'Bavul' dolusu iğrençlik

'Ben De'nin yazarı, yoğun tepki sonucu açıklama yapmak zorunda kaldı

GÜNCEL
Çarşamba, 20 Aralık 2017 (8 yıl 4 ay önce)

Nilgün Kumru



 



Bavul adlı popüler kültür-edebiyat dergisinde, ‘Ben de’ başlıklı bir çöp yer alıyor. Rezaletin daniskası olan bu yazıda, kadınların yaşadıkları şiddet/istismar olaylarını yazarak dayanıştıkları ‘Metoo’ (Ben de) etiketine atıfta bulunarak, erkeklerin yaşattıkları şiddet/istismar olayları nahoş bir dille anlatılıyor.



 



Niyetten bağımsız, ki aslında biraz niyeti de sorgulamak gerek, bu tarz bir içeriğin hatırı sayılır bir okuyucu kitlesi olan bir dergide yayınlanması akıllara zarar. Zira yazıdaki her paragrafta yer yer pornografik bir dil de kullanılarak sapıklık hikayeleri anlatılıyor. İyi niyetle değerlendirdiğimde  ‘eleştirel’ olması planlanmış olduğunu varsaydığım bu yazı müsveddesinde, kurgulanmış sapkın fantezilerin yanında yöresinde eleştirinin ‘e’sinin dahi olmaması ise büyük bir soru işareti yaratıyor. Niyet de tam bu noktada irdelenmeli zaten; yazıda, ifşa etme kisvesi altında meşrulaştırıcı propaganda yapılmış gibi bir görüntü var.



 



Yazıyı twitter üzerinde ifşa eden gazeteci Burcu Karakaş’a derginin verdiği cevap ise epey trajik: “…Eser ilk önce yazanı bağlar. Siz İmzayı bilerek kapatınca imzasız bir yazı gibi olmuş.” Bunun Türkçe meali şu: “İsteyen istediğini yazar, bunu basan dergi olarak bizim ne gibi bir sorumluluğumuz olabilir ki? Yazının yazarıyla muhatap olun. Sizde yazı kurulu, editör falan yok mu diye soracak olursanız da, taze bitti. ” Kitlelerin aklıyla alay etmeye çalışmak, çağımızın popüler eğilimleri arasında sayılabilir hale geldi anlayacağınız.



 





 



Bavul’un ilk gafı değil



 



Bu skandal yazı, derginin ilk 'gaf'ı değil. Bavul dergisi daha önce de şubat sayısının kapağına Turgut Uyar’ı ve ona ait olmayan dizeleri onunmuş gibi taşımıştı. “Herkesin bir gideni vardır, içinden bir türlü uğurlayamadığı…” ifadesini Uyar'ınmış gibi sunan sayı toplatılmış, kamuoyundan da özür dilenmişti. Gerçi, derginin özrü o zaman da kabahatinden büyüktü:  “Şubat sayısı kapağımızda yer alan dizelerde, sıkça eleştirilen internetin bilgi kirliliği tuzağına biz de düştük. Tüm iç sayfalar editöryal süzgeçten geçirilirken kapağın sona bırakılıp kontrol edilmemesi büyük bir hataydı.” Bu açıklama, derginin hakikaten bir editörü olmadığı düşüncesini pekiştirmekle beraber; dergi içeriğinde kullanılmak için internetten alınan bilgilerin doğruluğunun kontrol dahi edilmemesi kopyala/yapıştır yöntemiyle tez yazan, kitap çıkaran şarlatanları akıllara getiriyor.



 



Yazarından açıklama



 



‘Ben De’ yazısının yazarı Aslı Tohumcu, maruz kaldığı eleştirilere cevaben bir açıklama yaptı. “Niyetim elbette taciz mağdurlarını incitmek, tacizi övmek ya da tacizciyi cesaretlendirmek değildi.” diyen yazar, yazısında kendi yaşadığı travmaları tacizcinin dilinden yazmayı denediğini ve bu sebepten vahşi bir dil kullandığını belirtti.



 



Niyet ne olursa olsun, sert ve pornografik bir dille yazılmış bu yazının içinde herhangi bir eleştirel cümle bulunmadan yayınlanması, yaralayıcı ve saldırgan olarak tanımlanmasına muazzam bir zemin hazırlıyor. Yazar, şayet kitlesel eleştirinin ışığında yapmak zorunda kaldığı bu açıklamaya en baştan yazısında yer vermiş olsaydı metnin niteliği de aldığı tepkiler de daha farklı olurdu, açıklama 'niyet' sorgulamasının da önüne geçerdi ve biz de sadece bu niyetle kaleme alınan bir yazıda böyle bir dil kullanılmasının doğruluğunu/yanlışlığını tartışırdık.



 



Metnin kaleme alındığı dil, yer yer yazının okunmasını zorlaştıracak hatta engelleyecek cinsten. Yazar bu tercihini, vahşiliğin vahşi bir dille anlatılmasının etkili olacağı düşüncesiyle yapmış olsa da böyle pornografik bir dil kurmak, kitlelerin haklı olarak yazıyı ‘tacize meşruiyet kazandırıcı’ bulmasına ve tepki göstermesine sebebiyet veriyor. Dolayısıyla metinin kaleme alınış nedeni, şekli ve biçimi ile ilgili bir açıklamanın yazıda yer alması kaçınılmaz bir gereklilik arz ediyor.



 



Aslı Tohumcu’nun yaptığı açıklamanın tamamı şöyle:



 




Bavul dergi aralık yazım hakkında birkaç söz söylemem şart oldu. Kendi başımdan geçen tacizleri dergiye yazarken, niyetim elbette taciz mağdurlarını incitmek, tacizi övmek ya da tacizciyi cesaretlendirmek değildi. Yazım yüzünden eli, gözü ya da kalbi yanan kadınlar olması beni de üzüyor. Bu alanda benim gibi mücadele eden ve yazımı kendi yanlışı/doğrusu içinde değerlendiren, eleştiren insanlara da selam ederim. Yirmi yıldır öykü ve romanlarımda kadınların ağzından erkek şiddetini yazıyorum. Bu yazıdaysa tam tersini, yani tacizcinin dilinden yazmayı denedim ve görünen o ki, hâlâ acısını hissettiğim travmamı aktarmakta kullandığım üslup sorunlu bulundu. Bunu tartışmak gerekir elbette. Ben dilimi böyle kurdum, bu derdi böyle vahşi bir dille anlatmak istedim. Söyleyin nasıl yapmalı? Tacizin ifşası konusunda literatür, atölye önerilerinizi bekliyorum. Tacizcilere yönelik öfkelerini bana kusanları da affediyorum. Diyeceğim, bugüne kadar yazdığım her kitapta niyetimin, özellikle bu konuda berrak ve açık olduğunu düşünüyorum.