Garip Dede Dergahı Yönetim Kurulu Başkanı Celal Fırat’la eğitimde yaşananları ve 17 Eylül mitingini konuştuk
Alevi Bektaşi Federasyonu ve Eğitim-Sen öncülüğünde bir araya gelen demokratik güçler, 17 Eylül’de Kartal’da “Hak ve Adalet” mitingi düzenleyecek.
Laik, bilimsel, parasız ve anadilde eğitim talepleriyle yapılacak miting için Türkiye’nin pek çok ilinden, özellikle de Marmara Bölgesi’nden geniş katılım bekleniyor.
Cem Vakfı gibi devletle iç içe geçen kurumlar dışındaki tüm Alevi kurumlarının katılım göstereceği mitingin hazırlıkları da geniş katılımlı mahalli toplantılarla sürüyor.
Görüştüğümüz kurum yöneticileri şimdiye kadar onlarca bölgede köy derneklerinden çeşitli kitle örgütü ve demokratik kuruma kadar sayısız örgütün katıldığı toplantılar yapıldığını, mitinge hazırlık için faaliyetin genişletileceğini belirttiler.
17 Eylül Pazar günü saat 13:00’te İstanbul Kartal Meydanı’nda düzenlenecek olan mitingi Garip Dede Dergahı Yönetim Kurulu Başkanı Celal Fırat’la konuştuk.
Eğitimin rejim açısından hedeflenen toplumsal dönüşümde stratejik bir alan haline geldiği bu koşullarda tüm olup bitenlerin Alevi toplumunda nasıl karşılandığını sorduğumuz Fırat, sorunun tek başına eğitime daraltılamayacağı gibi eğitim alanında olup bitenlerin de tek başına Alevi toplumunun sorunu olarak görülemeyeceğini vurgulayarak, şunları söyledi:

Alınteri: Eğitimin hem içeriğinde hem de biçiminde toplumu dönüştürmeyi hedefleyen pekçok düzenleme yapılıyor. Tüm bunlarla ilgili ne dersiniz?
Celal Fırat (CF): Eğitim ekseninde gidiyoruz, ama sorunu sırf eğitim ekseninde de ele almamak lazım. Türkiye’deki tüm hak-hukuk sorunları konusunda yapılıp edilenlere destek olunması lazım… Her alanda her platformda söylem ve eylem geliştirecek çalışmaların olması lazım.
Alınteri: Eğitimdeki bu altüst oluşu Alevi toplumu nasıl karşılıyor?
CF: Alevilerin referansı 72 millete aynı gözle bakmak, aynı eksende bakmaktır. Her şeyin böyle din ekseninde yürümesine biz Aleviler olarak doğru bulmuyoruz. Alevilik ekseninde ders verilirse biz buna da şiddetle karşı çıkarız. Bu doğru bir yaklaşım değildir. “Nefsine ağır geleni başkasına tatbik etme”, “Gelme gelme; dönme dönme”… Bizim yolumuz, felsefemiz bunları emrediyor. Bu çerçevede Türkiye’de bu kadar hak-hukuksuzluk varken sanki bütün sorunlar din ekseninde olup bitiyor ya da çözüm üretiliyormuş gibi bir basitçiliğe kaçmak bizim inancımızın reddettiği bir olgudur.
Bizim asıl olarak beraber yaşama koşullarını çocuklarımıza anlatmamız lazım. Yarına dair kardeşçe, kimseyi ötekileştirmeden; ırkından-renginden-kökeninden dolayı, dilinden dolayı hiç kimseyi farklı bir eksene koymadan, herkesin kendisini özgürce ifade edebileceği toplumsal algılar, alanlar yaratmamız gerekiyor. Bizim çocuklarımıza öğrettiğimiz ana tema bu.
Ki Hazreti Ali’nin çok güzel bir sözü var. “Bir yerde haksızlık varsa; buna boyun eğersen hakkınla beraber şerefin-namusun-onurunu da kaybedersin” diyor.
İşte İslam coğrafyasında olsun, Ortadoğu’da olsun Türkiye’de olsun her gün şiddet var, gözyaşı var, kan var, nefret var. Haksızlık var, hukuksuzluk var. İnsanlar adeta vicdanlarını bir yerlere kiraya vermiş bir yaklaşımdalar. Bu şiddet daha çok Müslüman geçinen bölgelerde yaşanıyor, düşündürücüdür.
Fakat başka bir yerde de Müslümanlara şiddet uygulanıyor. İşte Arakan’da Müslümanlara yapılanlar… Düşünün bir insanın vicdanının buna tepki koymamasının mümkünatı yok. Bu açıdan da mesele toplumların bir arada, barış ve eşitlik içinde yaşamalarını esas alan bir felsefeyle hareket etmektir.
Onun için her insanın Türkiye’deki özellikle bu hak-hukuksuzluklar konusunda bir şeyler söylemesi lazım. Türkiye’de şu anda “cihatçı” kavram ekseninde yoğun bir çalışma var. Milli Eğitim Bakanı geçen şunu söyledi, “cihattan korkmayın” dedi. Gerçekten devlet yetkilileri bu konularla ilgili o kadar “cahilane” söylemler geliştiriyorlar ki, nasıl korkmayalım?
Şu anda cihat kavramıyla yetişenler gelip insanların kafasını kesiyorlar. Kadınlarımızı-kızlarımızı çocuklarımızı köle pazarlarında cariye olarak satışa çıkarıyorlar. Kendileri gibi düşünmeyenlere yönelik müthiş bir şekilde şiddet ekseninde çalışma yürütüyorlar. Bu konularla ilgili gerçekten laik, bilimsel, çağdaş eğitimden yanayız. Mitingin ana teması da bu eksende olacak.
Alınteri: Şimdiye kadar da laik bir eğitim yoktu zaten, öyle olduğunu düşünmüyorsunuz sanırım. Elbette şimdinin dünden farkı dinin alenen eğitimin ekseni haline getirilmesi…
CF: Tabi tabi. Fakat artık kendisini farklı bir şekilde resmetmeye başladı. Türkiye’de artık bir rejim sıkıntısı var, bence bunu konuşmak gerekir. Laiklik. Evet laiklik Türkiye’de hiçbir zaman olmadı.
Alınteri: Sizin dergah olarak laiklikle ilgili tanımınız var mı?
CF: Laiklikle ilgili “Türkiye laiktir laik kalacak” kuru sloganları çok atıldı, bu tek başına kuru bir slogan. Mesela bir ara hatta Cumhuriyet mitingleri yapıldığında “Mollalar İran’a “ deniliyordu, şimdi o kesimlerin bir kısmı İran’a selam duruyor. Büyük bir tezat…
Türkiye keşke laik olabilse. Herkes kendi gelenek ve göreneklerini, ifade edebilse; devlet bu eksende herkese eşit mesafede dursa... Vatandaşını eşit yurttaşlık çerçevesinde görse... Bunu göremedik maalesef, göremiyoruz.
Son zamanlarda bu, “benim gibi düşüneceksin”e vardı. Nasıl giyineceğimize, kaç çocuk yapacağımıza, ne içeceğimize dair bile adeta direktif veriliyor. Mesela “ayran milli içeceğimizdir” diyor Cumhurbaşkanı. Bir ülkenin Cumhurbaşkanı bunu söyleyebiliyorsa artık gerçekten bu ülkenin çivisi çıkmış demektir.
Bu konuların insanın vicdanını müthiş bir şekilde rahatsız etmesi lazım… Kimse bu konularla ilgili en ufak bir kelam dillendirmiyor. Asıl sıkıntı bu.
Alınteri: Eğitim sistemindeki bu altüst oluş nedeniyle ailelerden size başvurup hukuksal yardım vs. isteyen oluyor mu?
CF: Kesinlikle çok. Bununla ilgili yüzlerce başvuru geliyor. Okulların şu anda yüzde 35-50’sinin imam hatipleşmesi için baskı yapılıyor. Çocuklarını buralara göndermek istemeyen bir sürü insanlarımız var. Fakat onların elleri bu konuda bağlı vaziyette. Biz de bu konuda Alevi örgütleri olarak elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Ki bu sadece Alevi örgütlerinin de meselesi değil bu ülkede yaşayan bütün insanların vicdan meselesidir. Her kesimin el ele verip bu sorunları beraber çözmeyi esas alması lazımdır. Yoksa sadece bir Alevilik ekseninde soruna yaklaşıldığında bence sıkıntı yaşarız, bu doğru da değil. Bu sadece Alevilerin sorunu değil, ülkede yaşayan tüm halkların problemidir. Böyle bakmak gerekiyor.
Alınteri: Siz dernek olarak bu miting dışında başka bilgilendirme etkinlikleri, çeşitli hukuksal destekler vs. veriyor musunuz?
CF: Tabi tabi. Kesinlikle şu an bizim konuya ilişkin Türkiye’nin her yerinde yoğun çalışmalarımız var. Biz de o çalışmalara katılıyoruz, en azından katkı sunmaya gayret ediyoruz. Düşüncelerimizi, misyonumuzu, vizyonumuzu, yarına dair topluma yönelik beraber yaşama koşullarını nasıl yaratacağımızı, beraber yürüme olgularını… hepsini insanlarımıza anlatmaya, onlara en azından bir umut olmaya gayret ediyoruz, olmamız lazım. Bu çerçevede bundan sonra da yoğun etkinliklerimiz olacak.
Alınteri: Miting, toplantılar tamam. Ama belli ki bu konu bundan sonra çok daha ciddi bir soruna dönüşecek. Buna dönük elbette ki sadece Alevi kurumlarının sorunu değil ama, Alevi kurumlarının özelde buna dönük daha uzun vadeli bir planlaması, hedefleri var mı?
CF: Cemevlerimizde okullar açacağız. Kurumlarımızda hafta sonlarında çocuklarımıza yoğun bir şekilde dersler vereceğiz. Elbette ki bu dersler tamamen inançsal eksende olmayacak. Daha sosyal içerikli bir eksende olacak. Ailelerin de girişimlerine katkı sunabilecek. İşte bu zorba yönetime-diktaya karşı nasıl mücadele edeceğimizin koşullarını çocuklarımıza anlatacağız.
Çocuklarımız bizim yarınlarımız, her şeyimiz. Onları birilerinin vicdan ve düşüncelerine teslim etmememiz lazım. Bu karanlık zihniyete karşı nasıl ortak bir eksende mücadele edeceğimizin olgularını, çocuklarımıza akademik eksende taşımamız lazım. Düşündüğümüz dersleri de böyle planlıyoruz.
Bilgisi, birikimi, donanımı olan insanların gelip burada dersler vermesini sağlayacağız. Diyelim ki bu kurumun yönetim kurulu başkanı benim diye benim anlatacaklarım olur, ama bu konularda çok yetersiz kalırım. Bu konularda yetkin, bilinçli, donanımlı arkadaşların ders vermesini istiyoruz. Alevi kurumlarının bu konuyla ilgili olarak önünde bir yol çizelgesi var.
Alınteri: Sorun toplumsal bir sorun. Ama çocuğu okula giden aileler-öğrenciler ve eğitimcileri doğrudan ilgilendiriyor. Onların birleşik hareketini dayatıyor. Sizin böyle bir koordinasyon sözkonusu olduğunda birlikte hareket etmek gibi bir yaklaşımınız var mı?
CF: Kesinlikle ana tema o. Şu an Türkiye’deki tüm ezilen kesimlerin yan yana gelip beraber yürüme koşullarını biz de zorlayacağız. Ne gerekiyorsa… Onların bize katacakları çok fazla değer vardır, bizim de onlara katacağımız değerler vardır. Herkes kendi etnik kimliğini bir kenara bırakarak beraber yol yürümeyi esas almalı. Elbette etnik kimlik insanın şerefidir, namusudur. Fakat yeri geldiğinde bu kimliğin üstünde davranıp aynı sorunlarla karşı karşıya olanların bir araya gelmesi, birlikte yürümesi gerekir ki bu ceberut yapıdan kurtulunabilinsin.
Alınteri: Son olarak neler söylersiniz?
CF: Şu anda Türkiye’de gerçekten baskıcı bir rejimle karşı karşıyayız. Vicdan sahibi herkesin bir araya gelip, artık ‘bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ dememesi lazım.
Şu anda her vatandaşımızın kapılarının arkasında yılan kafasını kaldırmış bekliyor. Bir yerden talimat gelmesini bekliyor. Talimat da gelecektir.
Onun için “çok geç” demeden, “ah-vah” etmeden herkes bu mücadele ekseninde işin bir yerinden tutmalı. Çok demeden az demeden… Özellikle bu 17 Eylül’deki miting çok önemli. Toplumların yarınlarına dair orada bir yol çizelgesi de belirleyeceğiz. Bundan sonra ne yapacağımıza da dair.
Bu mitingde biz konuşmayacağız, çocuklarımız konuşacak. Orda çok farklı bir miting portresi çizilecek. Orda yarına dair daha gür bir şekilde, topluma umut da verecek bir yol çizelgesi çıkarmayı hedefliyoruz.
Biz birileri gibi bir kurultay yapıp da bırakmayacağız. Arkasını getirmeye gayret göstereceğiz.
Alınteri: Teşekkür ederiz
CF: Hızır herkesin yoldaşı olsun!