4 Kasım’da, 36. gününde açlık grevimizi sonlandırdık. Kimi talepler kabul edildi.
Sincan Kadın Hapishanesi'nden Deniz Tepeli adlı tutsak başta sürdürdükleri Açlık Grevi ve baskılar hakkında bilgi olmak üzere 19 Aralık'tan yılbaşına kadar bir çok konudaki tutsak düşüncelerini İzmir Cezaevi İnsiyatifi'ne bildiriyor:
Merhaba Sevgili Dost,
Mektubu geç yazman sorun değil. Önceden yani ilk tutuklandığım zamanlar sabırsızlıkla mektup bekliyordum. Ama sonradan anlıyor insan, herkesin başka işleri de var yapmak zorunda oldukları. Dünyanın merkezinde ben değilim ki. Onun için şimdi niye yazmadı/lar diye beklemiyorum. Çünkü biliyorum ki yazdığım herkes mutlaka yazar ve yazmıyorsa mutlaka geçerli bir nedeni vardır. Sana yazdığım (ve benzeri kurumlara yazdığım) mektuplar için tek kaygım kurum olduğu için ulaştırılıp ulaştırılmadığı oluyor. Yani bizimle ilgili değil “onlarla” ilgili kaygım. ******** bir parçası da içerinin sesinin dışarı ulaşmasını engellemek.
Bizler iyiyiz. Haberiniz olmuştur tabii buradaki kimi gelişmelere ilişkin. 4 Kasım’da, 36. gününde açlık grevimizi sonlandırdık. Kimi talepler kabul edildi. Ayakkabı aramasını gardiyanlar yapıyor artık, onlar ayakkabıları çıkartıyor. Bunun için artık avukat, ziyaret, revire vs.. gidebiliyoruz. Yüksek sesle müzik çalınmayacağına dair söz verildi. O günden bu yana ********** ****** çaldılar yüksek sesle, müdahale ettik kapatıldı. Daha sonra da 2 defa oldu. Bunu daha çok bir durum olduğunda hücreler arası konuşmayı, iletişimi engellemek için yapıyorlar. O gün de aso… Pres’in binasını işgal eden TAYAD’lı arkadaşların avukat görüşleri vardı. Bize yakın koridorlardan geçiyor olmaları muhtemel. Bundan dolayı onlar geçerken bize seslenmelerini engellemek için olabilir. Neyse bunun dışında ***** atma ve ****** pratiklerinin artık tekrar edilmeyeceğine söz verildi. Bunlar sözler.
BİZE DİYET VERİLMEDİ… TAM ONGÜN SONRA HASTANEYE GÖTÜRÜLDÜM… DİĞERLERİ 12-14 GÜN SONRA… YEMEKLER YANIK ÇIKIYOR...
Sağlık durumumuz iyi. Açlık grevi süresince pek ciddi sağlık sorunları yaşamadık genel olarak. Açlık grevi sonrası da geçici mide krampları, böbrek ve bağırsak sorunları gibi şeylerdi. Ama o akşam dışında bize diyet verilmedi. Herkese ne getirildiyse bize de aynısı getirildi (kuru fasulye, turşu, mercimek). Yine ilk hastaneye sevk edilen iki kişiden biri bendim ki bizi açlık grevini sonlandırmamızdan tam 10 gün sonra hastaneye götürdüler. Diğer arkadaşlarımızı 12–14 gün sonra. Yine yemekler son süreçlerde yanık çıkıyor. Zaten acılı yapıyorlar sürekli. Bizim sağlığımızın iyice bozulması için oldukça gayret ediyorlar.
HASTANEDE MUAYENE ODASINI ASKERLER TERK ETMİYOR… DOKTOR UYARINCA SORUŞTURMA İÇİN TUTANAK TUTULUYOR...
Hastaneye gittiğimizde muayene odasını askerler terk etmediler. Epey tartıştık. En son komutanları olan başçavuş diğer askerleri çıkardı kendi durdu. Tabi biz onunda çıkmasını istedik. Doktorlara da tıp etiğine, hasta haklarına uygun koşullar yaratmalarını, askeri çıkarmalarını söyledik. Bir doktor bu konuda ısrarcı oldu askerin çıkmasını istedi. Asker çıkmayarak bizim haklarımızı engellediği yetmiyormuş gibi mesleğini onurluca yapmak isteyen doktor hakkında da tutanak tutuldu, soruşturma açmak için. Diğer arkadaşı muayene odasının dışında beklediğim sırada yanımda bulunan erlere hasta haklarından vs.. bahsediyordum.
Erlerden biri “bize eğitimde ilk öğretilen şeylerden biri şudur, yazılı kurallarla uygulamalar farklıdır her zaman” dedi. Kendi koydukları yasaları, imzaladıkları hak vb… sözleşmeleri bile tanımayan bir ********** ******** ********* bunu açıkça eğitim şeklinde vermesi de ne kadar “demokratik” “adil” olduklarının göstergesi. Açık açık “biz ikiyüzlüyüz, bu normaldir” diye eğitim veriyorlar ya, askerlerine ********* “erdemlerini” veriyorlar…
Askerlerin dışarı çıkmamasını üçlü protokole dayandırıyorlar. Oysa bu yürürlükten kaldırılmış. Kendi yasalarının da bir değeri yok. O yasaları biz tanımayınca hapse atılıyoruz :). Onlar tanımayınca ödüllendiriliyor, terfi ediliyor…
SAĞLIK RAPORUMDA YOK YAZILAN HASTALIK İÇİN İLAÇ VERİLDİ!
Dün tahlil sonuçlarına baktım (muayene olamayınca sadece tahlil yaptırdık). Benim tahlil değerleri normal düzeylerdeydi. 2 arkadaşın karaciğerlerinde salgılanan enzimler normalin üzerindeymiş. Diğer herkesin tahlil sonuçları normal düzeylerde. İyiyiz yani. Bu arada bugün “skandal” denilebilecek bir sağlık meselesiyle karşılaştım. Gerçi buna skandal denmez, bu sistemde “normal” hatta oldukça sıradan şeylerden biri. Hatta devrimci bir tutsak olup da böyle “normal” şeylerle karşılaşmamak mümkün değil. Olay şu, bağırsaklarımda tenya olabileceği ihtimaliyle tahlil yaptırmıştım hastanede, 2 gün sonra bana bununla ilgili bir ilaç getirdiler. Bu da bağırsaklarımda tenya olduğu anlamına geliyor. Ama dün sağlık tahlil sonuçlarını öğrenmek için sağlık dosyama baktığımda, bağırsaklarımla ilgili yaptırdığım tahlillerde herhangi bir tenya vs… olmadığı yazıyordu. Yani ya tenya olmadığı halde ilaç verdiler ya da var fakat raporda yok yazmışlar. Tabii buradan hem bu hem de diğer tahlil sonuçlarının ne kadar güvenilir olduğu ortaya çıkıyor. Özellikle devrimci tutsaklara karşı sağlık noktasında nasıl bir tutum içinde olunduğunu da gösteriyor bu durum. Elbette bu sadece bize karşı takınılan bir tutum değil. Adli tutuklulara da aynı ve ya benzeri muameleler uygulanıyor. Sağlık meseleleri genel olarak böyle…
Açlık grevimizi sonlandırdığımız 4 Kasım günü benim 37 günlük keyfi, hiçbir kanuni, tüzüksel vs… dayanağı olmayan hücre hayatım da son buldu. Daha doğrusu tek kişilik hücre hayatım. O gün şu an bulunduğum hücreye geçtik ben ve Zeliha Bulut. İki kişiyiz, zaten birçok arkadaş iki kişi tutuluyor bu üçlü hücrelerde. Üçüncü kişiyi bile bize çok görüyorlar. Var olan tecridi yeterli görmüyorlar olsa gerek. Dadaloğlu ‘da yüzlerce yıl önce demiş ya “hakkımızda devlet vermiş fermanı” ama ondan önce de “belimizde kemendimiz kirmani/taşı deler mızrağımın temreni” demiş. Ondan sonra da “ferman padişahın dağlar bizimdir” demiş. Ferman onların bizi bağlamaz. Ama ferman yazanlarında fermanları yazılmıştır çoktan, bu bizi bağlar.
Burada sorunlar kısmi düzelme gösterse de aynı biçimde devam ediyor. Elbette biz biz, onlar da onlar olduğu sürece devam eder. Ama her sorunun da bir çözümü var mutlaka. Sonuçta ******* sorun çözmektir bir bakıma…
SICAK SULARIMIZ 10 GÜNDÜR HİÇ AKMIYOR.. İLAÇLARIMIZ TEKER -TEKER VERİLİYOR…KİTAPLARIMIZ HALA 5 TANE VERİLİYOR.. GİYSİLER YİNE SINIRLI…
Sıcak sularımız son 10 gündür hiç akmıyor. İlaçlarımız teker teker veriliyor. Son zamanlarda 5 günlük falan verilmeye başlandı. Fakat geç verildiği oluyor. İlaçları düzenli, gününde saatinde kullanmak gerektiği için elbet bu da bir sorun. Kitaplarımız hala 5 tane veriliyor. Giysiler yine sınırlı. Eldiven verilmiyor. Mektuplarımızın kimileri hiçbir yasal gerekçe, vermeme kararı olmadığı halde verilmiyor. Verilenler çok geç veriliyor. APS ve taahhütlü mektuplar ve fakslarımızın tevdii belgeleri bize verilmiyor, ve benzeri şeyler.
Sevgili dost, bu ve benzeri sorunlar 6 yıldır yaşanıyor. Özellikle 19 Aralık süreci ve sonrasında F tiplerinin ilk süreçleri çok daha boyutlu ******* uygulandığı dönemlerdi. Şimdi sorunlar ilk dönemlerdeki boyutlarda yaşanmıyorsa da, kimi kısmı küçük de olsa çözümler olduysa bu elbette mücadelelerle oldu. İçeride ve dışarıda bizlerin mücadelesiyle. Bunun içinde siz sevgili İCİ ailemizin de emekleri vardı ve hala da var. Yapılan küçük gibi görünebilir. Ama toplumun duyarsızlığını, genel durumunu ve hatta bu tecrit meselesinin kimi ***** çevrelerce kanıksanmış olduğunu göz önünde bulundurursak yapılanlar hiç de küçük değil diye düşünüyorum. Ama elbette yapılacak/yapacağımız daha çok şey var. Bir de bizim de takip edebildiğimiz kadarıyla son süreçlerde tecridin daha gündemleşmesi söz konusu. Bu sorunun çözümü için için eylemler girişimler daha artmış gibi görünüyor. Bu sevindirici.
Bununla beraber kimi ilerici günlük gazetelerde eylemlere, basın açıklamalarına, hapishanede yaşanan sorunlara fazlaca yer verilmemesine tanık oluyoruz. Mesela Behiç Aşçı şu an da ölüm orucu eyleminin 240. günlerinde. Ama bir haftadır tek bir satır geçmedi bu gazetelerde. Yine diğer iki ölüm orucu direnişçisi dostumuzun da eylemleri kritik günlerinde, sağlıkları oldukça kötü. Buna rağmen basında (bu bahsettiğim ilerici günlük gazeteler) bu iki dostumuza dair ise neredeyse hiç değinilmiyor. Bunlar da üzücü şeyler. Oysa bu gazetelerde, bazen burjuva-feodal basında yer alan 3. sayfa haberlerine, magazin haberlerine ise yer veriliyor ne acı.
SOĞUK OLDUĞU HALDE GÜNDÜZ KALORİFERLER YANMIYOR…
Burada da haliyle havalar epey soğudu. Zaten mektup yazan birçok kişi Ankara’nın soğuğundan bahsediyor. Anlaşılan meşhur bir soğuğu var buranın. Hava güneşli çoğu zaman, fakat buna rağmen oldukça soğuk. Böyle soğuk olduğu halde kaloriferler gündüzleri yakılmıyor. Dedim ya sağlığımıza “özel” bir ilgi gösteriyorlar. Soğuklar açısından şu an ciddi bir sorun yaşamasak da uzun yıllar burada kalacağımızı düşündüğümüzde, kaloriferlerin yanmaması vb… durumların uzun vadede sağlığımızı olumsuz etkileyeceği muhakkak.
Zeliha da benimle aynı davadan tutuklu. Dosyalarımız ayrı ama ileride birleştirilme durumu var. Onun da epey sağlık sorunları vardı. Diş, böbrek vs… Tedavisi engellendi. Önceden hastaneye vs… gidemediğimiz, ayakkabı aramasından dolayı götürülmediği için geçenlerde dişlerini yaptırmak için gitti, doktor daha bakmadan kurtarılabilecek, üzerine köprü yapılabilecek dişi “çekelim” demiş. Tabi Zeliha kabul etmemiş dişin kurtarılabilir olduğunu bildiği için. İşte o kabul etmedi bildiği için ama bilmeyen (özellikle adlilerin) kişilerin hemen dişini çekiyorlar demek ki. Bunun adı da “sağlık hizmeti” oluyor. Bu ve benzeri sorunlar için TTB’ne mektup yazdık. Tabi bu yaşadıklarımız daha ciddi sağlık sorunları yaşayan tutsalar yanında hafif sayılır.
RİNG ARACI YOK DENİLEREK HASTANEYE GÖTÜRÜLMEYEN ÖLÜMCÜL OLABİLECEK HASTA TUTSAKLAR VAR..
Mesela burada 1 Nolu F’de ölümcül olabilecek bir rahatsızlığı olduğu halde “ring aracı yok” denilerek 2 aydır hastaneye götürülmediğini biliyoruz. Ya da sağlık durumları hapishanede yaşamaya uygun olmayan devrimcilerin hala bilinçli olarak hapishanede tutulduğunu…
Sevgili dost 19 Aralık yaklaşıyor. Aradan 6 yıl geçti. O gün yapılanlarla şu an yaşananlar arasında öz olarak bir fark yok. Tek fark biçimsel. Dün gerçek, açık yüzleriyle saldırıyorlardı, bugün maskeleriyle “yumuşakça” saldırıyorlar. Dün bir anda yok ettiler onlarca canımızı, bugün sürece yayarak yok etmeye çalışıyorlar yüzlercemizi. Devrimci tutsaklar açısından ise değişen bir şey yok. Dün de direndik, bugün de direniyoruz. Ve biliyoruz ki “tarihte son sözü hep direnenler söyler”
YAKINDA İKİ AYLIK MEKTUP YASAĞIM BAŞLAYACAK!
Sevgili dost yakında 2 aylık bir mektup yasağım başlayacak. Bir süre “ayrı” kalacağız. Onun için benden bir süre mektup alamayınca “ailemizin küçük!!! Kızı çok vefasızmış” demeyesin :). Bunun için de yeni yılınızı şimdiden kutluyorum. Bu yeni yılın tüm dünya halkları için daha iyi, büyük ileri adımların, kazanımların olacağı bir yıl olmasını diliyorum. Birliktelikleri güçlendirerek, sorunları daha hızlı ve sağlam çözerek daha da güçleneceğimizi umut ediyorum.
Sevgili dost, Zeliha’dan ve benden tüm İCİ ailesine çokça selamlarımızı iletirsen seviniriz. Hepinizi saygıyla, sevgiyle, sıkıca kucaklayıp, öpüyoruz. Kendinize her açıdan çokça iyi bakmanızı umut ediyoruz. Görüşmek dileğiyle sevgiler, saygılar, başarılar.
DENİZ TEPELİ
SİNCAN KADIN HAPİSHANESİ
28.11.2006