MESS'in sözleşme görüşmelerindeki küstahlığına işçi sınıfı kendi iç örgütlülüğünü büyüterek yanıt verebilir
Başta otomotiv ve dayanıklı tüketim malzemeleri üretimini kapsayan ve Türkiye ekonomisinin lokomotif gücü olarak tanımlanan metal sektöründe 140 bin işçiyi kapsayan MESS Grup sözleşmelerinde 1 Aralık’ta tutulan uzlaşmazlıktan sonra sendikaların “adet yerini bulsun” kabilindeki eylemleri de başladı.
Metal fırtınanın tokadını yiyen Türk Metal (TM) façayı kurtarmak için masaya yüzde 38 oranında zam toplamda ücretlere seyyanen (eşit olarak) saat başı 1,75 TL’lik artış isteğiyle oturmuştu. Bu arada tarihinde yapmadığı şeyler yaparak mesela sözleşme taslağını önden işçilerin onayına sunmuştu (biçimsel kalsa bile!). Atıp tutmaları da cabasıydı.
İşçilerde de TM ve patronların ‘Metal Fırtına’nın dersleriyle hareket edecekleri ve bu basınçla daha esnek bir tutum sergileyecekleri beklentisi vardı.
Fakat bu arada işçiler alışılmamış ölçülerde fazla mesaiye bıraktırılıyor, hemen tüm metal fabrikalarında gözle görülür bir üretim zorlaması yaşanıyordu. Bazen 14 saatlere kadar varan mesailerle patronların aslında olası bir grevin hazırlıklarını yaptıkları belliydi. Nitekim işçiler de bu durumu “depolar dolu”, “12 aylık üretimi 10 ayda yaptırdılar” sözleriyle özetliyorlar.

Sürecin başında perdeyi oldukça hışımlı bir tutumla açan TM çetesi de sektörde örgütlü diğer sendikalardan Birleşik Metal İşçileri Sendikası (BMİS) da Çelik İş de bu duruma ses etmiyorlardı. Soran işçilere verdikleri yanıtlar da geçiştirici ve “sözleşme süreciyle ne alakası var?” gibisinden üstünden atlayıcı yanıtlardı.
MESS’in yüzde 3,2 oranında zam, esnek çalışma ve 3 yıllık sözleşme dayatmaları karşısında aldıkları göstermelik eylem kararlarıyla da aslında sürecin nasıl ve nereye evrileceğini az çok bilerek hareket ettiklerini göstermiş oluyorlar. Onların niyeti, OHAL bahanesine-yasaklara yaslanarak, patronların kriz yakarmaları ve işsizlik tehditlerini onlar adına yineleyerek süreci rezil bir şekilde sonlandırmaktır. MESS’in küstahlığı karşısında mırıldanma bile olmayan böylesine cılız tepkilerle çıkmaları da bundandır. Açıkçası onlar herhangi bir iş yavaşlatma ya da grevin dolan stoklar da düşünüldüğünde çok zorlayıcı bir etkide bulunmayacağının pekala farkındalar.
Fakat sürecin kendilerinin niyet ve hesaplarına göre işlemeyeceğini bizzat işçiler onlara gösterecektir. Özellikle otomotiv sektöründe “ihracat rekorları” kırılırken ve işçiler bu rekorların kendilerinin robot gibi çalıştırılmalarıyla kırıldığının farkındayken MESS’in dalga geçer gibi sergilediği küstahlığa bir kez daha hak ettiği yanıtı vereceklerdir/vermelidirler.
MESS de TM gibi çeteler de esse de yağmamayı adet haline getirmiş BMİS de işçilerin ‘Metal Fırtına’ sonrası yaşadıkları durulmaya güveniyorlar. Elbette aynı zamanda o sürecin yarattığı birikimden korkuyorlar. Bu ikili duygularla ilişkilendikleri süreci yönetmenin planlarını yapıyorlar. Fakat alınan etkisiz eylem kararlarına kitlesel katılım gösteren ve bu kararları yeterli görmeyen metal işçileri de “uyuşukluklarından” “beklemeciliklerinden” silkinerek çıkacaklarını hissettiriyorlar.

Son yıllarda işçi örgütlülüğünün arttığı sektörde işçilerin ardı ardına yaşadıkları direnişlerle oluşturdukları kolektif hafıza bunun en önemli garantisidir. Öncesi bir yana 2011 TİS görüşmeleriyle başlayan ve 2012’de Bosch, 2015 TİS görüşmelerindeki tıkanma ve grevle devam eden ve en son yine 2015 “Metal Fırtına” döneminin yarattığı birikime sahip on binlerce işçi sözkonusu.
Elbette ki bu sürecin sergilenen küstahlığa denk bir yanıtla püskürtülmesi niyetler, öfkeler, direnişlerle birikmiş kolektif hafızanın kendiliğinden harekete geçmesiyle mümkün değildir. Tüm bir Türkiye işçi sınıfının kaderinin belirlenmesinde kritik bir role sahip olan metal işçileri bu niyeti, öfkeyi ve deneyimleri somut bir iç örgütlülüğe dönüştürmedikleri sürece MESS de sendikalar da devlet de bu işin içinden bir şekilde çıkar.
O nedenle aslolan işçilerin kendi iç örgütlülüklerini, komitelerini, meclislerini bir an önce oluşturmalarıdır.