Pazar, 24 Aralık 2006 (19 yıl 10 ay önce)
İzmir Cezaevi İnsiyatifi devrimci tutsakların, sorunlarını, mücadelelerini, azimlerini, sevinçlerini, taleplerini vs. dışarı taşırmayı sürdürüyor.
Merhaba,
Öncelikle Ararat’ın eteklerinden kucak dolusu sevgi ve selamlarımla geleyim. Nasılsın diye sormuyorum iyi olduğunu umut ediyor, hem de tahmin ediyorum. Beni sorarsan her zamanki gibi sağlığım moralim yerinde.
Hani şu mahpus damlarında olunca can sıkacak şeyler de oluyor mutlaka ama devrimci olmanın en güzel yanlarından biri de bu işte. Sadece yol üzerinde bir taş, bir takıntı olarak değerlendiriyorsun. Bu da ne neşeni moralini ne de yüzündeki gülücükleri alıp götüremiyor.
Sevke gidemedim, bu gidişle epey süre de gidemeyeceğim gibi gözüküyor. 2–3 hafta önce beni buradan adliyeye götürdüler. Ankara 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nin Ulucanlar davası ile ilgili "isyan çıkarmak ve adam yaralamaya sebebiyet vermek" iddiası ile hakkımda tutuklama kararı varmış ve talimatlı ifade istiyordu. Ben de ifade vermeyip Ankara’da vermek istediğimi söyledim. Hâkimde yazdırdı, "adil yargılama açısından sevkin yapılmasına…" diye. Umarım götürüp geri getirmezlerde sevk parasından da kurtulurum.
Sen mektubunda Sincan’a gitmek isteyişim konusunda “sevk isteğini pek anlayamadık” demişsin. Doğru şu an Sincan Kadın Hapishanesi'nin koşulları pek iyi değil. Ama kararlı bir direnişle üstesinden gelinemeyecek sorunlar da değil. F tiplerinde eski olan yoldaşlar, F tiplerinde ilk başta yaşanan sorunların aynısı olduğunu anlatıyorlar. Hem direnmek gerekiyorsa (ki gerekiyor) oradaki direnen yoldaşlarla, dostlarla örülen direnişin içinde olmak mutlu eder. Benim Sincan’a gitmek isteyişimin nedeni orada kadın yoldaşlarımın olması ve bu taraflarda olanlarında zaten orada toplanacak olması. Hani diyor ya şair;
Taş bile çiçeklenir, kök verir filizlenir
Su bile ateşlenir, kar olur çeliklenir
Ve çepeçevre kirletilmiş
Ne varsa hayatı ilgilendiren
Aklanır durulanır parıldar,
Arınır boğuntusundan
Yoldaşça olunca bağlılıklar…
N. Behram
Ben de yoldaşlarla dostlarla olunca o taşları bile çiçeklendirebileceğimizi düşünüyorum. Gerçi Gebze’ye çıksa da oradaki yoldaşlarla çiçeklendirirdik taş duvarları ya Gebze’ye çıkarmıyorlar. Gebze olsa “salkım söğüt”lere de yakın olurum ve bol bol “hal hatır” eylemi isterdim ve ben istekliyim o taraflara gelmeye. Ama
“devlet baba” bizlere özel hapishane pardon
“otel” yapmışken Ankara’dan ileriye geçireceğini pek sanmıyorum.
Sevgili dost, son mektubumda kaldığım odanın değiştirildiğinden ve biraz sorunlu sıkıntılı olduğundan bahsetmiştim galiba. Biliyorsun diyalektik hiçbir şeyin olduğu gibi kalmadığını, değişip dönüştüğünü söylüyor. Ben de ilk başlar da biraz sıkıntı yaşadım ama sonra çözdük. Belli bir düzen oturttuk. Bir dizi şey yoluna girdi. Herkesle genel iyi bir ilişki de yakaladım. Düşün herkes benimle birlikte spor yapmaya bile başlamıştı. Tabii bu durumun birilerinin de hoşuna gitmediği muhakkak ki bir görüşmem de (idare ile) ifade de edilmişti bu rahatsızlık. Hiçbir davranışımın bilinçsizce olmadığı, okuyan yazan biri olduğum için farklı olduğum vs.. Kendini bilmezin birisi de (muhtemelen benin ilişkilerimin herkesle iyi olmasını ve herkesin gözünde de belli bir yerimin olmasını kıskandı diye tahmin ediyorum) çıkıp etkilediğim gibi şeyler söylüyor. Daha öncesinde benim hem müdürden hem savcıdan adlilerle kalmak istemediğim yönlü talebim “yer yok” diye reddedilirken bu defa bunu bahane edip adlileri etkilediğim, örgütlediğim bahanesi ile önceki düzenlemelerini bozup, adlileri bir araya alıp bizi ayırdılar.
Kaldı ki birilerinin etkilenmesi için özel bir çabamızın olmasına da gerek yok. Bizim insan yerine konulmayanlara insani yaklaşımımız, yardıma ihtiyacı olana elimizi uzatışımız özel bir durum değil devrimci kişiliğin kendisi.
Bahsettiğim oda değişikliğiyle arkasından gelen bazı keyfi uygulama ve hak gasplarıyla karşı karşıya kaldık. Bunlardan birincisi, son değil (son gönderdiğiniz koli 1 Aralık’ta buraya geldi. Verilecek mi verilmeyecek mi henüz belli değil, incelenmesi vs.. de yapılmadı) sondan bir önceki gönderdiğiniz dergi ve gazeteler önce uzun bir süre inceleniyor vs.. gerekçeleriyle uzun bir süre oyalandım yaklaşık bir ay. En son 24 Kasım’da tebliğ ettiler vermeyeceklerini.
YAYINLARA -EL KONULDU- VERİLMİYOR… KURUM GÜVENLİĞİ TEHLİKEDEYMİŞ ÇÜNKÜ…
Gayri hukuki bir şekilde el koydular yayınlara gerekçe ise bilinen hikâyeler ve hiçbir hukuki dayanağı olmayan şeyler. Söz de “terör örgütünün yazılı basını”ymış “örgüt propagandası” yapıyormuş. Tarafıma verildiği takdirde “devlet memuru marifetiyle propaganda” yapılmış olacakmış. Yine bu yayınlar “kurum asayiş ve güvenliğini tehlikeye düşürecek”miş vs… 4 sayfalık bir itiraz dilekçesi yazıp verdim. İdarenin kendisini yargının ve yasaların üzerinde gördüğünü, mahkemelerin toplatma kararı dahi olmadığı halde kendisinin hangi yetki ile engellediğini, bahsi geçen basınlara iftira atıldığını, hepsinin yasal yayınlar olduğu ve ilgili yasa ve kanunlar çerçevesinde çıktığı. Yine 2 yıldır (tutuklanarak) hapishanede olduğumu, buranın getirildiğim 4. hapishane olmasına rağmen (bir yıl boyunca burada da) hiçbir yer de engellenmediği ve benim de okuduğumu, eğer gazete okuyarak bir yerlerin güvenliği tehlikeye girseydi iki yıldır bu duvarların yıkılması gerektiğini vs.. anlatan ve onların iddialarını tek tek çürüten bir itiraz… Bakalım sonuç ne olacak. Bir de buranın Baro’suna yazdım. Buranın Baro’sunun da cezaevleri izleme komisyonu varmış. Baro’ya hem duyarlılık çağrısında bulundum hem de ilgili komisyonları aracılığı ile hukuki yardım istedim. Tahminen bir cevap gelir.
Sevgili dost bu arada İCİ ailesi olarak siz de bir süreliğine yani şu sorunu çözene kadar yayınlardan göndermenize gerek yok. Çözünce hemen bildiririm.
SAYIMLARDA SORUN ÇIKMAYA BAŞLADI…
Diğer bir sorunda sayımlarda çıkmaya başladı. Biliyorsun hapishanelerde biz adliler gibi sayım vermeyi kabul etmiyoruz. Sayım onların görevi ve biz nerede isek orada almaları gerekiyor. Beni buraya ilk getirdiklerinde öncelikli olarak diyalogla çözme taraftarı olduğumuz için ilk başta çıkıp önceki müdürle bu ve bunun gibi birkaç noktayı konuşmuştum. Ve şimdiye kadar da herhangi bir sorun yoktu. Yani ben neredeysem sayım orada alınıyordu (örneğin yukarıdaysam yukarıda, mutfaktaysam mutfakta, havalandırmadaysam havalandırmada alınıyordu). Yeni müdür herkes mutfağa inecek dayatması getirdi. Yine çıkıp bu müdürle de konuşarak çözmeye çalıştık ama olmadı. Biz de böylesi bir keyfi dayatmayı kabul etmeyeceğimizi bildirdik. Şimdi (yaklaşık 10 gündür) sayımda aşağıya inmiyoruz. Sayım verdiğimizi ama aşağıya inmeyeceğimizi söylüyoruz. Tutanak tutup gidiyorlar şimdilik. Sonu ne olacak hep birlikte bekleyip göreceğiz.
MEKTUPLARIMIZ ERKEK GARDİYAN TARAFINDAN OKUNUYOR...
Diğer bir sorun, hapishanede mektuplarımızı ilgili ilgisiz herkesin okumasını istemediğimiz için kadın gardiyanlara vermiyoruz sayımlarda. Söylüyoruz görevlisi geliyor (hoş buranın belli bir görevlisi de yok) alıyor. Bu konuyu da ilk geldiğimde önceki müdürle konuşmuş halletmiştik. Benim mektuplarımı erkek gardiyan gelip alıyordu. Bunu da yeni engellemeye başladılar.
TEK İLAÇ UYGULAMASI NEDENİYLE İLAÇ ALAMIYORUZ
Son bir konu da daha önce bahsetmiştim. Tek tek ilaç uygulamasından dolayı buraya geldim geleli ilaç kullanamıyorum. İki ay kadar önce çıkıp doktorla konuşmuş halletmeye çalışmıştım bu işi. Tam bir çözüm üretmedi ancak kemik erimesi başlangıcı gibi bir probleme yönelik ilaçlar yazdı ve bunlar yanına verilebilir dediği için yanıma tamamı verildi. Ve 15 ay kadar kullandım. Sonra onlara da “doktor yazılı vermeli” vs… sorunlar çıkardılar. Neyse ki geçen gün aynı doktor istedikleri yazıyı da yazdı verdi de ilaçları da yanıma tekrar verdiler.
DOĞAL TECRİT YAŞIYORUZ…
Sevgili dost anlayacağın burada doğal bir tecrit yaşıyordum zaten. Yeni hak gasplarıya tecriti daha da katmerleştiriyorlar. Tesadüfi değil hepsi planlı programlı adımlar. Bu yönlü bir basın açıklaması yapılması talebimizdir... Ve siz İCİ ailesinin de desteklerini bekliyorum.
Şimdilik benden bu kadar. Tekrar sana ve İCİ ailesine kucak dolusu sevgi ve selamlarımı gönderiyorum. Dost sıcaklığı ile kucaklıyorum. Selamlar, umut ve dirençle kal…
Fadime Özkan
Ağrı M Tipi Cezaevi
04.12.2006