TÜİK'in 'Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırma' sonuçları yoksullukla-zenginlik arasında büyüyen uçurumu gösteriyor
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı 2016 yılı ‘Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması’ sonuçları, Türkiye’de gelir dağılımındaki uçurumun derinleştiğinin rakamsal ifadesi oldu. Açıklanan verilere göre Türkiye’de zenginle fakir arasındaki uçurum 7.6 kata çıktı. Türkiye nüfusunun en zengin yüzde 20’lik kesimi, ülke gelirlerinin neredeyse yarısı olan yüzde 47.2’sini alırken; en fakir yüzde 20’lik kesim ise sadece yüzde 6.2’sine sahip. 25 milyon kişi “ciddi maddi yoksunluk” içinde, 11, 2 milyon kişi “sürekli yoksulluk” ve 52.4 milyon kişi de kredi kartları, kredi ve benzer yöntemlerle borçlandırılmış durumda.
Neoliberal yağma-talan ve gasp politikalarıyla birlikte sınıflar arası güç ilişkileri ve dağılımında nasıl bir yıkımın ve bu arada nasıl bir türedi zenginleşmenin sözkonusu olduğunu çevremizdeki birkaç örneğe bakarak bile anlamak mümkün. Devletin resmi kurumu TÜİK bile tüm kısıtlarına-sınırlarına rağmen bu gizlenemez uçurumu belli boyutlarıyla teslim etmek zorunda kaldı.
Zenginin daha zengin olduğu, orta sınıflardan bir kesim çözülürken yeni bir orta sınıfın türediğini, işçi ve emekçilerin gaspedilen sosyal kazanımlarının yerine onları adeta dilencileştiren “sosyal yardımların” ikame edildiğini, nüfusun yarıdan çoğunun kredi-kredi kartı gibi borçlanmalarla yaşayabildiğini, en temel gıda-barınma ve günlük ihtiyaçlara ulaşmakta ciddi zorlanmalar yaşandığını gösteren bu veriler şöyle:
– En zengin yüzde 20’lik dilimin toplam gelirden aldığı pay, en yoksul yüzde 20’lik dilimin 7.7 katı.
– Gelir dağılımında eşitliksiz de 2015 yılına göre 0.007 puan artarak 0.404’e yükseldi.
– Bu sonuçlarla Türkiye, OECD ülkeleri arasında gelir dağılım en adaletsiz 4’üncü.
– En zengin yüzde 20’nin payı yüzde 47.2. Bu 2015’a göre 0.7 puanlık bir artışa işaret ediyor.
– En yoksul yüzde 20’nin payı yüzde 6.2. Bu da ancak 0.1 puanlık bir artış demek.
– En zenginlerin payındaki artışın nedenleri: Menkul kıymet kazançları, dolar kuru, faiz ve müteşebbis kazançlarındaki artış.
– En yoksullar ‘yevmiye’ artışıyla yetinirken asıl gelir kaynakları sosyal yardımlar.
Nüfusun yüzde 14.3’ü, yani 11 milyon 26 bin kişi yoksulluk sınırının altında (yıllık geliri 7 bin 116 liranın altında, günlüğü 20 lirayı bulmuyor).
Sürekli yoksulların (dört yıllık veri döneminde üç yıldan en az ikisinde de yoksulluk sınırının altında kalanlar) oranı yüzde 14.6.
Orta alt grubun (ikinci yüzde 20’lik dilim) gelir payı, 2015’te yüzde 10.7 iken 2016’da yüzde 10.6’ya indi. Orta grubun (üçüncü yüzde 20’lik dilim) payı yüzde 15.2’den yüzde 15’e indi. Orta üst grubun (dördüncü yüzde 20’lik dilim) payı da yüzde 21.5’ten yüzde 21.1’e geriledi.
Nüfusun yüzde 37.7’si (29 milyon) iki günde bir et, balık, tavuk içeren bir yemeği karşılayamıyor. Bu oran 2015 yılında yüzde 35.8’di.
Nüfusun yüzde 68’inin (52.4 milyon) borcu var? Bu borcunun yük getirdiğini söyleyenlerin oranı da yüzde 21.9.
50.8 milyon kişi yani nüfusun yüzde 66’sı bir haftalık tatil masraflarını karşılayamayacak durumda.
Nüfusun yüzde 65.4 yıpranmış eskimiş mobilyasını değiştiremiyor, yüzde 17.4’ü için konut masrafları ağır yük.
Maddi yoksunluk çekenlerin 2015 yılında yüzde 30.3 iken 2016 yılında 2.6 puanlık artışla yüzde 32.9’a yükseldi (Maddi yoksunluk çekenler çamaşır makinesi, renkli televizyon, telefon ve otomobil sahipliği ile beklenmedik harcama, evden uzakta bir haftalık tatil, kira, konut kredisi, borç ödemesi, iki günde bir et, tavuk, balık içeren yemek ve ısınma ihtiyacının ekonomik olarak karşılanıp karşılanmadığı olarak sıralanan dokuz maddenin en az dördünü karşılayamayanlardan oluşuyor).