Entegrasyon yeni moda

GÜNCEL
Cuma, 29 Aralık 2006 (19 yıl 9 ay önce)

Ben küçüktüm geldim 1978'de. Babam çalışmak için burdaydı, sonra bizi de aldı getirdi. Ne bekleyecektim, çocuktum alınıp getirildim. 14 yaşındaydım. Hauptschule bitirdim. Meslek yok. 14 yaşında hemen Almanya'yı kapamadık. Dili kavrayıncaya kadar yıllar geçti. Ailelerimiz de eğitimli değildi yol göstersinler. O zaman dil kursu falan yoktu. Hauptschule'ye başladığımda, öğretmenimiz Türktü, Türkçe ders veriyordu. Entegrasyonmuş, bu da yeni moda. Böyle bir şey yoktu.

Mesela çalışmaya basladığımda 19 yaşındaydım. Alman iş arkadaşım gülüyordu bazen yanlış konuştuğum için. "Yanlış konuştun" diyordu. "Sen Almansın. Ben bu ülkede yabancıyım. Yardım et öğreneyim." O arkadaşımdan gerçekten çok öğrendim. "Sen de bizim ülkemize gelsen, biz sana gülmeyiz. Çünkü yabancı bir dil senin için. Sen de bana yardim et öğreneyim". O da gerçekten etti.

Utandım söyleyemedim
Derslerim iyiydi. Türkçe öğretmeni beğeniyordu. Müdür beni çağırdı. "Sorduklarıma yanıt verirsen, sana diploma veririz. Babanın adı. Nerde oturuyorsun? Hangi ülkeden geldin" çok basit sorulardı ama utandım, cevap veremedim. Diploma alamadım, yalnızca karne. Yanlış konuşurum diye utandım söyleyemedim.

Bugün de benim kızım 11 yaşında. Aslında Gymnasium çocuğuydu. Kendini tanımadan tercih yaptırıyorlar. Psikolojisi bozuluyor. Müdür, "Gymnasiuma gider ama geri gelebilir" diye Realschule'ye yolladı. Müdüre itiraz etseydik, çocuğun derslerini daha kötü gösterebilir, notlarını kırardı. Daha önceden karşı çıkanlara, kavga edenlere yapmışlar. Bu okulu söylediğin zaman müdürü herkes tanıyor. Kadın müdür bunu yabancılara yapıyor.

Yabancılara yakışan
Yabancı çocuklar çok çalışıyormuş, çalışkanmış, "Alman çocuklarla dengede tutmam gerekiyor" demiş. Tabii bunlara paspasçı da lazım, çöp atan da lazım. Bunu da kendilerine değil, yabancılara daha çok yakıştırıyorlar. Çocuk kendini tanımadan 4. sınıfta okul seçmek zorunda kalıyor, 9 yaşındaki bir çocuğa bu yapılır mı?

Buraya gelirken, burda daha iyi yaşayacağız diye düşünmüştük. Oysa burda gördüğüm insanların ne kadar zor şartlar altında çalıştığı. Gelecekten beklediğim odur. Devrim olsun. Dünyanın hiçbir yerinde hiçbir çocuk aç kalmasın, sokakta kalmasın. En büyük arzum sosyalizm. Bir insan olarak ne yapmam gerekirse, onu yaparım. Yokluk olmayacak, zenginlik olmayacak, asalak toplum olmayacak, herkes üretecek. Parası olmayıp çok yetenekli insanlar var. Bunların değerlendirilmesi gerek. Bizim geldiğimiz kültür farklı. Bizde kadın her şeye karar verme yetkisine sahiptir. Kadın-erkek ayrımı yoktur.

Az insana çok iş

Az insana çok iş yaptırmak istiyorlar. Oğlum taşeron firmayla Daimler'e girdi, bir buçuk hafta çalıştı. "Bant çok hızlı akıyordu, yetişemedim" diyor çocuk. 58 yaşında bir Türk işçi, "Zaten alışmışsın işsizliğe, yapamazsın", ikinci gün bu lafları söylemiş çocuğa. Genç bir insana örnek olacağın yerde neyin korkusunu yaşıyorsun. Bir insanın orda ekmek yemesine mani oluyor. Bozuk bir düzen.

Geçen bizim orda bir İtalyan bayanı çıkardılar. Kadının psikolojisi bozuk, kapıları sert çarpıyormuş. Yaşlılar rahatsız oluyor, oysa kadının psikolojisi bayağı düzelmişti. Eşinden ayrılmış, dövüyor diye bırakmış adamı. Biz kadınlar çok destek verdik, toparlandı. Ama bir şans daha vermediler. Motor gibi çalışacaksın, başka bir şey yok. Ben diyordum, "Sen erkeksiz yaşayamaz mısın? Neden kendini yıpratıyorsun?" O da "Bana yaptıklarını unutamıyorum" diye yanıtlıyordu. Kimsenin kimseye yeniden şans vermediği bir dünyada yaşıyoruz. "İnsanlar asalak, gençler tembel" diyoruz, ama şans vermiyoruz.

Bir anne kendini satar mı?
Çalışan bayan ayakları üzerinde durmasını bilendir, daha iyi düşünür. Açılıyor, öğreniyor, dinliyor. Başı kapalı olanlar arasında da çok güzel düşünenler var. Bazen kendi aramızda dizileri konuşuyoruz. Binbir Gece dizisini mesela. Kadının çocuğu kanser, kayınbabasından para istiyor, vermiyor. Kendini patronuna satıyor, 150 bin dolara, bir geceliğine. Konuşuluyor, bir anne kendini çocuğu için satar mı? Bir annenin yapabileceği çok şey var. Tabii ki bir anne için çok acı bir şey. Ama kendini satmak ölüm gibi bir şey.

Rahatsızım kaç gündür, arkadaşlar arkamdan koşturuyor. Hadi sen dinlen deyip, benim işimi yapıyorlar. Dayanışmayı da öğreniyorlar. Afrikalı bir çocuğa 30 € her ay gönderiyoruz. Bize mektup yazıyor. Ben bu parayla şunları yapıyorum. Bütün ailesini geçindiriyor. Sadece Türkiyeli olmayacaksın, dünyalı olacaksın. Falanın şusu var busu var. Yatım olsun, katım olsun. Açlığı bilmeyen paylaşmasını da bilmiyor. Bencilliğin olmadığı bir dünya olmalı.

Stuttgart'tan bir bayan okur