Şapatan ya da Hakkari ortadayken Süleyman Soylu "daha çok öldürürüz ama sivilleri kolluyoruz" diyebiliyor
Kirli savaş “ustalarından“ katil Ağar’ın karikatürü olmanın ötesine geçemeyen İçişleri Bakanı sıfatlı Süleyman Soylu bayram için gittiği memleketi Trabzon’dan, tarihsel-toplumsal gericilik birikimine de seslenerek ettiği kelamda, “bu kış hiç yerimizde durmayacağız” tehditleri savurdu. Daha önce “ezdik-bitirdik” demesinin üzerinden kısa zaman geçmeden gerçeğin hiç de öyle olmadığını açığa vuran eylemlerin yaşandığını unutmamış olacak ki, bu sefer daha temkinli konuştu. Kış aylarında da Kürt dağlarında operasyonlar yapacaklarını, alana yayıldıklarını, “kalıntıları” temizlemek istediklerini, elbette bu operasyonlara karşı diğer tarafın da çeşitli eylemler yapabileceğini söyleyerek, halkı ihbarcılığa teşvik edecek ve kirli savaşın parçası haline getirecek vurgularda bulundu.
Açıklamalarının devamında o her zamanki riyakarlığı ve pişkinliğiyle hem bu operasyonlar sırasında bazı “kısıtlarının” olduğu vurgusu yaparak kimi hezimetlerine kılıf yaratmayı ve katliamlar için yeni yasal güvenceler talep etmeyi ihmal etmedi hem de operasyonlarda sivil halkı hedef almamak için ne kadar özenli davrandıklarına dair soğukkanlı yalanlar üfürdü. Ardından da aynı pişkinlikle arada bir kazalar olabileceğini söyleyerek, sivillere dönük katliamlarını mazur göstermeyi ihmal etmedi.
Soylugillerin kanına işleyen bu riyakarlığı-yalancılığı kanıtlamak için özel bir çabaya gerek yok bizce. Fakat Şırnak/Şapatan köyünde daha yeni yaşanan işkenceler, börtü-böcekleriyle yakılan Dersim dağları, Cudi ve Gabar ya da hemen ardından 31 Ağustos’ta Hakkari merkeze bağlı Kanireş Çeşmesi bölgesinde köylülere dönük İHA saldırıları ortada dururken insan “pes doğrusu” demeden edemiyor.

Soylu’nun “küçük kazalar” dediği fakat son derece bilinçli yapıldığı açık olan bu saldırılardan sonuncusunda köylülerden Mehmet Temel hayatını kaybederken, İsmail Aydın, Musa Tarhan ve İbrahim Sak isimli köylüler de yaralandı.
Her zaman yaptıkları gibi bu köylüleri de “PKK’li” ve “işbirlikçi” ilan etmekten geri durmadılar. Hakkâri Valisi, “saldırıda dört PKK’li hayatını kaybetti” ve “işbirlikçi” diye tanıttı onları. Oysaki hayatını kaybeden Temel bayram için köydeki annesini almaya gitmişti. 35 yaşında, iş sahibi ve üç çocuk babası bir sivildi.

Soylu’nun İHA’larla yaptıkları katliamlarla övünürken aynı zamanda lütufmuş gibi “aslında daha çok vurabiliriz ama sivillerle teröristlerin yan yana olduğu hallerde vurmamaya özen gösteriyoruz” dediği şey işte bu. Yalandaki pişkinliğin sınırı yok, ama yalanın da ayakları çok kısa. Fakat kötü olan yalandaki pişkinlikte bu kadar pişkinleşilmesi cesareti. Bu cesaretin tarihsel-toplumsal gericilik birikiminin gücünden beslenebilmesi. Bu gücün kırılamaması…
Öyle olmasa o çok övündükleri İHA’larla yapılan katliamda hayatını kaybeden köylünün cenazesinin kaldırılması kayyım tarafından yasaklanabilir miydi? Ya da böylesine insanlık dışı bir yasak basına yansıdığında kıyamet kopmaz mıydı?!