Eski adıyla Tekel Rakı, şimdilerde Mey İçki işçileri fabrika işgallerinin 7. günündeler. Pek çok özelleştirme hikayesinde olduğu gibi tekellerin azami ihtiyaçlarına göre dev işletmeler hallaç pamuğu gibi atılıyor, parçalanıyor, tekrar tekrar satılıyor, yağmalanıyor, tabii bu döngü sırasında sürekli olarak işçiler sokağa bırakılıyor.. Bugüne kadar rastlanan özelleştirme süreçlerinin bir adım sonrasını gösteriyor Beykoz Tekel Rakı'daki kapatılma süreci..
Devlet tarafından işletilirken 17 işletmesiyle Mey İçki'ye satılan Tekel Rakı fabrikaları 3 yıl aradan sonra Amerikan firması Texas Pacific Group Şirketi'ne satıldı. Burada ilginç olan zaten özelleşen işletmenin başka bir şirkete karlı bir oranda satılması değil, bu kadar yüklü miktara alınan işletmenin kapatılacak olması. Amerikan şirketine devredilen rakı fabrikaları 31 Aralık 2006 itibarıyla kapatılıyor. 17 işletmenin 3'ü arazisi nedeniyle kiraya verilirken kalanları da kapatılacak. Aynı şekilde işletmelerde çalışan işçiler de sokağa atılacak.
Kararın geri alınması için İzmir ve İstanbul'da 21 Aralık'tan beri fabrikaya kapanan ve üretim yapmayan işçiler, Amerikan firmasının kapatma kararının göstermelik olduğunu, sendikalı ve nispeten yüksek ücretli işçiler atıldıktan sonra yine açılacağını, bu defa tamamen güvencesiz ve asgari ücretle çalışan işçiler alınacağını belirtiyorlar. İşçiler piyasanın yüzde 90'ını elinde tutan ve 900 küsur milyon dolara alınan bir işletmede böyle bir kararın başka bir gerekçesi olmayacağını anlatıyorlar.
Beykoz'da anason kokuları arasında yerini belli eden fabrikanın önüne gittiğimizde buz gibi soğuğa rağmen bekleşen işçilerin sıcak coşkusuyla karşılandık. Onca soğuğa rağmen işçiler, gelen ziyaretçileri karşılamak için bariyerlerin arkasından ayrılmıyorlardı. Umutsuz ve ruhsuz bir bekleyiş yerine canlı, iddialı, kendilerini günü kurtarmakla sınırlı görmeyen, televizyon dizileriyle yaratılan çürümeye kadar toplumdaki kayıtsızlığı eleştiren ve buna kafa yoran işçilerle karşılaştık... Kendilerini toplumdaki hiçbir sorundan bağımsız görmediklerini, bu sürece gelinmesinde herkes gibi kendilerinin de katkılarının olduğunu söyleyen işçiler yine de bir çırpıda Paşabahçe direnişine katkılarını, SEKA işgaline verdikleri desteği, 3 yıl önce fabrikalarındaki özelleştirme sürecinde sendika tarafından nasıl sürecin dışında tutulduklarını anlattılar.
Patronun vatanı olmaz ama yine de işletmenin bir Amerikan şirketine satılmasından rahatsız işçiler. Şaka yollu “Biz artık Amerika'nın paralı askerleri olduk. Şimdi bizi Irak'a yollasa gitmemiz lazım değil mi?” diyen işçilerden biri esprileri sürdürüyor, artık isminin önüne Coni lakabını eklediğini söylüyor...
Özelleştirme süreci tamamlandığı için KİT işçileri gibi 4-C maddesinden yararlanamadıklarını, ama zaten 4-C'yi de kurtuluş olarak görmediklerini, asıl olarak fabrikayı kapattırmak istemediklerini belirten işçiler, kendilerine söylenen 5 yıl işgüvencesi şartının da 3. yılda ihlal edildiğini söylüyorlar. İşçiler artık eylem sürecine ailelerini de katmayı planladıklarını, kapatma kararı geri alınıncaya kadar da fabrikadan çıkmayacaklarını ekliyorlar. Hızını alamayan bir işçi “Benim en son yapacağım şey şu çatıya çıkmak, kendimi yakmak olacak” diyor..
Bir iki il dışında Tekellerin özelleştirilmesi sürecinde işçileri fabrikaya bir geceliğine kapatmak dışında pek icraatı olmayan Tek Gıda-İş Sendikası ise üst düzey görüşmeler yaparak işi bağlamaya çalışıyor. Ziyaretimiz sırasında da sendikacıların valiyle görüşmesi vardı. Özelleştirme sürecinde sendikanın ne yaptığını sorduğumuz işçiler, o sırada başkanın kasadan aldığı 10 milyarı at yarışlarında kullandığını, sonra da zaten ihraç edildiğini söylüyorlar.
Halen bir KİT işçisi gibi düşünen ve çalışan işçilerin, buna rağmen özelleştirme sürecinin bittiğini, ondan geriye bir şey kalmadığını düşündükleri için talepleri arasında fabrikanın özelleştirme kararının iptali yok. Zaten hiçbiri de emeklilik hayali de kurmuyor, çünkü çoğunun emekliliğine yıllar var. İşçilerin tepkisinin canlılığı daha çok işsiz kalmak, geleceksizleştirilmek, toplumdaki yoksulluk artışı, özelleştirmelerin büyük bir yağmayla gerçekleşmesi, toplumda yaratılan kayıtsızlaşma ve örgütsüzlüğe dayanıyor; aslında toptan emekçilerin geleceksizleştiriliyor oluşuna... Hemen hepsinin gözünün önünde Paşabahçe Şişe Cam fabrikası kapatıldı, Beykoz'da deniz gören gecekondular yıkıldı, SEKA kapatıldı, arazisi peşkeş çekildi, diğer Tekeller kapandıkça işçiler oradan oraya sürüldü, kapıya konuldu...
Bir bütün olarak izledikleri bu tablonun emekçilere biçilen felaket tablosu olduğunu görüyor ve zaten bu yüzden de meseleyi sadece işlerini geri almakla sınırlı tutmuyorlar. Yoksa bir işçinin dama çıkıp kendini yakmaktan bahsetmesi başka hangi birikimden kaynaklanabilir ki? Ancak işçiler destek görmedikleri, örgütlülükleri yeterince sağlam olmadığı ve kapı arkasında yapılan pazarlıklara karşı hazırlıklı olmadıkları sürece 4-C'ye talim etmekten başka çözüm görmeyecekleri de ortada.
Beykoz'da daha önce yakılan ateşlerin izleri, Tekellerde yıllardır süren özelleştirme ve fabrikadan fabrikaya sürülme süreçleri, özelleştirme süreçlerinin sürekli olarak sendikasızlığı ve işgüvencesizliğini getirmesi, tüm Tekellerde bundan sonra benzer süreçlerin işleyecek olması, bu yüzden de birinde başlayacak bir kıpırtının diğerlerini etkileyebilecek olması gibi dinamikler, bugün Tekellerde halen yapılacakların bitmediğine gösterge olabilir.
Ayrıca Mey'in bir paravan gibi çalışıp işi bittikten sonra Amerikan şirketine meydanı bırakması ve Amerika'nın tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de emekçiler arasındaki kötü şöhreti de bu dinamikler arasında görülüp değerlendirilebilir. Ama önce işçi sınıfı aktivistlerinin derhal sürece müdahil olması ve başta Beykoz'da daha önce yakılan ateşin izlerini takip etmesi gereklidir...