış,
-Meslek liselerindeki dönüşüme paralel biçimde gençlerin işçileştirilmesini hızlandırmak amacıyla yükseköğretim alanının ikinci YÖK’ü, Meslek Yüksekokulları Koordinasyon Kurulu kurulmuş,
-Organize sanayi bölgelerinde, organize sanayi bölgesi veya devlet üniversiteleri tarafından kurulan meslek yüksekokullarında öğrenim gören her bir öğrencinin işçileştirilmesi için eğitim desteği adı altında kaynak aktarılmasının önü açılmış,
-Eğitim programları ve kontenjanlarının planlanması amacıyla bünyesinde TOBB’unda bulunduğu Yükseköğretim Eğitim Programları Danışma Kurulu kurularak, eğitim alanındaki sorunlara çözüm üretmek yerine sorunların sürdürülebilir düzeyde tutulması amaçlanmıştır.
Belirtmek isteriz ki bu yasanın sonuçları, üniversiteler ve akademi açısından yıkım olacaktır. 2547 sayılı yasada yapılan söz konusu değişiklikler, üniversitelerin ve akademinin geleceğini yakından ilgilendirmesi, araştırma görevlilerinin emeğini, haklarını, geleceğini yok sayması ve yoksul ailelerinin çocuklarını işçileştirerek geleceklerine ipotek koyması nedeniyle başta muhalefet partileri olmak üzere tüm toplumun karşı çıkması gereken niteliktedir. Üstelik böylesine hayati düzenlemeler, söz sahibi olması gereken akademisyenlerin, sendikaların, öğrencilerin iradesi yok sayılarak yapılmıştır. OHAL hukuksuzluğu sürerken ve üniversiteler susturulmuşken yasalaştırılan tasarının kabul edilmesi mümkün değildir. Bu nedenle, ilgili yasanın hızla Anayasa Mahkemesi’ne götürülmesi için çeşitli girişimlerde bulunacağımız bilinmelidir.