Perşembe, 28 Aralık 2006 (19 yıl 10 ay önce)
Antalya Bakış Gazetesi'nin Yazı İşleri Müdürü Umut Özen bir belediye başkanı hakkında yazıdığı eleştirel yazıdan dolayı 70 gün ertelenemez ve paraya çevrilemez hapis cezasına çarptırıldı.
Umut Özen'in davaya konu olan yazısı gazetedeki köşesinde 9 Aralık 2004 tarihinde yayınlanmıştı. Yazı, Konyaaltı Belediye Başkanı Muhittin Böcek'in Konyaaltı'nda satın aldığı ev ile ilgiliydi.
Yazının çıkmasının ardından Özen, Belediye Başkanı Böcek'in gönderdiği tekzibi de köşesinde yayınlamıştı.
Ancak Antalya 2. Asli Mahkemesi, Umut Özen’e 2 ay 10 gün ‘tecil edilemez, ertelenemez ve paraya çevrilemez’ hapis cezası verdi.
Umut Özen'in savunmanlığını üstlenen Avukat İbrahim Etem Can, karara itiraz ettiklerini ve dosyayı Yargıtay'a gönderdiklerini açıkladı.
Aşağıda Umut Özen'in gazetecilik hakkındaki görüşlerine yer verdiği 2 Ağustos 2006 tarihli köşe yazısını yayınlıyoruz.
GAZETECİ - SİYASETÇİ TİPLERİ
Rahmetli Nezih Demirkent, bir yazısının başlığında "Bir daha dünyaya gelirsem asla gazeteci olmam" der ve bunun sebebini de "televizyonculuğun çıktığı günden beri gazeteciliğin anlamını yitirmesine, giderek tükenmesine" bağlar.
Burada, bir hususu daha özellikle vurgulamadan geçemez: "Yine, geçtiğimiz günlerde, yorumcuların, sahiplerinin sesi haline geldiğine tanık olduk. Saygı duyduğumuz gazeteciler patronlarını korumak için akıllarına geleni söylemiş ve insanları ağır dille eleştirmekten kaçınmamışlardı. Eskiden böyle olaylar olmaz mıydı, diye sorabilirsiniz. O günlerde de sahibinin sesi olan kişiler vardı, ama bu kadar açıktan yorum yapmaz, doğruları söylemeye çalışırlardı. Yani kraldan ziyade kralcı olmazlardı. Bu günlerde ise tam tersi; vur deyince öldürenler çıkıyor."
Demirkent, yazının devamında acı dolu bir sitemde daha bulunmaktadır: "Bizim mesleğimizde her iş para karşılığı yapılmazdı. Gazeteciliğin onuru korunur ve çay, simitle yetinmek pahasına doğrular topluma aktarılırdı. Şu günlerde ise, ceplerine para dolduranlar her konuda uzman kesiliyor ve parayı veren adına görev üstlenmekten kaçınılmıyor. Parayı verenin veya para sahibi olanın eleştirisi de zorlaştı. Meslek bazı insanları tanınmaz hale soktu."
Gazetecilik mesleğinin günümüze ulaşan ve geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz en önemli isimlerinden olan Nezih Demirkent'i bile böylesine satırları yazmaya iten gelişmelerin örnek olaylarla detayına inildiği zaman, aslında bu durumun Türk medyasının çağdaş ve demokrat dünya medyasından bir hayli kopmasından kaynaklandığını görmek mümkündür. Çünkü, bütün dünyada alınmış olan medyanın ne şekilde olursa olsun tekelleşmesine, kartelleşmesine ve medya dışı sektörlerde söz sahibi olmasına yönelik tedbirler, ülkemizde de önemli ölçüde alınmakla birlikte ne yazık ki bir türlü işletilememektedir.
Medya sahiplerinin medya organları da dahil bütün şirketleri borsaya kote olmasının yanı sıra, iktidarların veya siyasetin desteği ve hatta teşviki ile bankaları, finans kurumları dahi olmuştur. Oysa ki, gerek RTÜK Yasası'nda ve gerekse Bankalar Kanunu'nda medya sahiplerinin ekonomik ve ticari faaliyetlerini sınırlayan birçok hüküm bulunmaktadır.