İHD ve TİHV, Küçük’ü teşhir etti

İHD ve TİHV: ‘İnancımız sonsuzdur ki, insanlık onuru işkenceyi yenecektir’

GÜNCEL
Çarşamba, 13 Aralık 2017 (8 yıl 4 ay önce)

Yandaş köşe yazarı Cem Küçük,  TGRT’de Fuat Uğur ile birlikte yaptığı Medya Kritik programının dün akşamki canlı yayınında, 15 Temmuz darbe girişimi soruşturması kapsamında yargılananların ‘konuşturulması’ için işkence ve infaz yöntemlerinin kullanılması gerektiğini savundu.



 



Mide bulandıran konuşmasında İsrail gizli servisi MOSSAD’ın uyguladığı kan dondurucu işkence ve infaz örneklerini öven Küçük, “Havlu tekniği var biliyorsun. Yüze havluyu atıyor yukarıdan aşağıya suyu döküyor. Bu arada boğuyor. Ya bir sürü şey denersin.”  gibi sadist ifadeler kullandı.



 



Sapkın zihniyetini canlı yayında pervasızca gözler önüne sermekten çekinmeyen Küçük, konuşmasının devamında şunları söyledi: 



 




“17/25 oldu diyelim İsrail’e yaptılar, olabilir. Dünyanın her yerinde her gün 15-20 toplu ölüm duyardık; trafik kazası, intihar etti, toplu intihar etti, uyuşturucuyu fazla basmış, aşırı alkolden gitti, dayanamadı köprüden atladı… Bir sürü gerekçe bulurlar. Burda da şimdi sen, bunlara acıma. Ya elimizde çok kritik üç-dört tane FETÖ’cü var. Ali Fuat Yılmazer, Mehmet Partigöç, Alaaddin Kaya. Ya şu adamları bir konuştursanıza. Bunlar bir sürü şey biliyor. Bizim savcı şöyle; oturuyor, ‘Fuatcığım hoş geldin. Adın, soyadın…’ mesela diyor. Nerede görev yaptın, bu işi sen mi yaptın? Hayır diyor. Böyle diyor mesela. Kardeşim başka türlü de konuşturma teknikleri var. Sallandır ayağından camdan aşağıya. Bak sana bir tane MOSSAD tekniği anlatayım, Gideon'un Casusları kitabında vardı. Ajan yapmak istiyor mesela Filistinlilerden birisini veya Ürdünlü veya Mısırlı olmuyor mesela, ajan olmuyor adam kabul etmiyor. Gidiyor ailesinden birini tak diye öldürüyor. Gene yapmıyor, gene öldürüyor. Ondan sonra mecburen… Kaç tane böyle ajanı var. Adam canı pahasına... Havlu tekniği var biliyorsun. Yüze havluyu atıyor yukarıdan aşağıya suyu döküyor. Bu arada boğuyor. Ya bir sürü şey denersin..."




 



 



İnancımız sonsuzdur ki, insanlık onuru işkenceyi yenecektir



 



İHD ve TİHV, Küçük’ün bu ifadelerine cevaben bugün yayınladıkları ortak açıklamada “'Gazeteci' Cem Küçük’e hatırlatırız: İşkence mutlak olarak yasaktır. İşkenceyi savunmak ya da övmek insanlığa karşı suçtur!” dedi.



 



Açıklamada; işkence ve infazın yasalarca ve insan hakları sözleşmelerince mutlak olarak yasaklandığının, övülmesi veya savunulmasının da suç olduğunun altı çizildi.



 



Küçük’ün, insan haklarına saygıyı yükseltmek için onlarca yıldır verilen mücadeleye rağmen aymazca diri kalan nahoş insan hakları düşmanlığının bir taşıyıcısı olduğunun belirtildiği açıklamada, bu kokuşmuş zihniyetin toplum olma hali karşısında, daha da ötesi medeniyet ve insanlığımız karşısında ciddi bir tehdit oluşturduğu vurgulandı.



 



Açıklamanın tamamı ise şöyle:




 



“Gazeteci” Cem Küçük’e Hatırlatırız: İşkence Mutlak Olarak Yasaktır. İşkenceyi Savunmak ya da Övmek İnsanlığa Karşı Suçtur!



 



Dün bir televizyon kanalında katıldığı canlı yayın sırasında “Başka türlü de konuşturma teknikleri var” diyen “gazeteci” Cem Küçük, şüpheli ve sanıkların konuşturulması için işkence yapılmasını önerdi ve işkenceyi övdü. İnsan haklarına saygıyı ayaklar altına alan utanç verici bu durum, maalesef her yıl 10 – 17 Aralık tarihleri arasında ülkemizde ve tüm dünyada kutlanan “İnsan Hakları Haftası” sırasında yaşandı.



 



Gazetecilik mesleğinin bağımsızlığını ve etik ilkelerini hiçe sayan bu zatın, sırtını dayadığı siyasal iktidardan güç alarak böylesine pervasızca konuşması insanın sahip olduğu onur ve değere saygı duyan hiç kimse tarafından kabul edilemez.



 



Çünkü işkence gerek iç hukuk gerekse uluslararası hukuk açısından mutlak olarak yasaktır. Bu yasak uluslararası hukukta normlar hiyerarşisi açısından üstün bir kural, başka bir deyişle buyruk kural niteliğindedir. Bu nedenle işkence yasağı hiçbir koşulda istisnaya tabi tutulamaz, işkence yasağının esnetilmesi için herhangi bir çekince ileri sürülemez.



 



Nitekim “İşkenceye Karşı Sözleşme” olarak anılan “İşkence ve Diğer Zalimane, Gayri İnsani veya Küçültücü Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler (BM) Sözleşmesi”nin 2. maddesinin 2. paragrafında da “Hiç bir istisnai durum, ne harp hâli ne de bir harp tehdidi, dâhili siyasî istikrarsızlık veya herhangi başka bir olağanüstü hâl, işkencenin uygulanması için gerekçe gösterilemez” denilmektedir. Keza benzer vurgular diğer uluslararası sözleşme ve belgelerde de yapılmaktadır:



 



“İşkence yasağı, savaş ya da ulusun varlığını tehdit eden bir tehlike nedeniyle dahi sınırlandırılamaz.” (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi md. 15/2)



 



“Ulusun yaşamını tehdit eden olağanüstü hallerde dahi devletler işkence yasağı konusunda yükümlülüklerini azaltamaz.”(Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi md. 4/2)



 



“İşkence veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele ya da ceza, her koşulda ve özellikle de gözaltında, sorgulama sırasında ve kişinin terör eylemleri ile suçlanması ya da bu suçtan ceza almış olması durumunda dahi, mahkûmiyet kararına neden olan suçun doğası ne olursa olsun mutlak olarak yasaktır.” (Avrupa Konseyi, İnsan Hakları ve Terörle Mücadele Rehberi, 11 Temmuz 2002, m.IV)



 



Tüm bu uluslararası düzenlemeler, Anayasa’nın 90. maddesi gereğince aynı zamanda birer iç hukuk kuralı niteliğindedir. Kaldı ki Anayasa’da da işkencenin yasak olduğu açıkça ifade edilmiştir: “Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.” (madde 17, fıkra 3) ve  “Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.” (madde 38, fıkra 5)



 



5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nda (TCK) işkence suçunu düzenleyen 94. maddenin gerekçesinde de “Türkiye, taraf olduğu milletlerarası sözleşmelerde işkencenin yasak olduğunu kabul ederek, işkencenin önlenmesiyle ilgili gerekli tedbirleri alma konusunda taahhüt altına girmiştir” denilerek bu yadsınamaz gerçeklik, yani yasağın amir hüküm niteliği bir kez daha vurgulanmıştır.



 



Mesleğin etik ilkeleri gazeteciyi halkı doğru ve yansız bir şekilde bilgilendirmekle sorumlu kılar. Ancak, işkence yasağının mutlak karakterini belirten ve istisnasız hepimiz için bağlayıcı olan bunca uluslararası ve ulusal düzenlemeye rağmen “gazeteci” Cem Küçük pervasızca “darbeci/terörist” olarak nitelediği şüphelilerin/sanıkların işkence ile sorgulanabileceklerini söyleyebilmektedir. Böylece halkı yanlış bilgilendirerek hem meslek etik ilkelerini ihlal etmekte hem de suç işlemektedir.



 



Meslek etik ilkelerini çiğnediği için bağımsız basın örgütleri elbette gereğini yapacaktır. Ancak biz, yukarıda belirtilenlerin ışığında Cumhuriyet Savcılarını göreve davet ediyor ve “gazeteci” Küçük hakkında resen soruşturma başlatmalarını talep ediyoruz. Zira “gazeteci” Küçük, işkence suçuna teşvik edip suç işlemeye yardımcı olarak TCK’nın 39. maddesini ihlal etmektedir. Bu düzenlemeye göre eğer bir kişi, başkalarını suç işlemeye teşvik eder, suç işleme kararını kuvvetlendirir ya da suçun nasıl işleneceği hususunda yol gösterici olursa, işlenen suçtan “yardım eden” sıfatıyla sorumlu olur. Ayrıca “gazeteci” Küçük, işkence suçunu alenen överek TCK’nın 215. maddesini de ihlal etmektedir.



 



Kısacası “BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi”nin kabul edilişinin 69. yılında ve “BM İşkenceye Karşı Sözleşme”nin kabul edilişinin 30. yılında insan haklarını lafzi ve şekli olarak bile içine sindirmeyip bizzat düşman bir kavram gibi gören bir zihniyet ile karşı karşıyayız. İnsan haklarına saygıyı yükseltmek için onlarca yıldır verilen mücadeleye rağmen bu zihniyetin yeniden güçlenmesi, sadece insan hakları karşısında değil, toplum olma hali karşısında, daha da ötesi medeniyet ve insanlığımız karşısında ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Bu nedenle insan olarak sahip olduğumuz onur ve değeri korumak için duyarlı herkesi bu zihniyete karşı demokratik tepkilerini göstermeye çağırıyoruz.



 



İnancımız sonsuzdur ki, insanlık onuru işkenceyi yenecektir.



 



Saygılarımızla,



 



Türkiye İnsan Hakları Vakfı



İnsan Hakları Derneği



 



13 Aralık 2017