İşçiler-sendika ve Avcılar Belediyesi'nin tutumları: Açlık, sefalet, borç batağı ve icralar
Zehra Çaldağ
İşçi sınıfının üretimden gelen gücünü, kapitalist sömürü sistemini inceleyerek ortaya koyan Marx, aynı zamanda “İşçi sınıfı ya devrimci ya da hiç bir şey” de der. Üretimdeki konumu itibariyle kapitalizmin mezar kazıcısı olan bu sınıfın, örgütlenmediği ve kendi konumunun bilincine ulaşmadığı sürece hiç bir anlam-ağırlık taşıyamayacağını vurgulamak ister.
Marx’ın bu sözü, sınıfın tarihte eşi görülmemiş ölçüde konumun bilincinden uzak olduğu bugünkü koşullarda, tüm çıplaklığıyla suratımıza çarpıyor.
Sınıfsal gücünün farkına varamayan, kimliğini oluşturamayan işçi sınıfı, burjuvazinin kendisine dayattıklarına boyun eğmek zorunda kalır. Sömürünün katmerlisini; açlığın, sefaletin, borç batağının en bunaltıcı boyutlarını yaşamasına rağmen, parmağını bile kıpırdatacak takati bulamaz, iradeyi geliştiremez. Bu anlamıyla aslında hiçbir şeydir!
İşçi sınıfı gücünü kendinden alır. İşçiler bir birine güvenmeyi, kendi haklarını alabilmek için birbirlerine kenetlenmeyi, ailelerini mücadelelerine katmayı göremedikleri sürece köleliği, açlığı ve sefaleti aileleriyle birlikte yaşayacaklar. Örgütlü oldukları sendikalarının sınırlarını-niteliklerini de göremeyip, kendi öz örgütlülüklerini oluşturma bilincine varamıyorlarsa, hepten sermayenin kölesi olmaya devam etmek zorunda kalacaklar.
Sendikal örgütlenme yaptıkları için işten atılıp, 7 ay boyunca Avcılar Belediyesi önünde direniş yapan işçilerin onca şeyden sonra halen aylarca ücret alamaması, aç kalmalarına rağmen ciddi bir tutum geliştirememesi bu değil de nedir? Bu gerçek onların yaşadıklarını bilince çıkaramadıklarının ifadesi değil midir? Ne direniş boyunca yaşadıkları onca deneyimden, ne kendilerini sahiplenenlerden- destek verenlerden hiçbir şey alamadıklarının…
Onca badireyi birlikte atlatan işçiler, şimdi dayanışmayı-birlikte hareket etmeyi-kenetlenmeyi başaramıyorlarsa bunun başka bir izahı yoktur.
İşçiler, 7 aylık direniş sürecinin sonunda “mücadeleci” sendikalarının da katkılarıyla(!) ancak fen işleri şantiyesine işe başlatılabildiler. Olan sadece işe başlamalarıydı!...
Direniş sürecinden sonra da aslında değişen hiç bir şey olmadı. Sadece açılan davalar kazanımla sonuçlandı. Fakat işçiler bu sonucun somut katkılarına da halen ulaşamadılar.
O günden bu güne ücret sorunu, işten atma tehdidi sürüyor. Açlık, sefalet, borç batağı, icralar hayatlarının doğal birer parçası olmaya devam ediyor.
Bütün bu yaşananlar karşısında işçilerin örgütlü olduğu Belediye İş 2 No’lu Şube ve işçiler ne yaptılar? Şantiyede iş bırakma eylemi! Dışarıdan bakıldığında ve günümüz koşulları düşünüldüğünde ileri bir eylem gözükebilir, ki öyledir de... Ama eylem kendi kendilerine yaptıkları bir “eylem” olarak kalırsa ne anlam ifade ederbilir ki?
Ne şantiye etrafında ikamet eden semt sakinleri fark etti onların eylemde oldukları ne de en azından şantiye etrafındaki yoldan geçenler... Çünkü şantiye etrafına ne bir ozalit ne bir pankart asıldı. Üstelik, fen işçileri işçilerinin işe çıkıp çıkmadıklarını anlamak kolay değilken... Eğer aynı eylemi temizlikte çalışırken yapsaydılar, işte o zaman ortalık çöpten geçilmeyeceği için yer yerinden oynardı. Fakat fen işlerinin böyle bir niteliği olmadığı için onların eylemde olduğunu kimse farketmedi.
Tabi sendikaları her zamanki gibi belediye yönetimiyle bürokratik görüşmeleri, uzlaşmacı sınırlar içinde devam ettiriyor. Bu görüşmelerin işçilere yansıyan sonuçları, “Ama belediyenin mali sorunları olduğu için sorun çözülemiyor!”, “Beklenmesi gerekiyor!”, “Ne yapılabilinir ki başka?!” şeklinde olabiliyor.
Sendikaya göre, “Sonuçta sendika belediye ile yüz yüz e bakacak, toplu sözleşme masasına oturacak” tır. O nedenle de ilişkiler, yüz yüze bakamayacak düzeye getirilmemeliymiş! Sözü edilen o toplu sözleşmenin de ne zaman yapılacağı belli değil.
Sendika çizdiği bu profili işçilere, “sendika da kedi sınırları çerçevesinde işçilerin ücretlerinin ödenmesi için zorlu bir mücadele vermekte. Daha ne olsun!” şeklinde özetleyebileceğimiz bir retorikle pazarlayabilmekte.
Arada bir belediye önünde durumu protesto eden basın açıklaması yapmak, arada bir şantiyeye basını çağırarak bilgilendirmede bulunmak, arada bir belediye önünde maaş kuyruğu eylemi gerçekleştirmek falan yetmiyor mu?
İşçiler arada bir sendikaya yoğun sitem etmeye kalkınca da onları sakinleştirmek ve “Bakın biz de bir şeyler yapmaya çalışıyoruz” demek için yapılan pasif eylemlerle gaz almalar…
Belediye, “Param yok. Katlanmıyorsanız işten çıkın, bütün haklarınızı vereyim” diyor. Bu nasıl parası yoksa artık!
Sendika, “Biz görüşüyoruz, sıkıştırıyoruz. Elimizden geleni yapıyoruz” diyor. “Sınıf sendikacılığı” ancak görüşmelerle oluyor demek ki!..
İşçiler, açlık, sefalet, borç batağı ve icralarla boğuşuyor. Ama kaç aydır ödenmeyen ücretlerini alabilmek için nasıl bir mücadele hattı örmeleri gerektiğini bilemiyorlar. Tek umutları örgütlü oldukları sendikaları… Tablo böyle.
Hem Avcılar işçileri hem de örgütlü oldukları sendikaları, sınıfsal mücadeleyi gerçek anlamda örmedikleri, sınıfsal bir tutum takınmadıkları sürece sorun çözülemez.
Sonuç olarak, sendika ile belediye arasında bürokratik görüşmeler sürer. Açlık, sefalet, yoksulluk, borç batağı ve icralar da işçilerin payına düşmeye devam eder.