Cumartesi, 23 Aralık 2006 (19 yıl 10 ay önce)
İGSAŞ'ın kapatılmasına karşı bir haftadır fabrikada yatan işçiler sendikal ihanete yenik düştüler. Sendikacıların her türlü eylemin yapılacağı, eğer patron anlaşmaya yanaşmazsa limanın da kullandırılmayıp tam anlamıyla işgal edileceği yönündeki söylemleri boş çıktı. Dün 213 işçinin çıkışları verildikten sonra sendika işgali bitirdi.
Eylemin başından beri Petrol-İş Genel Başkanı Mustafa Öztaşkın işçinin en geri bilincine oynamış ve patronun sözcülüğüne soyunmuştu. Pazar günü ailelerin de katıldığı eylemde “Keşke öngörülerimiz doğru çıkmasaydı. ‘Buraları alanlar üretmeyecek’ dedik ve haklı çıktık” diyerek “O zaman sen nerdeydin?!” dedirten bir açıklamayla sözlerine başlamıştı.
Öztaşkın devamında, patron gibi hesap yapıp ithal gübrenin daha ucuz olduğunu ama her şeyin para olmadığını söylemişti. Patronların elini vicdanlarına koymalarını ve merhametli olmalarını dilerken; işçi sınıfının gücüne güvenmesi gereken bir sendika başkanı patrondan merhamet bekleyecek kadar acizleşmişti.
Aynı sendikal zihniyet bu eylemi CHP, DSP ve Genç Parti'nin seçimler için nutuk arenasına da dönüştürmüştü.
İşgali bitirirken konuşması da farklı olmadı. Söyleyebileceği hiçbir şeyin kalmadığı noktada da işçilerin en geri milliyetçi duygularına hitap etti. Onun da yardımına yine pek çokları gibi şovenizm koştu. Sendika başkanı bir grup İGSAŞ işçisinin bugün 60 metre yükseklikteki kuleye çıkıp Türk Bayrağı'nı astığını ifade ederek,
Bu ülkenin bayrağı daima yükseklerde dalgalanır. Bugün bizim en şanlı manevi değerimiz olan bayrağımızın 60 metre yükseğe asılmasının nedeni, İGSAŞ işçisinin bir kez daha vatanına ve bayrağına sahip çıktığını göstermek içindir.
dedi. Bütün satışlarına rağmen son sözlerinde her sendika ağası gibi esip gürlemeyi elden bırakmadı:
İGSAŞ işçisi, sesini bütün Türkiye'ye duyurdu. Bundan sonra da duyurmaya devam edecektir. Biz bu mücadeleyi geçen hafta başlattık. Bu mücadeleyi birazdan bitireceğiz. Ama şunun sözünü veriyoruz. Bu mücadeleyi Kocaeli'nde ve Ankara'da bu sorun çözülünceye kadar sonuna kadar sürdüreceğiz.
İşgal bitmeden bir gün önce İGSAŞ işçisiyle direnişleri üzerine sohbet ettik. İşçiler sendikal ihaneti, ileri ve geri dinamiklerle çelişkili bilincin yapısını hiçbir yorum bırakmayacak bir şekilde gözler önüne serdi:
Halil: Biz kendi cephemizden değerlendiriyoruz... Bak şimdi, şu çok önemli, demin dedim ki 89''dan önce neler yaptılar Türkiye için. Ne insanlar öldü, ne insanlar gitti. Biz bunlardan aldığımız mirasla ne yaptık, bizim bunu sorgulamamız lazım. Ben 62 doğumluyum, en azından yaşamadımsa bile anlatıldı, biliyorum. Bahar eylemlerinde İstanbul'daki o eylemde biz de vardık.
Sendikalara oturdukları yerden hazır para geldi, mercedesler aldılar, milletvekilleri seçildiler, bilmem ne yaptılar. Sonra gelen hükümetler bunları yavaş yavaş kıstı, kendileri de içinde olduğu halde. Şimdi ne oldu, elimizde ne kaldı? Tabii ki o süreçten kendimi de suçluyorum.
Buraya siyasetçiler geldi, hepiniz alkışladınız?! Çözümü onlarda görüyorsunuz. Kendi gücünüze güvenmiyorsunuz!
Ahmet: Bak arkadaşım, bu olayların Türkiye'nin geldiği 50 yılla, siyasi yapısıyla çok yakın alakası var. Halk ne seçtiğini bilmiyor. Bunun sonucuna da katlanıyorsun. Sorgulayan, sınıfsal mücadelesini veren toplum yok. Siyasiler de arenada istediği gibi at koşturuyor, Maliye Bakanı istediğim gibi satarım diyor. Hadi hesap soralım diyorlar, yok. Ben size sorayım, İzmit İki Kale İnşaat'ın yaptığı işi kimse sorguladı mı? Verdiği bütün çekler karşılıksız çıktı, tekrar ikinci ihale verildi bunlara.
Sınıfsal mücadele vermeyen toplumlar yenilirler dediniz. Doğru, sınıfsal mücadelenin bir ayağı da işçilerin birliği ve dayanışması değil mi?
Ahmet: Oraya geldiğimiz zaman, 80 ihtilaliyle, 24 Ocak kararlarıyla zaten sendikacılık bitti. Sendikaların grev hakkı elinden alındı. İşçi, sendikaları güçsüz olunca direnme şansı var mı? Harcama yapacaksın dedi, yıllık harcama yapacaksın dediler, öyle olunca ne oldu, sendikalarda ağalık başladı. Bu da siyasi iktidarların işine geldi. Bugün bakıyorsun sendikaların seçilmişleri siyasete atılıyor.
Tabanda çok güçlü bir hareket olsa hiçbir sendikacı karşısında duramaz. Altında ezilmemek için o hareketten, mutlaka daha atılgan olmak zorunda. Bugün sendikalar böyleyse bunda işçilerin de suçu var?
Halil: Bu konuda bir kere sendikalara güven yok, sendikalar bir satış merkezi işçilerin gözünde. Fabrikanın sahibi 14 Kasım'da fabrikanın satışını tebliğ etti. Biz ne yaptık, bir önceki Pazar toplantı yapıldı, sendika başkanı Öztaşkın çıktı, Fehmi Yıldız'ın (İGSAŞ patronu) avukatlığını yaptı, işte böyle maliyet var, şöyle zarar ediliyor dedi. Böyle konuşunca herkes kendini şartlandırdı, eylemi bırak bir tarafa, herkes bireysel hesaba düştü. Yanına da bir avukat koydu, bizim önümüze de eylem yapmayın, bu paranızı alın çekin gidin dedi. Sendika başkanı bizim adımıza, bize danışmadan
“Ben 15 gün ücretli, 15 gün ücretsiz izin teklif ettim, kalanlar için 0 sözleşme teklif ettim” dedi. Niye, 5-6 fazla adam katabilsin diye burada. Kapatmayı önlemek için bir hareket değil bu. Bir sendika başkanının burası zarar ediyor demesi doğru değil. Geri döneyim, bundan 2,5 yıl önce bir kamuoyu oluşturuldu, iki defa buranın satışından geri dönüldü. Sendika o zaman bizi topladı sattırmayacağız, kapanıyoruz yemekhaneye dedi. Gittik, sendika odasına da erzak yığıldı. Akşam saat 9:30-10:00, şube başkanı Ali Ufuk Yaşar efendi,
“Rus mafyasına kaptırılmadığı gibi iyi bir adam aldı şimdi araçlarıyla gelen gidebilir” dedi. Ondan sonra sen bu sendikaya güveneceksin, destek vereceksin. Buraya geliyoruz, 2 saat sonra gideceğiz, herkes bekliyor parası yatsın da gitsin. Onun için kimse bireysel katkı sağlayım, bir kamuoyu oluşturayım çabasında değil. Onun için hiçbirimizin şikayet etmeye hakkı yok. Yok ulusal basında çıkmadık, yok.. Biz kendimiz zaten mücadeleye inanmıyoruz, işin doğrusu bu. Yani bunun geriye dönüşü olmayacağını 15 gün önceden biliyoruz. Bir akşam toplantı yapıyorsun, sendika başkanı öyle bir yönlendirdi, öyle bir asimile edip susturdu ki hepimizi orada. Bir Allahın kulu çıktı 4C dedi. 4C dediğin ne ki! Gideceksin asgari ücrete hizmetli gibi çalışacaksın. İnsanlar onu bile çare olarak görmeye çalışıyor. O duruma düştük. Ondan sonra ertesi gün geldiler, son bir kez Fehmi Yıldız'la görüşeceğiz dediler, 3-5 kişi önayak olunca eylem hadi yapalım dendi. Neye eylem yapıyorsun? Hadi soralım, niçin eylem yaptığımızı, bir kişi söyleyemez burda! Tebligat bekliyoruz 3 gündür, alacağız onu, bakacağız bankamatiğe, yatmış mı hadi eyvallah. Neye eylem yani? Eylemin bir amacı olur. Eylem yaparsın, dayak da yersin, kafan da kırılır ama bunun karşılığında bir şey beklersin, fabrika kapanmasın dersin, çalışacağım dersin. Yok yani, bu eylemin bir şeyi yok! Yemek yiyoruz, çay içiyoruz, yatıyoruz, sabah kalkıyoruz, kalmayan da sabah geliyor, görünüyor. Sendika da kendi maliyet portresini çiziyor, yılbaşına kadar harcaması gereken miktarı çıkarıyor. Yağmurluk dağıttılar işte, birine yemek işini peşkeş çekti, birinin kayınçosu. Sonra geliyor insanlara, hadi gelin diyor, 3 kişi şak şak şak! İşte geldi CHP, SHP... hangi birinin parti programında özelleştirme yok? Hepsinin de var! Hepsi göstermelik geliyorlar. Herkes birbirini kandırıyor.
150 kişi olmak mesele değil, onunla da çok şey yapılabilir
Halil: Yapar da o 150 kişinin inanması lazım. Artı seni yönlendirecek kimseler lazım. Biz toplum olarak yönlendirilmeye çok müsait bir toplumuz, biraz da duygusalızdır. Bir kanaat önderi olmadığı sürece afedersin başı boş koyunlar gibi dolaşırız burda. Ama biri gelir öteler, şunu bunu yapacağız der yaparız. Ama insanların inanması, güvenmesi lazım. Ama o genel başkan, o konuşmayı yaptıktan sonra ben, hiç boşuna...
Halil: Burası 3 sene önce özelleşmişti. 3 sene önce ne yaptık?! Ona bak. O zaman da özel fabrikalar vardı, orada insanlar vardı. Biz Rabak'ta 92'de 13 gün yattık, jandarma bizi dipçikle çıkardı. Ama o zaman bilinçli işçiler vardı, sendikaysa onu biz yönlendiriyorduk. Otomobil-İş vardı o zamanlar. O zaman insanlar neyin, ne için ne yapacağını bir hafta önceden programlardı. Öyle şimdi akşamdan karar ver, sabah tepki görünce geri çek yoktu.
Ahmet: Bir de AKP'nin yalakalığını yapıyorlar. Erdoğan birinde Türk-İş'e gitmişti, işçiler yuhlamıştı. Sendika da nasıl yaparsınız başbakanımıza karşı demişti. Hatta bir gazete de Tayyip'in yalakası sendikacı dediler.
Özelleşmiş bir fabrikada ilk defa bu kadar kitlesel direnişe geçmesi söz konusu, bu açıdan önemli. Ama hedefsiz ve bıçak kemiğe dayanınca...
Halil: Eylem bir kişiyle de önemlidir, iki kişiyle de.. İşte çevreciler, 10 kişiyle kendilerini zincirliyorlar Türkiye ayağa kalkıyor. Eylem eylemdir, ama bilinçli olacak. Ve inanacaksın, güveneceksin. Diyorum ya şimdi burada sor 5 kişiyiz, eylemi niye yaptığımızı sor, bir tanesi o eylemi niye yaptığımızı bana açıklasın. Ne için olduğunu söylesin. Genel başkan o konuşmayı yaptıktan sonra herkesin kafasında bitti. Bütün şalterler indi, biraz aydınlık varsa kafada o kapkaranlık oldu. Bitti... bitti yani!
Tamam her şey başkan değil, ama insanlar hakikaten ekonomik olarak zor durumdalar, her şeyi buraya bağlamışlar. Şimdi dediler ki 81 kişi kalacak, ben var mıyım, yok muyum diye soru işareti var herkesin kafasında.
Niye? Çünkü toplu olarak çıkış göremediği için bireysel çıkışı düşünüyor. 300 kişiyle bir çözüme varamayacağız, o zaman ben bireysel olarak nasıl bir çözüm bulabilirim diye düşünüyorlar.
Halil: Benim emekliliğim geldi ama geliyorum. Niye, arkadaşlarıma destek olmak için. Her şey başkan değil, doğru ama insanlar öyle bir sürülmeye başlandı ki bezdiler. Bundan 2,5 sene önce insanlar buraya koşa koşa gelirdi, şimdi ayak sürüye sürüye geliyorlar. Yani içerde stratejik olarak işçiler üzerinde oynanan oyunlar, psikolojik baskılar, ne varsa deneniyor. Şimdi inanıyor musunuz burada 25 kişi kalacak, onlar da rahat edecek? Öyle bir şey yok, burada 1000 kişi varken de rahatsız ediliyorduk, 250 kişi kalınca da rahatsız edildik. 25 kişiyle zaten sendika ne yapacak? Sendika bitti, yetkisi de gitti burada. 96'da 800 bin sendikalı vardı, bugün 150 bin kişi var Petrol-İş'in bünyesinde. Böyle giderse kendileri de kalmayacak orada, profesyonel sendikacılık da bitecek bu zihniyet devam ettiği sürece. İşverenle kol kola nereye kadar gidecek? İşverenle ilk Bayram Meral kol kola girdi, sonra hükümeti protesto için gitti milletvekili seçildi, biz de gittik oy verdik o tip adamlara. Diyoruz sarı sendikacılık ama biz de çanak tutuyoruz bazı şeylere. Çok hatalıyız bazı şeylerde.
Biraz ruh meselesi bu, şu anki sendikacılar işçilerin gücüyle baskı yapayım patrondan hak alayım derdinde değil. Ne derdinde? “Falanca yerde tanıdığım var, onu devreye sokayım başbakanla görüşsün, orda bağlasın.”
Halil: İşçi üsttekilere basamak tahtasıdır, koz olarak kullanıyorlar. Ben şuna inanıyorum, 80 sonrası sendikacılık anlayışında hiçbir sendika hak almamıştır, patron vermiştir istediğini. Hükümet bir politika belirlemiştir, yüzde 5 artı enflasyon, ona uyulmuştur. 80 öncesi sendikacılığı gördüm ben, ama şimdi bakıyorum insanlar susturuluyor.
Ahmet: En güçlü sendika Lastik-İş deniyor, onların da başına gelenleri hepimiz biliyoruz. Neler yaptıklarını, patronlarla nasıl pazarlıklar yaptıklarını. Bir dönem önceki sözleşmede işverenle anlaşma yapıp 100 kişinin ortak çıkışını verdiler. Bugün de baktığında çevrede en sağlam duran sendika görünüyor. Ama patronla da anlaşma yapıp 100 kişinin çıkışını bir kalemde verebilen bir sendika.
İbrahim: Gelip oturuyoruz buraya, ziyarete gelenler sahneye çıkar gibi çıkıyorlar, alkışlıyoruz ooo hoşgeldiniz! 5 dakika sonra giderken de alkış, güle güle! Öyle bir hal aldık burada, maskot gibi olduk. Bir yerde nefretle bakıyorum, bir yerde de kendimi oraya gitmeye mecbur gibi hissediyorum. Doğru Yol gelmiş, ANAP gelmiş, eleştiriyorum, nefret ediyorum ama bunu ihtiyaçmış gibi görerek gidiyorum, öyle bir empozeyle gidiyorsun oraya. Yevmiyeci gibi oturuyoruz burada... Buradaki insanların yüzde 80'i Cem Uzan'ın partisi geldi buraya, onu alkışladı. Ondan sonra da işçilerin birliğinden, sınıfsal mücadeleden bahsediyoruz. Burada utandım ben.
Halil: Körler sağırlar birbirini ağırlar. Biz burada hepimiz aynı şey görüşteyiz, burada konuşmanın anlamı yok zaten. İnsanların başarılı olması için örgüt bilincinin yerleşmesi lazım. Bunu yapmamız lazım, insanları bilinçlendirmemiz lazım.