19 Aralık bütün hızıyla sürüyor

Burjuva devletin 19 Aralık 2000'de 20 cezaevindeki tutsaklara yönelik katliam operasyonu belleklerde tazeliğini koruyor

GÜNCEL
Pazartesi, 18 Aralık 2017 (8 yıl 4 ay önce)

Burjuva devletin 19 Aralık 2000'de 20 cezaevindeki tutsaklara yönelik katliam operasyonu belleklerde tazeliğini koruyor.



 



Katliam ilk elde tutsakları hedeflese de onun asıl hedefi tüm toplumsal kesimlerdi. Burjuvazi ve devleti, yaşadıkları kapsamlı krizi aşmak için toplumun geniş kesimlerine, siyasi tutsakların kanları-canları üzerinden bir mesaj vermek istiyorlardı. Onları korkutmak, sindirmek, çaresiz ve hareketsiz bırakma peşindeydiler. Dönemin Başbakanı Ecevit’in, “F tiplerine geçilmezse IMF paketini uygulayamayız” sözleri bu gerçeğin itirafıydı.



 



Ciddi bir ekonomik krizin büyüteceği toplumsal yıkım ve öfkeyi dizginlemek için, kanlı mesajlara ve korku sembolü haline getirilecek F tipi cezaevlerine ihtiyaç duyuyorlardı. Nitekim 19 Aralık katliamı, aynı zamanda binlerce işyerinin kapatıldığı, onbinlerce insanın işsiz kaldığı  o 2001 krizinin hemen öncesine denk getirildi.



 





 



Utanmadan “Hayata Dönüş” adı verilen denilen bu alçaklık sırasında, cezaevlerinde tutsak devrimcileri diri diri yaktılar, kurşunlarla delik deşik ettiler, sakat bıraktılar, ruhlarında onulmaz yaralar açtılar. F tiplerindeki çıplak tecritle insanlıktan çıkarılarak çıldırmaya hapsedilmeleri, asıl olarak dışardaki milyonların gözlerinin korkutulup yüreklerinin karartılması içindi.



 



10 bin kişilik tam teşkilatlı, silahlı, gaz ve kimyasal bombalı kolluk gücünün 20 cezaevindeki silahsız, savunmasız tutsakların üzerine saldırmaları sonucu yirmisekiz devrimci tutsak katledildi, onlarcası sakat bırakılıp yoğun işkencelerden geçirilerek F tipi hapishanelere dolduruldu. Devrimci tutsakların bedenlerini barikatlaştırdığı Ölüm Orucu Direnişi’nde ise 122 devrimci ölümsüzleşti, 600′dan fazlası sakat bırakıldı.



 



F tipi saldırısı, göstere göstere gelen bir saldırıydı. İrili ufaklı diğer saldırıları bir yana bıraksak bile 10 ay önce on devrimcinin işkenceyle katledildiği Ulucanlar saldırısı yaşanmıştı. Sağ ele geçirilen kimi devrimcilerin cezaevi hamamında vahşi işkencelerle katledildikleri o katliamı yöneten Binbaşı Ali Öz, Albay rütbesine yükseltilmiş Trabzon İl Jandarma Alay Komutanı olarak yıllar sonra Hrant Dink suikastinin sorumlularından biri olarak kamuoyunun karşısına çıktı.



 



Türkiye’de burjuva devletin cezaevleri politikası, saldırılarının dozu, rejimin biçimine ve egemenlerin politik ihtiyaçlarına bağlı olarak dönem dönem azalıp artsa da teslim alma ve boyun eğdirme hedefi değişmez.



 





 



19 Aralık 2000'e gelindiğinde devrimci örgütlerin 12 Eylül sonrası iyi-kötü biriktirebildiği kadrolarının ezici bir kısmı cezaevlerinde tutsaktı. O kesit, hapishanelerin yine tıka basa olduğu bir zamandı. Hücre-F tipi cezaevi dayatması ve 19 Aralık saldırısı, bir yönüyle de bu kuşağı biçmeyi  hedefliyordu. Bunu da büyük ölçüde başardı zaten.



 



F tipi hapishaneler/hücreler ise tutsaklara "mahpushane içinde mahpusluk" yaşatmayı, tutsakları her yönden teslim almayı, boyun eğdirmeyi, hayata ve mücadeleye karşı kayıtsızlaştırıp donuklaştırmayı hedefler. Amaç, duyguları ve ruhları öldürmek, insandan yalıtılmış tabutluklara tıkarak çıkışsızlığa ve derin bir umutsuzluğa sürüklemektir. Zaman içinde yaratılan yabancılaşma ve kayıtsızlaşmanın kişiyi çözülmeye götürmesi kaçınılmazdır.



 



Zaten sorun basitçe hapishaneler sorunu da değildi; o zamanlar da "yaşamın hücreleştirilmesi" olarak formüle ettiğimiz bu süreç derinleşip yakıcılaştırılarak sürüyor.



 



"İçerde dışarıda hücreleri parçala" sloganı, sadece görünen hücrelere değil, sınırları belki biraz daha geniş ama belli bir yaşam tarzına talim ettirilen, kafalardaki ilk bakışta "görünmeyen" hücrelere işaret eder. Duvarların sadece tutsakların üzerine değil, kendi küçük dünyalarında yaşadıklarını sananların, böyle düşünen herkesin üzerine kapandığını göstermeye çalışır. Bu mesajın içerdiği uyarı, o kesitte maalesef yeterince anlaşılamamış, ‘dışarda’ gereği hakkıyla yerine getirilememiştir.



 



Bugün karşımızdaki “duyarsızlaşmış toplum” gerçeği ve bundan cesaret alarak saldırı üstüne saldırı tazeleyen neoliberal dinci faşizmin baskıları altında yaşadıklarımız, bir bakıma da zamanında sergilediğimiz kayıtsızlık ve sinikliğin bugün karşımıza çıkan faturasıdır!..



 



19 Aralık Katliamı’nın 17. yıldönümü, hiç olmazsa bu konuda içten ve dürüst bir muhasebe  konusu olmalıdır!..