Özelleştirme, yağma, talan, zam...

Ağbal'ın 2018 bütçesiyle ilgili son açıklamaları haramilerin pişkinliklerinin yeni bir ifadesi

İŞÇİ SINIFI
Çarşamba, 1 Kasım 2017 (8 yıl 5 ay önce)

Savaşa, yandaş patronlara, seçim “açılımlarına, “itibarda tasarruf olmaz” denilerek yapılan saray harcamalarına, bilmediğimiz pek çok kirli-karanlık iş için ayrılan ödeneklere, Sarraf olayında olduğu gibi lobi “faaliyetlerine” akıtılmak için işçi ve emekçilerin haraca kesilmesi anlamına gelen 2018 bütçesiyle ilgili tartışalar devam ediyor.



 



İşçi ve emekçiler açısından bu bütçenin anlamı zaten tasfiye edilmiş sosyal haklarının dibine kadar kazınması, ceplerine dalan o hoyrat elin onu etlerini bile koparıp alacak kadar saldırganca yırtmasıdır. Bu gerçek artık bu bütçeyi hazırlayanlar tarafından bile alenen ve pişkince ifade ediliyor.



 



Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın ardı ardına yaptığı bütçe açıklamalarında olduğu gibi…



 



Burjuva devleti neoliberal vampirlikle ustaca yöneten bu çapulcular güruhu, son on yıllarda sata sata aslında fiilen tükettikleri devlet yatırımlarının son kırıntılarını da mezata çıkarmaya hazırlanıyor.



 



Saray’ın haraççı başı kesilen Ağbal’ın, bütçenin oluşturulmasında vergiler ve zamlar dışında önemli bir yerde duran özelleştirmelerle ilgili yumurtladığı yeni inciler bunun ifadesi.



 



Mezat pazarı kuruluyor



 



Rödövans ya da başka modellerle parça parça yandaş maden baronlarına peşkeş çektikleri Türkiye Taş Kömürü İşletmeleri’nin (TTK) elde kalan iskeletini de satmaya hazırlanan bu güruh, “gözbebeğimiz” dedikleri şeker fabrikalarını da aynı şekilde mezata çıkarmanın hazırlığı içinde.



 



Şeker fabrikaları gözbebekleriymiş!



 



TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda 2018 bütçesi görüşmelerinde açıklamalar yapan Ağbal, şeker fabrikalarındaki geçici işçilerle ilgili soru üzerine, “Şeker fabrikaları benim gözümün bebeği ama özelleştirilecek” diyerek, aslında fiilen tamamladıkları bir sürecin şimdi son noktasını koymaya hazırlandıklarını ilan etti. Sanki buna terslenirseniz “gözünüzü oyarız ha!” dercesine…



 



“Şeker fabrikaları benim gözümün bebeği. İşçi arkadaşlarımızın hassasiyetlerini biliyoruz. İşçilerimiz, sendikalarımızla şeker fabrikalarının daha da büyümesi için çalışmalar yapacağız. Tabii özelleştirme de yapacağız” diyen Ağbal’ın sadece bu sözleri bile çok şey ifade ediyor.



 



En başta da işçi sınıfının örgütlülük düzeyindeki zayıflığın verdiği cesareti…



 



Yandaşlardan daha tahsilat bile yapmamışlar!



 



10 milyar liralık özelleştirme geliri hedeflenen 2018 bütçesi (ki bu rakamın içinde yıllar önce yandaşlara satılmış ama tahsilatı yapılmamış meblağlar da varmış!) kapsamında şimdiye kadar 30.7 milyarlık tahsilat yaptıklarını söyleyen Ağbal (bu tahsilatın kaynağı biziz!), bu arada piyasaya giren denetimsiz sıcak paradan da vergi almadıklarını pişkince itiraf etti.



 



Harami mantığının bu kadar yalın ifade edilmesi olsa olsa toplumsal örgütlülüğün zayıf olduğu, öfkenin çeşitli zor yöntemleriyle baskı altına alınıp-kontrol edildiği Türkiye’de olabilir.



 



Taşerona kadro mu dediniz?!



 



Tüm bu haraç-mezat ilanlarının ardından iliştirilen kamuda çalışan taşeron işçilere sözümona kadro mavallarının okunması, “Çalışmalar devam ediyor. Bakanlar Kurulu, modeline karar verecek. Önümüzde iki ay süre var” denilmesi sizce neyi ifade ediyor.



 



Kadrolu ve nispi iş güvencesine sahip işçi ve emekçilerin performansa dayalı sözleşmelilik statüsüne çekilmeye çalışıldığı, aklımıza gelebilecek her konunun haraca bağlandığı bu koşullarda sizce de taşerona kadro beklentisi boş bir hayal değil mi?



 



Aslolanın bu saldırganlığa, pişkinliğe, haraççılık ve yağmacılığa karşı toplumsal duruşu örgütlemek olduğu?