Metalde son etaplar

MESS Grup sözleşmelerinde patronlar kavgaya davet ediyor!

İŞÇİ SINIFI
Çarşamba, 29 Kasım 2017 (8 yıl 4 ay önce)

Türk-İş’ bağlı Türk Metal (TM) çetesi, DİSK’e bağlı Birleşik Metal İşçileri Sendikası (BMİS) ve Hak-İş’e bağlı Çelik-İş’te örgütlü 130 bin metal işçisini, ailelerini ve dahası Türkiye işçi sınıfının bütününü ilgilendiren Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası (MESS) Grup sözleşmeleri görüşmelerinde 60 günlük sürenin son etaplarına giriliyor.



 



İlk görüşmenin MESS’le TM arasında başlamasıyla açılan müzakereler, resmi süre olan 60 günü doldurmak üzereyken MESS Genel Sekreteri Özgür Barut tarafından önceki gün basına yapılan açıklamalarla sözleşme sürecinin nereye everileceğini de açıkça ortaya koyuyordu.



 



O açıklamada Barut, “2.5 yıl önce sıkıntılı günler, yüzlerce milyon dolarlık kayba yol açtı. İş barışı bozulursa siparişler teslim edilemez. İşletme kaybeder, işveren kaybeder, işçi kaybeder. Bu yüzden çalışma barışı bir gün bile bozulmamalı” diyerek hem “metal fırtınanın” burjuvazi cephesinden nasıl bir hınç biriktirdiğini hem de bu sözleşme döneminde bir günlük greve bile tahammüllerinin olmadığını tehditle ilan ediyordu.



 



180 işletmede çalışan 130 bin işçinin önüne 3 kırmızıçizgi koyan Barut, işçi sendikalarının ücret ve sosyal haklarla birlikte yüzde 40 oranında zam talep ettiklerini,  hatta bazı üye işyerlerinde bunun yüzde 60’ları bulduğunu ve bu taleplerin “ekonomik gerçeklerden tamamen uzak ve kabul edilemez” olduğunu belirtiyordu. Üstüne bir de, memurlara yüzde 4, beyaz yakalılara yüzde 10 oranında zamlar yapıldığına işaret ederek, gönüllerinden geçeni de ifşa etmiş oluyordu. Onun bu gevelemelerinin meali işçilere en fazla yüzde 5-6 arasında zam düşündükleriydi (bu kriz-tırmanan enflasyon koşullarında bunun anlamının yüzde sıfır bile olmadığı açıktır!).



 



Ücret zammı konusunda verimlilikten, ekonomik krizden, ihracat-ithalat ve istihdam dengelerinden bahseden, metal sektöründeki küçük bir aksamayı zamanımızın en popüler kavramlaştırmasıyla “milli mesele” olarak tanımlayan Barut’un tehditler eşliğinde sıraladığı o 3 kırmızıçizgi de, 'TİS süresi 3 yıl olmasını, ikramiyelerin fiili çalışma prensibine göre ödenmesini ve kıdeme bakılmaksızın eşit işe eşit ücret zammı'' ydı.



 



“Kırmızıçizgi” olarak ilan edilen bu 3 koşulun ne anlama geldiğini en iyi işçi sınıfı bilir. Patronların da işçi sınıfı açısından bunun hangi sonuçları tetiklediğini çok iyi bildiğinden şüphe yok. Öyle olmasa “metal fırtına” karabasanından halen kurtulamadıklarını bu açıklıkta itiraf etmezdi Barut…



 



Bu 3 kırmızıçizgi aslında sınıfa dönük kapsamlı bir savaşın ilanıdır. 3 yıllık sözleşmenin verilecek olası yüzde 6 taş çatlasın 10’luk zammın yıllar içinde eksi yüzde bilmem kaç oranında kayba mal olacağı  ortada. Ve 3 yıllık sözleşme dayatmasının kabulünün aynı zamanda arkasından dayatılacak 4-5 hatta 6  yıllık sözleşme dayatmalarına kapı açmak anlamına geleceği de...



 



Yine hastalık hallerinde izin kullanmanın fiilen yasaklanması anlamına gelen “Devamsızlığın azalmasını istiyoruz. Doğum, iş kazası gibi istisnai durumlar haricinde işe gelmeyenlerin, gelmediği süredeki ikramiyeleri kesilsin, bir havuzda toplansın. Daha sonra işçi sendikalarının da kararı doğrultusunda süreklilik sağlayan işçilere dağıtılsın” söylemiyle işçi sınıfına “robot” muamelesi yapan bu vampir bir de karşısındakiler azarlanacak çocuklarmış gibi bunun, “Hasta olmadığı halde rapor alanlar için iyi olacağını” diyecek bir küstahlık sergilemişti.



 



Barut’un eşit işe eşit ücret tekerlemesini diline dolamasının mealinin ne olduğu da ortada: Tüm işçileri asgari ücrette eşitlemek! Ona göre kıdeme göre zam en son Japonya’da uygulanıyormuş, onlar da kaldırmış, “Eşit işe eşit ücret” demişler.



 



OHAL koşullarının patronlara sunduğu cennet şartlarına sırtını dayayarak işçi sınıfına açlığı, köleliğin derinleşmesini dayatan, kabul edilmezse diyerek devleti adına önden sopa sallayan dahası “fabrikaları başka yerlere taşırız” diyerek bunun işsizlik korkusuyla perçinleyen Barut’a verilecek en iyi yanıtın yeni bir metal fırtına olduğu açık. Daha örgütlü, daha hazırlıklı, daha hedefli bir fırtınayla bu küstahlığın hızla kırılacağı da öyle…



 



Bunun sendikaların beklenmesiyle değil, işçi sınıfının kendi iç örgütlenmesini yaratmasıyla olacağı iki kere ikinin dört edeceği kadar net. Şu saate kadar herhangi bir grev hazırlığı yapmayan, sözleşme dönemine uygun dinamik bir taban inisiyatifinin gelişmesine önayak olmayan sendikal bürokrasinin yarın dayatılan bu “kırmızıçizgiler” karşısında nasıl bir pratik sergileyeceğini anlamak zor değil. Grev kararı almaya mecbur kalsalar bile tepelerine binecek OHAL ve “yasak” kararlarıyla hızla geri adım atacaklarını anlamak için müneccim olmaya gerek yok.



 



İşçi sınıfının bütününün bundan sonraki halini-ahvalini belirlemekte kritik önemde olan MESS Grup sözleşmeleri kapsamında yapılacak görüşmelerin altıncısı ve sonuncusu 1 Aralık’ta. Neyin nasıl seyredeceği belli… Beklemenin, son noktaya kadar hareketsiz kalmanın yaratacağı sonuçlar ağır olacaktır. Sadece son birkaç fabrikada gerçekleştirdikleri sendikal kıyımlar patronların sendikaların bu haline bile tahammül göstermeyen bir azgınlıkla saldırmak istediklerinin ilanıdır. Tüm tarihsel kazanımların kökünden kazınmak istendiği bu koşullarda yaşanan MESS sözleşmeleri ve alınacak tavırlar işçi sınıfı için hayat memat meselesi haline gelmiştir. Bu bu kadar nettir.