Su yaşamdır! Yaşamımıza bile sahip çıkmıyoruz...

Su krizini yerinde gözlemlemek üzere Kocaeli turuna çıkan muhabirlerimiz edindikleri ilk izlenimleri aktarıyorlar:

GÜNCEL
Cumartesi, 23 Aralık 2006 (19 yıl 10 ay önce)

Haydarpaşa'dan tren ile başladığımız yolculuğumuzda ilk durağımız olan Gebze'de istasyondan indik. Yağmur başladığından dolayı yollar ıslak ve çamurluydu. Fakat Gebze'nin yol sorununun yağmurla ilgili değil de hava gazı, su boruları vs. kazıları nedeniyle yaklaşık iki yıldır sürdüğünü öğrendik.

İlk olarak istasyon civarını temizleyen 10 kişilik taşeron temizlik işçilerinin çavuşu olduğunu sonradan öğrendiğimiz Atilla amcanın yanına gittik. Kendisi tam istasyonun karşısındaki bir kahvenin önündeydi.

Atilla amcayla sohbetimizde Gebze'de su sorununu en yoğun yaşayan mahalleleri de öğrendik. Yavuz Selim, İnönü, Mevlana vs. gibi emekçi mahalleleri en mağdur olan yerler. Su krizi tabii ki Kocaeli çapında bir sorun fakat Gebze'nin merkezine günde bir kaç saat de olsa su verilirken bu mahallelere günlerce su verilmiyor. Verilen su ise ip gibi çok az akıyor. Ayrıca çok pis olduğu şikayetini de herkes dile getiriyor. Bidonlar doldurulup biraz beklendiğinde diplerinde çamur birikintileri oluşuyor.

Hemen hemen bütün insanlardan duyduğumuz bir diğer ortak konu ise su krizinin siyasete alet edilmesi ve mağdur olanların da kendileri olduğu idi.

Buradan sonra su krizinin en yoğun yaşandığını öğrendiğimiz Yavuz Selim Mahallesi'ne gitmek için Atilla amcamızla vedalaştık. Yavuz Selim'de sağlık ocağı, okul, kahve, evler... her yere girip insanlarla konuştuk.

Emekçilerden aldığımız ortak hava ve bizce tehlikeli yaklaşım şu oldu: Alıştık, suların az akmasına, çamurlu akmasına hepsine alıştık bari bundan daha kötü olmasa...

Sorunun çözümüne yönelik neler yaptıklarını sorduğumuzda kendi aralarında su akan evlerden birbirlerine su aktardıklarını, mezarlık ve camilere gittiklerini, çeşmelerini sürekli açık tutup geceleri bile başlarında suyun akmasını beklediklerini öğrendik.

Bunun dışında eylemsellik olarak muhtarları sıkıştırmak, belediyeye gitmek gibi şeylerin yapılıp yapılmadığını sorduğumzda ise tek tek her birinden "Ben tek başıma ne yapabilirim ki" cevabını aldık. En fazla telefonla İSU'yu aradıklarını öğrendik.

Fakat, özellikle kadınlarda büyük bir öfke birikiminin oluştuğu daha ilk andan itibaren gözlemleniyor. Bu öfkenin bir patlamaya gebe olduğunu 10-15 kişinin Gebze İSU'yu bastığını anlatmaları gösteriyor.

Toplu yaşanan yerlerde daha büyük sağlık sorunlarının yaşanma ihtimalini gözeterek bir de ilköğretim okuluna gittik. Burada görüştüğümüz bir öğretmen okul tuvaletlerini kullandırmadıklarını tuvalet ihtiyacı olan çocukları yakındaki evlere gönderdiklerini anlattı.

Çocuklar doğal olarak top oynamaya devam ediyorlar, fakat hava yağışlı olduğu için özellikle ellerindeki kirleri evlerinde işitecekleri azarları da gözeterek bizlere gösterip isyan ettiler.

Bu mahalledeki gözlemlerimiz yaşanan büyük sıkıntılara ve öfke birikimine rağmen sorunun çözümünü kendi dışında gören bir bekleme haline işaret ediyordu.

Öğretmenle olan sohbetimiz zilin çalmasıyla sona erdi. Biz de yönümüzü bu sefer Gebze Belediyesi'ne çevirerek ilk olarak Çevre Temizlik birimine gittik.

Buradaki yetkililer kendilerinin İSU'ya sadece araç temin ettiklerini asıl gitmemiz gereken yerin orası olduğunu söylediler. Çevre Temizlik sokakları temizlemek için kullandığı tankerlerin basıncı daha yüksek olduğu ve İSU'nun tanker sayısı da yetersiz olduğu için kendi tankerlerini İSU'ya devretmiş.

Çevre Temizlik'deki yetkililer biraz da bizi başlarından çabuk savmak amacıyla bir araç temin edip bizi İSU'ya gönderdiler.

Gebze İSU çamur deryası halindeki koca bir arsanın ortasında yer alan prefabrik bir oda. Arkasında ise bir kuyu bulunmakta. Bu küçücük oda kuyuda çalışan 4-5 işçi, tanker şoförleri, gelip gidenler ile sürekli bir sirkülasyon içinde. Burada bizi 2 müdür, 1 mühendis ve 3-4 de çalışan karşıladı. Müdür sürekli telefonla konuştuğu için sohbetimiz daha çok mühendisle gerçekleşti.

Bize, Perşembe günü (21 Aralık) itibariyle su sorununu çözdüklerini İstanbul'a bağlandıklarını ve İSKİ'nin depolarından su geldiğini, kendilerinin tankerle su taşımayı kestiklerini evlere su pompalamaya başladıklarını anlattılar. Fakat, daha sonra gittiğimiz yerlerde bunun doğru olmadığını gördük.

Daha sonra İzmit trenini beklediğimiz istasyonda, Gebze M Tipi Cezaevi'nden bir gardiyan ile sohbet etme fırsatımız oldu. Cezaevinde tam 10 gündür hiç su akmadığını öğrendik. Hem kendilerinin hem de tutukluların çok zor durumda oluğunu söylediler. Cezaevinde iki siyasi dava tutsağının çocuklarıyla beraber kaldığını bildiğimizden onların durumunu sorduk ve çocuklardan birinin hasta olduğu bilgisini aldık. Fakat, ateş düştüğü yeri yakar gardiyan evindeki su sorununu anlatmaya da başladı: "Hem evde hem işyerinde su sorunu yaşamaktan bunaldık" dedi. Daha sonra onunla vedalaşıp İzmit merkeze doğru tren yolculuğuna başladık.

İzmit'e geldiğimizde artık hava karardığı için kendimize kalacak bir yer bulduk. Gebze'de bizi evlerine misafir eden kadınların anlattıklarını bu kaldığımız emekçi evinde kendimiz gözlemleme fırsatına erişmiş olduk. Su akmadığı için kadınlar mümkün olduğunca az tabak çanak kullanarak bulaşık çıkarmamaya çalışıyorlar. Zaten yemek de yapamıyorlar. Öğünler genellikle kahvaltılık türü şeylerle geçiştirilmeye çalışılıyor.

Burada susuzluğun en yoğun yaşandığı yerin Körfez İlçesi olduğunu öğrenerek ertesi gün güzargahımızı o tarafa doğru çevirdik. Körfez'de ilk olarak bir kahveye girdik. İlk sohbetimizi de kahvenin sahibiyle yaptık, susuzluğa karşı ilk cümlesi şu oldu: "Taşıma suyla değirmen çevirmeye çalışıyoruz, abla!"

Kahveci, orada da su akacağı söylenen saatlere uyulmadığını rast gelen saatlerde suyu yakaladıklarında ise su biriktirip bulaşıkları yıkadıklarını anlattı. Orada yerel bir gazetede çalışan muhabir meslektaşımızla da karşılaştık. Kendisiyle yaptığımız oldukça uzun sohbette gazeteci arkadaşımız eteğinde biriktirdiği bütün taşları döktü. Halkın şikayet ettiği suyun siyasi oyunlara alet edilmesinden Yuvacık Barajı'ndaki suyun azalması fark edilmesine rağmen yetkililerin bunun için önlem almamasına kadar hem kendi duydukları hem de yaşadıkları üzerine sohbet ettik.

Yaptığı en önemli vurgular ise su sorununun geçici olmadığı ve çevre kirliliğiyle bağlantısı oldu. Fabrikaların atıklarına ve küresel ısınmaya karşı önlemler alınabileceği fakat bunların yaşama geçirilmediğini, olanın ise emekçilere olduğunu söyledi.

Daha sonra ise işgal eylemindeki İGSAŞ işçilerinin yanına gittik. Onlarla hem direnişlerini hem de su sorununu konuştuk. İlk olarak dikkatimizi İGSAŞ'ın Tüpraş rafinelerinin ortasında kalması çekti. İşçilere sorduğumuzda ise yanlarındaki bir yerin önceden Petkim olduğunu fakat her ikisine de Koç-Shell tarafından el konulmasının ardından iki yerin adının da Tüpraş olarak düzenlendiğini öğrendik. İşçiler kendilerine Tüpraş işçilerinden yoğun destek geldiğini de söylediler.

İşçilerin çoğunluğu ana binada işgali sürdürürken, girişteki bir kulübede de nöbetçiler duruyor. İşçiler daha çok direnişe kilitlendikleri için kendilerinin de bu sıkıntıyı yaşadıkları dışında su sorunuyla ilgili çok fazla bir şey söylemediler. Sularını ise Tüpraş'dan kendilerine bağlanan bir borudan alıyorlar. Tüpraş'a su direkt olarak Sapanca Gölü'nden gittiği için orada su sıkıntısı çekilmiyor. İGSAŞ işçilerinin öfkesinin hedefinde ise sendikacılar oturuyor. Sendikacıların kendilerine hak alıcı eylemler değil göstermelik eylemler yaptırdıklarından şikayet ediyorlar.

Direniş havası ciğerlerimizi açmış olacak ki bir sonraki durağımız olarak Trakya Sanayi grevini belirledik. Burada bizi grev gözcüsü 4 işçi karşıladı. Grevlerinin 44. gününde olan işçileri, eylem bir bekleme hali şeklinde devam ettiği için oldukça durgun gördük. Hatta birçok işçinin iş bulup çalışmaya başladığını dahi öğrendik. Daha sonra gelen sendikacılar ise yılbaşının ardından bir etkinlik yapacaklarını anlattılar. Buradaki işçiler de su sorununa karşı genel tepkilerini ortaya koydular.

Gebze - İzmit hattında yaptığımız yolculuğu Trakya Sanayi grevinde noktaladık. Susuzluğun yaşamlarda yarattığı rezilliği kendimiz de yaşayarak gördük. Siz de su ile temas ettiğiniz her anda Kocaelili emekçi kardeşlerinizi aklınıza getirerek yaşamlarının nasıl olduğu hakkında bir izlenime sahip olabilirsiniz!

Bu sorun şimdilik Kocaeli'nde yaşanıyor fakat yakın zaman içinde kapitalizmin yarattığı küresel ısınmadan dolayı Bursa ve Ankara'da, çok uzak olmayan bir zamanda ise tüm ülkede ortak sorunumuz olacak, su ile temas ettiğimiz her anda buna karşı yapacaklarımızı da artık düşünüp harekete geçmemiz gerekiyor.

Başlığımız konuştuğumuz bir emekçinin sarfettiği bir cümledir. Başka bir şey söylemeye gerek var mı!?