Arayış!..

Dershanede geçer yaşamaya ayrılmış tüm zaman.. Haftanın altı günü, sabah sekiz, akşam dokuz... Neden böyle, ne yapmalıyım?

GÜNCEL
Çarşamba, 20 Aralık 2006 (19 yıl 10 ay önce)

Mutsuzum, çok mutsuzum! Neden böyleyim? Ben yoksa hep böyle miydim acaba? Ruhsal dengemi mi yitirdim? Ya da benim ruhsal dengem hep bozuk muydu?

Düşünüyorum…

Geçmişe dönüyorum. Ben böyle değildim adrenalin salgıladığım dönemlerim de vardı benim. Hatta mutluluğu yasadığım zamanlar yavaş yavaş aklıma geliyor. Nerede koptum o zaman ben? Bilmiyorum… Bildiğim tek şey acıyorum, acı çekiyorum. Ve bu acıdan kurtulmak istiyorum. Yasadığım ortam bana mutsuzluk veriyor. Yasadığım ortamdan kurtulmak istiyorum. Neden dershanede çalışmak istedim ki ben? Başka çarem yok diye mi? Zorunluluk muydu? Neden dershaneci oldum? Evet ben çok iyi biliyorum bu meslek benim için BİLİNÇLİ BİR TERCİHTİ. Öğretmen bir anne babanın, idealist bir anne babanın kendince idealist bir evladı olarak tercih ettim bu mesleği. Ne para kaygısı ne kişisel kaygılar sadece ve sadece toplum hayatına anlamlı bir katkı yapmak. İnsanların geleceklerini kurmalarında katkıda bulunmak. Aslında bunu anlatmak çok zor. Daha fazla uzatmayacağım. Bu satırları okuyan öğretmenler bunu çok iyi anlayacaklar, neyden bahsettiğimi…

“Aslında emeğimizin karşılığı bu değil, bizim emeğimizin karşılığı parayla ölçülemez, öğretmenlik çok kutsal bir meslek…”

Bu yıl 100 milyon lira para veriyoruz. Bizimle bir süre çalışın biz sizleri yetiştireceğiz. Siz yetiştikten sonra çok güzel koşullarda iş bulabileceksiniz. Aslına bakarsanız hocam bu işte aslolan da tecrübe. Emin olun birileri sizi iyi eğitip geliştirsin, geleceğinizi çok iyi kurarsınız. Emeğinizin karşılığı değil biliyoruz; ama malum bizim ekonomik durumumuz da belli. Biz size 300 milyon lira verelim. Biz başka yere benzemeyiz. Biz söz verirsek tutarız.burada çok samimi bir ortam var . Öğretmenler birbirleri ile kardeş gibidirler. Birbirlerini çok severler…
Vay be bu sefer sanırım şansım bana gülüyor. Geleceğimi kurtarıyorum. Galiba az kaldı biraz dişimi sıktım mı 3 yıla kadar buraların en iyisi ben olurum.

Sık dişini……………………

Ardından aksam saat 8’lere kadar dersler ‘ya buradaki öğrenciler de önceki dershanelere göre daha temiz’ Bu çocuklar için kendimden de ödün versem ne olacak ki! Dersler saat 8’lere kadar, dershanede geçer yaşamaya ayrılmış tüm zaman. Her şey ne kadar güzel. Öğrencilerin ideali de sensin. Yönetim de senden gayet memnun. Patron seni her gördüğünde gülümser bir göz kırpar. Öğretmenler seni kıskanır. Her öğretmen odasına girdiğinde peşinde birkaç öğrenci. Diğer öğretmenler sana imrenerek bakarlar. Tabi sen nasıl düşünürsün? Galiba buraya gelen en iyi öğretmen benim. Derken aylar geçmeye devam eder. İlk zamanlar o kadar güzel geçmesine rağmen, birden bir gariplik kaplar içini. Galiba biraz yoruldum. Öğrencilere eskisi kadar zaman ayıramıyorum. Saat 8 dedi mi dershaneden çıkmaya başlıyorum. Öğrenciler hala peşimde. Ama galiba eski performans yok artık. Sorulara bakınca biraz bekliyorum. Ne oldu bana ya!? Galiba benim birkaç gün dinlenmem lazım. Neyse şunun şurasında bayrama ne kaldı. 10 -15 gün dişimi sıkarsam 9 günlük tatil var. Tatilde hem konuları tekrar gözden geçiririm hem de dinlenirim. Vay be galiba eskiye dönüş var! Öğretmen teneffüste… Artık öğrenciler peşinden gelmiyor. Yok yok ben çok saldım kendimi. Neyse bayramdan sonra her şey tersine dönecek.

Nihayet bayram tatili gelir. Bir hafta boş boş bakışlarla izlenen televizyon arada tek tük çözülen sorular; ama tatilin ana fikri; acaba seneye ne olacak? Benle anlaşacaklar mı? Ya anlaşmazlarsa? Ya da ben yeni bir yer mi arasam? Acaba erken mi? Beklesem mi? Kaygılar, kaygılar, kaygılar……..

Artık hissettiğim tek bir duygu var: kaygı…

Tatil biter. Ya keşke birkaç gün daha sürseydi. 2 gün daha sürse mükemmel olacaktı ya neyse. Sabahtan yine başlar dersler akşam 8’e kadar. Ya ben iyi bir matematikçi değil miyim kaygısının yanında, çalışma süreleri çok uzun galiba. Haftanın 6 günü sabah 9 akşam 8! Bu galiba biraz fazla. Hakikaten ben ne zamandır hiçbir şey yapmıyorum. Evde televizyon izlemek dışında hiçbir şey yapmıyorum. Benim galiba biraz sosyal etkinliğe ihtiyacım var. Tiyatroya gitmeliyim. Gitmesem daha mı iyi? Gitmeyeyim o saatte eve gider yatarım…

Büyük an geldi! Önümüzdeki yıl ne yapacağımız az sonraki toplantıda belli olacak. Patron ne kadar güzel gülümsüyor. Aslında adam fena biri değil. Az sonra
Hocam biz senden gayet memnun kaldık. Senin matematikçiliğine diyecek bir şeyimiz yok. Sen iyi bir matematikçisin; ama önümüzdeki yıl bizim durumumuz belli değil. Yani kaç öğrencimiz olur, işi yürütebilir miyiz, bilmiyoruz. Onun için eylülde biz seni ararız ama sen kendine bir iş baksan daha iyi olur…
Üzerimden kaynar sular döküldü. Ağlamak istiyorum, ağlamak istiyorum… Bunun için miydi her şey? Hasta yatağımdan kalkıp gelmem, her gün aksam 9’lara kadar çalışmam, her şey bunun için miydi?

Neden böyle oldu? Niye? Ne yapmalıyım?…

İnsan galiba sadece diğerleriyle birlikte yaşar gibi görünür ama galiba yalnızdır. İnsan yalnız ölür. Acaba böyle mi?

Ben mutsuzum...

Benimle aynı nedenlerden mutsuz olan var mı?

dershane öğretmenleri bülteni, Sayı: 1
www.dershaneogretmenleri.org