Çöpten topladıkları kitaplarla kütüphane oluşturmuşlar
Zehra Çaldağ
Çankaya Belediyesi taşeron Norm Altaş şirketinde çalışan temizlik işçilerinin çöpten topladıkları kitaplarla bir kütüphane oluşturduklarını duyunca kütüphaneyi görmeye gittik.
Temizlik işçilerinin şantiyesi İmrahor ile Yeşilkent arasında, Çankaya Belediyesi taşeron temizlik işçilerinin Şantiyesi içinde de işçilerin çöp kenarlarına bırakılan kitaplardan oluşturdukları küçük, şirin, otantik yapılı bir kütüphane bir de kuaför var.
Şantiyenin bulunduğu yer, üç tarafı yüksek tepelerle çevrili kuş uçmaz kervan geçmez bir alan, yakınlarında birkaç köy var. Köyler de yarım saat, 45 dakika yürüme mesafesinde. Şantiyenin bulunduğu alanın bir tarafında Çankaya Yıldız, bir tarafında Mamak Natoyolu bulunuyor. Her iki tarafta Şantiyenin bulunduğu yere en az bir buçuk saatlik yürüme mesafesinde. Kızılay Güvenpark(tan Oyak dolmuşlarına ya da 335 nolu otobüse bindiğinizde Mühye Karataş Köyü girişinde inmek zorundasınız. Buradan şantiyeye gitmek için yokuş aşağı bir buçuk saat yürümek veya şantiyeyi arayıp sizi araçla almalarını istemeniz gerekir. Natoyolu tarafından giderseniz Natawega'nın bulunduğu yerden şantiyeye gitmek için yine aynı şeyi yapmalısınız.
Projenin, Norm Altaş'ta patrondan sonra en yetkili kişi olan Ali Bey'e ait olduğunu söylüyorlar. Kütüphaneyi gezmek üzere kalkıyoruz. İlk olarak şantiyede bulunan kuaföre giriyoruz. Burada temizlik işçilerinin eşlerine ücretsiz hizmet verildiğini söylüyorlar. İlk aklıma gelen şey, acaba işçi eşeleri bu kuş uçmaz-kervan geçmez yere kolaylıkla gelebiliyor mudur, oluyor. Buradan kütüphaneye geçiyoruz. Girişte, kütüphanede görev yapan işçi arkadaşın gelen bağış için gelen kitapların kaydını tuttuğu masa ve bilgisayarı bulunuyor. Kütüphanenin bulunduğu yer bir koridor. Koridorun her iki tarafında da kategorisine göre tasnif edilmiş ahşap raflara dizilmiş kitapları görüyorsunuz. Burada bulunan her şeyin geri dönüşümden gelen malzemeler olduğu söyleniyor. Yani şu anda orada bulunan her şey çöp olarak atılmış, işçiler şantiyeye getirdikten sonra yenilenip kullanılır hale getirilmiş.

Kitapların dizildiği raflar, masa, sandalye, tablolar, ayna, mecmuca konulacak yerlerin bile atıktan yapıldığı anlatılıyor. Şantiyenin ve kütüphanenin eskiden tuğla fabrikası olduğunu, taşındıklarında yıkık-dökük bir halde bulunduğunu söyleyerek gerekli tadilatı-tamiratı yaparak bu hale getirdiklerini anlatıyorlar:
“Biz sadece işçileri düşünüyoruz. İşçilere babalık eğitimi veriyoruz, kültürel etknlikleri, çalışmaları teşvik ediyoruz. Kitaplarımız az, kitap bağışları bekliyoruz.”
“Etraftaki köylerin kendilerine açık bir kütüphane olduğundan haberleri var mı, gelen oluyor mu” diye soruyoruz. Valla köyde oturan işçi arkadaşlar var, onlar anlatıyorlarsa biliyorlardır. Biz özel olarak böyle bir çaba içine girmedik” diyorlar.
“İşçi arkadaşlar öğlen saatlerinde gelip kitap okuyorlar mı?” sorumuz üzerine, “çok değil ama oluyor. Bazen evinde okumak isteyenler oluyor. 15 gün okuyup geri getirmesi şartıyla kayıt altına alarak veriyoruz. Bazıları gelip burada okuyor” diyor.
Temizlik işçileri çöpten bir kürüphane oluşturulmasında ana etkendir, bu onların aklına gelmiş ve talepkar olmuşlar. Ama kütüphanenin oluşum sürecini konuşmak istediğinizde size bunları işçi değil şirket yetkilisi anlatır. Sanki çöpten kendisi toplamış gibi... İşçinin her şeyi kapitalistler üzerine konulup gaspedilir ve sömürülür. Etinden sütünden her şeyinden yararlanmak için ellerinden geleni yaparlar.
Kütüphane kimin hanesine yazılıyor, kültürel etkinlik kimin hanesine yazılıyor, çöpten müze kimin hanesine yazılacak!.. Tabii ki taşeron şitket Norm Altaş'a. Norm Altaş, okuyun öğrenin diye işçilere kütüphane oluşturmuş kültürel aktiviteler düzenlemiş, eee babalık eğitimi de veriyor, bir de müze projesi var. Daha ne olsun! Biz nankörlük edip örgütleniyorsunuz, asgari ücret az diyorsunuz, toplu sözleşme diyorsunuz” algısını yaratmaya çalışıyorlar.
1- Kütüphanedeki kitaplara baktığımızda ne işçi romanları ne hikayeri ne de başka bir şey görüyoruz.
2- Bu kütüphane öyle söylendiği gibi ne kendi işçilerinin, ne de dışarıdan, etraftaki köylerden bile gelip kullanabilecekleri beşeri koşullara sahip değil. Bulunduğu yer kuş uçmaz kervan geçmez bir yerde
3- Norm Altaş taşeron şirketinde çalışan işçilerin tümünün her gün buraya gelmediğini herkes biliyor. Sokaklarda görev yapan temizlik işçileri görev yerlerinde geliş gidiş sırasında göz atarlar ve şantiyeyi deyim yerindeyse hiç görmezler. Dolayısıyla işçilerin bile kütüphaneyi kullanma şansları yok denecek kadar az. Kütüphaneyi çöp toplama iş araçlarını kullanan işçiler kullanabilir. O da şanyiyeye gün içinde giriş-çıktış yaptıkları, çalışma alanı oluğu için
4- İşçi eşlerine sunulan kuaför hizmetine gelecek olursak. Yukarıda da belirttiğimiz gibi ancak ayda yılda bir kullanabilirler. Günlük kullanma koşulları yoktur.

Kütüphane, iyi güzel hoş da yol ve yemek parasını cebinden karşılayan, asgari ücretin yetmediğinden yakınan işçiye, “sendikalı olma, toplusözleşme masasına oturma, al sana kütüphane” demek en hafifinden onu hiçe saymaktır. Hak, hukuk, adalet naraları atanlar, taşerona kadro diye sözde isyan edenler her şeyden önce 2015'ten beri kriz haline getirilen toplu sözleşmeyi yapsınlar, o zaman görelim işçiyi insan yerine koyduklarını