Taşerona statü değil koşulsuz kadro

Taşerona kadro değil statü veren, soruşturma-yazılı-sözlü sınav dayatan, belirsizliklerle dolu tasarı kabul edilemez

İŞÇİ SINIFI
Pazartesi, 11 Aralık 2017 (8 yıl 4 ay önce)

İşçi sendikalarına bile sormaya tenezzül edilmeden, sadece devletin tepesine çöreklenerek ve neredeyse “maydanozun kaç yapraklı olması gerektiğine” bile karar verecek bir iktidar merkezileşmesi sarhoşluğuyla hareket eden Tayyip Erdoğan’ın bir emriyle apar topar gündeme getirilen kamuda çalışan yüz binlerce taşeron işçinin kadroya alınması “projesi”, tartışılmaya devam ediyor. “Apar topar” dediğimize bakmayın. Hükümetin her seçim döneminde ısıtıp ısıtıp sunduğu, hatta 1 Kasım 2015’te “taşeron işçinin kadroya alınacağını” vadettiği, daha sonra defalarca gündeme getirildiği koşullarda bu gelişmeyi böyle tanımlamak elbette doğru değil.



 



“Apar topardan” kastımız yine bir seçim sathi mahallinde (ki nasıl bir “seçim” olacağı ya da olup olmayacağı tartışmalı!) bu şekilde gündemleştirilmesi ve hızlandırılmasıdır. Aslında olup biten, führer tipi faşist rejimlere mahsus bir özellik olarak o “führerin” işçi ve emekçiler nezdinde “baba” gibi görülmesi çabasının ifadesidir. Bir de elbette ki o führerin “güç bendeyi” döne döne anlatma-gösterme çabasının…



 



Bu gerçekler günlerdir tartışılan tasarının halen tam bilgisine sahip olunmamasıyla da kendisini konuşturuyor. Başta işçiler olmak üzere geniş toplumsal kesimler tarafından tartışılan tasarıyla ilgili olarak halen basına yansıyan kimi bilgiler ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu’nun yaptığı kimi açıklamalar dışında hiç kimse tam bilgiye sahip değil.



 



Kamuoyunda en çok kaygı yaratan boyutlarıysa, getirilen soruşturma zorunluluğu ve yapılacak yazılı-sözlü mülakatlardır. Bunun zaten hayata geçirilen kadrolaşmanın taşeron işçilere kadar genişletileceği anlamına geldiği düşünülüyor haklı olarak.



 



Merkezi yönetimlerde çalışan taşeron işçileri, yerel yönetimlerdeki taşeron işçilerle 4-C’liler ve mevsimlik işçilerin parça parça, çeşitli statüler ve koşullarla “kadroya” alınacağının anlaşıldığı ve her halinden Erdoğan’ın toplumsal duyarlılıklara seslenme ve prestij kazanma hamlesi olduğu anlaşılan düzenlemenin Ocak 2018’den itibaren yürürlüğe girmesinin hedeflendiği söyleniyor.



 



Özel sektördeki taşeron işçileri kapsamadığı, KİT’lerde çalışanlarla ilgili de net bir şey söylemediği, belediyelerde çalışan yüz binlerce taşeron işçinin taşeron olmaktan çıkmayıp sadece belediyelerin taşeron firmalarına alınacağının ifade edildiği, ilk elde 4D statüsüyle “devlet işçisi” statüsü verilen işçilerinse sanki memurmuş gibi 657 yasaya tabi tutularak (haklarıyla değil elbette) polis soruşturmalarından geçirileceği, kadroya alınacakların taşeron işçiyken aldıkları ücretle devam edecekleri, daha önce açtıkları kimi davalardan vazgeçmeleri gerektiği … tasarıya dönük yansıyan bilgilerden en fazla öne çıkanlar.  Sadece bunlar bile düşünülen düzenlemenin ucunun ne kadar açık olduğunu ortaya koyuyor.



 



Düşünün ki zaten bir soruşturmadan geçerek işe alınmış işçiler bir kez daha hem de devlet memuruymuş gibi soruşturmadan geçirilecekler. Emin olun ki yüzbinlerce taşerona kadro verileceği vaadinin hayattaki tercümesi yüz binlerce işsiz olacaktır.



 



Düzenlemeyle büyük bir lütufta bulunduklarını ilan edercesine açıklama yapan Sarıeroğlu, “Çok fazla taşerona verilmiş olan iş var kimseyi kırmadan dışında tutmadan en iyi model bu olduğu için bu şekilde sonuca ulaştık. 450 bin kişiyi tam kadrolu olarak almış olacağız. ( 4D statüsünü kastediyor bn.)                                                                                                                                                                                                                                                                                                          



Çok büyük bir rakam bu. Ben bazı rakamları da vermek istiyorum. Hali hazırda bu direkt kadroya aldığımız kardeşlerimizle ilgili olarak işçi 4/D sayısı 109 bin kişi. 109 bin işçimiz var kamuda biz 450 bin kişiyi kadroya alıyoruz. Yaptığımız işin büyüklüğünü anlatmak açısından bu rakamı vermeliyim”.



 



Bunu söyleyen Sarıeroğlu elbette ki kendi dönemlerinden önce taşeron işçiliğin oldukça sınırlı olduğundan, alıp başını gitmesinin asıl olarak 2002’de çıkarılan “Kamu Yönetimi Temel Kanunu”yla sözkonusu olduğundan bahsetmiyor. 2002 öncesinde bu denli yaygın özelleştirmelerin yaşanmadığından hemen tüm çalışanların şu ya da bu düzeyde bir iş güvencesine sahip olduklarından dem vurmuyor. Şimdi kalkıp aslında tam bir kadro anlamına gelmeyen düzenlemeleri işçilere kaybettikleri eşeklerini bulmuşlar da teslim ediyorlarmış gibi pazarlıyorlar.



 



Tüm bu gerçeklerle birlikte düşündüğümüzde taşerona kadro mevzusunda basında da bol bol tartışılan bazı noktaların altını çizecek olursak, aslında taşerona kadro değil her ucu açık birkaç statü verildiği net olarak görülecektir:



 




Taşerona kadro düzenlemesinde KİT işçileriyle ilgili net bir şey söylenmiyor. Onlara ilişkin Maliye Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın özel bir çalışma yürüttüğü söyleniyor. Özel sektörde çalışanlar kapsama girmiyor.



 



Düzenleme sadece merkezi yönetimlerde çalışan yaklaşık 450 bin taşeron işçi, yerel yönetimlerde çalışan yaklaşık 400 bin işçi, 4-C statüsünde çalışan 25 bin geçici personel ve 23 bin mevsimlik işçiyi kapsıyor.



 



Sadece merkezi yönetimlerde çalışan işçilere 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4. maddesinin (D) fıkrası kapsamında “kadrolu işçi” statüsü verileceği belirtiliyor. Bu maddenin gerçek bir iş güvencesi anlamına gelmediğini, süresiz sözleşmelilik denilen bir statüye denk düştüğü, uygulamada (şimdiki koşulları düşündüğümüzde) işçi kıyımının gerçekleşmeyeceği anlamına gelmediğini daha önce yansıyan kimi deneyimlerden biliyoruz.



 



Evet 4-D’li “devlet işçileri”, İş Yasası’na tabi işçilerdir. Yasanın sağladığı haklardan yararlanırlar. (toplu sözleşme gibi). Fakat İş Yasası’nda yer alan geçerli veya haklı nedenlere dayanarak 4-D’li işçiyi işten çıkarabilir. İşçi, geçersiz ya da haksız işten çıkarma halinde dava açıp kazansa bile işe iade edilme zorunluluğu yoktur. Ayrıca özelleştirme durumunda da 4-D’li işçiler işten çıkarılabilir, 4-C’ye ya da özel sektör işçiliğine geçmek zorunda kalabilir. Yani devlet memuru güvencesi söz konusu değildir. 



 



Kısacası bu statünün emekli olana kadar güvenceli çalışma hakkı yoktur, bu şansı uygulamaya bağlıdır. Bu da ekonomik-siyasi iklimden bağımsız ele alınmaz. Bu koşullar onun bu statüsünün hızla işsizliğe evrilmesini belirler.



 



Ayrıca 4D statüsüne alınacak taşeron işçiler izah edildiği kadarıyla oldukça kapsamlı bir polis soruşturmasına tabi tutulacak. 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında yaşanan devasa ihraç ve kadrolaşmaları düşündüğümüzde bunun pratik karşılığını anlamamız güç olmayacaktır.



 



Diğer taraftan taşeron işçilerin hangi tarihten itibaren kadroya alınacağına dair net bir beyan da yok. Tüm açıklamalarda 2018 Ocak tarihi telaffuz edilirken, bunun mevzuat-düzenleme vs.’yle birlikte tam olarak ne zaman uygulanacağına dair net bir tarih verilmiyor. Aslında 1 Kasım 2015’ten beri de aynı belirsizlikle yineleniyor.



 



Yapılan açıklamalara göre taşeron işçiler, mevcut kıdem-ihbar tazminat hakları başta olmak üzere diğer haklarıyla “kadroya” geçirilecek. Ancak bunların tam bir güvence altına alınıp alınmadığına dair net çizgiler var mı yok mu bilinmiyor.



 



Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sarıeroğlu, taşeron işçilerin mevcut ücret ve mali hakları ile kadroya alınacağını açıkladı. Yani kendilerine herhangi bir ücret artışı yapılmayacak. Mevzuat gereği kadroya geçirilen işçilere, yılda 52 günlük ücret tutarında ilave tediye (ikramiye) ödenecek. 



 



Kadroya geçirileceklerin sendikal örgütlenme hakları olacak, ama bu da işkolu bazında ciddi handikaplar yaratmaya aday görünüyor. Mesela temizlikte çalışan bir işçi eskiden hizmet işkolunda örgütlüyken şimdi mesela hastanedeyse sağlık işkolunda örgütlenmek durumunda kalacak.



 



Düzenleme sadece “personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alımı” ihalesi ile çalıştırılan işçileri kapsıyor. Ancak devlet bünyesinde farklı ihalelerle çalıştırılan işçilerin bir kısmı bu kapsamda yer almıyor. Mesela yemek alımı ihaleleri çerçevesinde çalıştırılan binlerce yemekhane işçisi bu kapsama girmiyor. Öte yandan sürekli olarak yapılan bazı işler, “anahtar teslim iş” olarak gösteriliyor ve buralarda çalışan işçiler de farklı değerlendiriliyor. Ayrıntı gibi görünen bu konularda net düzenlemeler yapılmaması durumunda binlerce taşeron işçi aynı statüde kalacak.