Faşizme karşı 'direnmek' artık yeterli değildir!..
Cihan Çetin
Burjuva parlamenter sistemin üç ayağından birini oluşturan yasamaya rahmet okunalı çok olmasına rağmen, 24 Aralık KHK’sı, Türkiye’deki biçimsel demokrasinin tasfiyesine son tüyü dikmiştir. Çünkü 24 Aralık KHK’sında yasamanın alanına giren maddelerden hiçbiri, OHAL koşullarıyla ilgili değildir ve meclis by-pas edilerek çıkarılmıştır. 24 Aralık KHK’sında, Tek Tip Kıyafet’ten Danıştay-Yargıtay üye sayısının arttırılmasına kadar onlarca konu var.
Ancak sivil faşist oluşumlara izin ve olası suçlarına cezasızlık getiren düzenleme, gün içinde, özellikle sol cenahta çokça tartışıldı.
KHK’nın 121. maddesi şöyle:
Resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler hakkında da birinci fıkra hükümleri uygulanır.
Bu KHK maddesinin gün içindeki yorumları, genel olarak solun üç kör noktasını da gösterdi.
Sol cenah, tarihsel deneyimleri ve birikimleriyle bu maddenin sivil faşist oluşumlara kılıf olduğu üzerinde durdu. Bu kesinlikle doğru bir yorum.
Ancak sol cenahın bu maddenin faşist özünü yakalayıp bunu açığa çıkarması onun tarihsel deneyimleri ve birikimlerine ne denli uygunsa; bu maddeye karşı çıkma refleksi, faşizme karşı Türkiye’nin devrimci tarihsel deneyim ve birikimi unutarak tam bir liberal aptallık örneği oldu. Sol, bu liberal zihin bulanıklığıyla ilk kör noktasını da ele verdi.
Ortada sanki dişe dokunur burjuva demokrat bir devlet varmış gibi, en hafifinden bu maddenin ne kadar hukuksuz olduğundan dem vuruldu. Bunun yanı sıra başta HÖH olmak üzere hangi sivil faşist güçleri harekete geçireceğine dair öngörüler havalarda uçuştu. Ama en önemli şey gün içinde su yüzüne çıkamadı bile: Faşizme karşı savaşmak!..
Faşizm, sivil güçlerini de silahlandırılabileceğini, paramiliter çete şiddetinin önünü açabileceğini bu kadar pervasız ilan etmişse, en genel anlamıyla antifaşist güçlerin de aynı biçimde silahlanarak, buna devrimci şiddeti kullanarak karşılık verebileceğine dair tek bir ima dahi ortada gözükmedi. Hadi internet mecralarında gerçek kimlikleriyle silahlı mücadele çağrısı yapmak gerekçesiyle yargılanmamak için bireyler bunu dillendir(e)mediler diyelim. Ya kurumsal yapılar. Tık yok.
Ezici bir çoğunluk, “burjuva adalet ve hukuk sisteminde olamaz böyle bir şey” diyerek ahlanmanın vahlanmanın ötesine geçemedi. Faşizme karşı savaşmanın haklı ve meşruluğuna dair tarihsel gerçekliğin, hele ki KHK’nın çıktığı günlerin Maraş Katliamı’nın yıldönümüne denk gelmesine rağmen hafızalardan silinmesi sol cenahın son 30-40 yılda geldiği durumun içler acısı göstergesidir.
İkinci olarak bu madde, basitçe, solu ve Kürt muhalefetini hedef almanın ötesinde, Türkiye’nin güncel sınıfsal dinamiklerinin göstergesi olarak Türkiye’deki kriz dinamiklerinin çok boyutluluğunun bir itirafıdır.
15 Temmuz'un üzerinden bir buçuk yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen, hatta daha ilk KHK’da yapılacak bir düzenlemeye neden bugün ihtiyaç duyuldu sorusu gözden kaçan önemli bir sorudur. Lenin “düşman da düşünmektedir” lafını boşuna söylememiştir. Yakın zamanda ortaya çıkabilecek her türlü toplumsal patlama, 15 Temmuz çuvalı içine sokulan bu düzenlemeyle “terör eylemi” kapsamına sokulup devlet ve sivil faşist güçlerin saldırı hedefi haline gelecektir.
Bu basit nedenle böyle bir maddenin neden şimdi çıkarıldığını anlamak elzemdir. Eldeki resmi tüm faşist baskı mekanizmasına rağmen, tüm demagojik söylemlerine rağmen başta ekonomi olmak üzere düzenin dikişlerinin birkaç yerden ciddi bir biçimde patlamasının eli kulağında olduğunu en başta burjuvazinin kendisi bilmektedir. Ancak sol cenah, bu yasa maddesinde sadece sivil faşist zincirlerin serbest bırakılmasını görürken, aynı zamanda burjuvazinin sınıfsal sıkışmasını görmeyi akıl edememiştir. Bu da solun ikinci kör noktasıdır.
KHK ile yapılan bu düzenleme sol cenahın üçüncü kör noktasını da gösterdi: KHK’nın, sivil faşizmin zincirlerini çözen bu maddesine ilişkin titrek algının sonucu olarak, mevcut burjuva iktidar bloku ve egemenlik mekanizmasındaki bariz çatlak görülmemiştir.
Bu madde, hükümetin kendisine bağlı resmi kuvvetlere dahi tam olarak güvenemediğinin itirafıdır. 15 Temmuz’dan bu yana resmi faşist güçlere “dur” diyen yokken, fiili olarak ülkenin ümüğü sıkılmış olmasına rağmen hükümet, resmi güçlerine hala güvenememektedir. 15 Temmuz darbesinin boşa çıkarılması nasıl Ergenekoncu denilen devlet klikleriyle ittifak kurularak mümkün olduysa; Saray ve AKP, koşullar olgunlaştığında bu kliklerin ve/veya yeni kliklerin silahlarını kendilerine doğrultacaklarını da çok iyi bilmektedir. KHK’daki bu madde, işte olası böyle bir durumda HÖH gibi doğrudan Saray'a bağlı sivil kuvvetlerin kullanılmasına yasal zemin hazırlığıdır.
Kendi anket şirketlerinin yaptıkları anketlerde bile oy oranı yüzde 35 civarında olan, başkanlık seçimi için MHP’nin tam desteğiyle bile bugün yüzde 50’nin yakınından bile geçmeyen, bütün demagojik atraksiyonlara karşın ekonomik kriz gerçeğinin üzerini örtemeyen AKP ve burjuvazi, 2018’in “hayat memat yılı” olduğunun kesin biçimde farkında olarak -iç savaş olasılığını da güçlendiren- bu düzenlemeyi yasalaştırmıştır.
Gerçek bu kadar bariz ve ortadayken, hala iktidarı “hukuk devletine saygılı olmaya çağırmak” gibi ultra liberal eksende bir muhalefet hattı çizmek, 'sol' adına kendini celladının insafına terketmekle eşdeğer bir aymazlık anlamına gelir. Faşizme karşı direnmek artık yeterli değildir, onunla dövüşme zamanı gelmiştir.