Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek zam yağmurunu "silahlanmamız gerekiyor"la gerekçelendirdi
Bütçe açıklarının işçi ve emekçilerin tepesine yağdırılan dolaylı ve dolaysız vergilerle dolgulanmaya çalışıldığı, toplanan o vergilerin de ya silahlanmaya yatırılacağı ya da yandaş patronlara peşkeş çekileceği günlerdeyiz.
Tarihte eşine az rastlanır bu zam sağanağı, yine tarihte ender rastlanacak açıklıkta bir militarist söylemle yutturulmaya çalışılıyor. İliğine kadar sömürülen, yetmiyor cebine giren de vampirce soğurulan emekçiye, “vatan-millet-Sakarya” klişesiyle bu zamlar usul usul içirilmeye çalışılıyor.
Politikaya pek “bulaşmayan” Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek bile yapılan vergi arttırımlarını ve zamları bu klişeyle savunacak bir politik cambazlığa girişebiliyor. Ah o yayılmacı hayaller ve tarihsel Kürt korkusu! Ve bu ikisini her devirde geçer akçe kılan toplumsal gericilik birikimi!
Şimşek de bu üçgene seslenerek, MTV zammının yanlış anlaşıldığını, sadece 2018’de alınacak araçları kapsayacağını ileri sürüp, "Türkiye gerçekten önemli zorluklarla karşı karşıya kaldı. Yakın coğrafyamızda büyük tehditler var. Bunun üzerinden siyaset yapmayacağım fakat haritalar yeniden şekillendiriliyor. Tehditler terör üretti. Kaos söz konusu, bu tehditler terör üretti” dedi.
Politkanın inceliklerine ve toplumsal psikolojinin gerici gözeneklerine seslenme tedrisatından geçmiş olmalı ki bu tespitini, “Tehditlere karşı yeni silah sistemleri ve mühimmatlar alınacak. Ancak bunun için gerekli bütçenin açık vereceği ortaya çıktı. Bu yüzden ya borçlanacaksınız. Ya da doğrudan doğruya, gelecek nesilleri borçlandıracağınıza bugün gereken önlemleri alacaksınız” sözleriyle pekiştirdi.
İşçi ve emekçiler sömürülsün, yokluk ve yoksulluğa sürüklensin ama bölgesel bir savaşın fitilini ateşleyecek o kirli ve kanlı politikalar yolundan sapılmasın.
O silahların nerelere ve kimlere gideceği ya da hangi yandaşın silah fabrikalarının ihya edileceği, o “vatan-millet-Sakarya” klişesinin her devirde ölüm ve zulüm dışında bir şey getirmediği gerçeği ortada dururken… Tarihin sayılı deneyimleriyle sabitken…