Son KHK'nin dayanılmaz hafifliği

Cinayetlerin kayıtlara “bastırma eylemi” diye geçeceğini, katillerin ellerini kollarını sallayarak dolaşacaklarını biliyoruz

GÜNCEL
Perşembe, 28 Aralık 2017 (8 yıl 5 ay önce)

İyiden iyiye ipin ucunu kaçırmış, Cumhuriyet Gazetesi davasında insanları provoke etmeye çalışırken dayak yememek için yaptığı meşhur kaçışıyla sosyal medyada alay konusu olmuş, sosyal deney” kisvesi altında alenen “halkı kin ve düşmanlığa nefret suçu” işleyen, pişkin, mobilize olmuş bir “halkı ayrıştırma makinesi”...



 



Sedat Peker’le yaptığı röportajlarla siyasal İslam’ın azıcık güç eline geçene kadar taktığı hoşgörü maskesinin altını gösteren, kin ve eziklik dolu bir provokatör… Video başlıklarında dahi "vatan haini, sempatizan, din düşmanı" kelimelerini önüne gelen her muhalife alçakça yapıştırmaktan çekinmeyen, girdiği tüm ortamlarda en az iki kesimi birbirine düşüren; insana bazen “Herkes kendini özgürce ifade edebilsin, ama sen etme!” dedirten Ahsen TV muhabiri Bülent Yapraklıoğlu, yine 17 dakikalık bir “şahesere” imza attı. Kendisine artık sinirle değil, acıyarak bakıyorduk ki bu seferki “saçmalığıyla” fikrimizi hepten değiştirdi. Çünkü videoda alenen AKP’nin 15 Temmuz sonrası destekçilerini silahlandırdığı itiraf ediliyor.



 



Ahsen TV Medya” ismindeki Youtube çöplüğünde kanalında yayımladığı “TOPUNUZ GELİN – Silah Fuarı 2017” isimli videosuyla oldukça tepki çekti. Videoda resmen hükümet yanlısı paramiliter bir çeteyle röportaj yaptığı görülen Yapraklıoğlu, başlarında “Reis”  lakaplı bir kendini bilmezin olduğu yedi-sekiz kişilik grupla silahları tanıtıyor. “Silahlar 10 numara” “Allah’ın birliği kadar bu silahlar da Türk yapımı” “Fenaymış reis” cümleleri arasında büyük bir heyecanla ekrana hedef aldığı (hatta bazılarının Türkiye’de yasak olduğunu belirttiği) silahları övüyor.



 





 



“Biz vurulunca ölmeyen bir milletiz” “Millet zaten cevabını verdi” “Durmak yok yola devam” “Hedefimiz 2023” gibi iktidar kuyrukçularının ağızlarına pelesenk olmuş cümleleri de kurmayı ihmal etmeden devam eden sıradan Ahsen TV kokuşmuşluğundaki video, “Yeğenim kaç yaşında? Altı. Ben isterim ki babası ona silah kullanmayı öğretsin” cümlesiyle; izleyiciyi, hepimizin nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya olduğunu fark ettirmeye başlıyor.



 



“Reis” lakabıyla videoda arz-ı endam eden Bora Silah Sanayii görevlisi Selçuk Poslu, gösterdiği bir sonraki silahla domuz avında nasıl çok başarılı olduğunu anlatıyor. Antipatik bir gülüşle PKK’yi, domuz sürülerine benzetiyor. “Bayraksız hayvan” tanımlamasıyla iyice çirkinleşen adam, domuzları yavrulama döneminde avlamayarak yaptığı lütuftan bahsediyor. Ancak “Hangi aylarda yavrularlar?” desek cevap veremeyeceğinden eminiz. Poslu, bu videodan önce Youtube’da yayınladığı yakın mesafeden hayvan öldürme videolarıyla biliniyordu çünkü.



 



Silah tanıtımları ilerledikçe “Reis”, “Ülkede insanlar bir şekilde bir yerlere hazırlanıyor bunun farkındayız” diyerek asıl konuya giriyor. “15 Temmuz’a hazırlıksız yakalandık ama 15 Temmuz’dan sonra hem taktik grupların artışı başladı, insanlarımız silahlanmaya başladı. Allah bin kere razı olsun devletimiz de destekliyor” cümlesiyle son çıkan 695-696 sayılı KHK’lere değiniyor(!).  “Benim, arkadaşların elinde silahlar vardı ama olmayanlar bedenlerini koydular, etten bir zırh ördüler” diyerek tankların önünde uzanan “kandırılmış” insanların trajikomik cesaretini överken,  “Allah izin verse de askeri silahlarımızı kullanmaya başlasak. İnsanlar kendi silah sanayimizin ürettiği silahları kullanmak istiyorlar, o kadar güzel, milliyetçi gidiyoruz ki” diyerek de mesajını veriyor.





Evet, özellikle "Türk malı" silahlarla insan avlamak istiyorlar. Devlet, yüreklendirdiği bu vahşi çetelerin önünü her yolla açmaya çalışıyor. Aynı zamanda, muhalif insanların “terörist” yaftası yapıştırılarak öldürülmesinin de önünü açıyor. Devlet, son KHK’yle olası bir iç savaşın fitilini ateşledi.



 



Evet, akıllarımıza Uğur Kurt’un ölümü ardından Cemevi’ne asılan afişteki “Burası ibadethanedir. Burada bir insanı öldürmenin cezası mahkeme kararıyla 12.100 lira olarak belirlenmiştir” yazısı geliyor. Artık insan öldürmenin cezasının olmadığını anlıyoruz.



 



Evet, artık, bir sabah uyandığımızda kapımızda kırmızı bir çarpı işareti görmemiz, bir gece silah sesleriyle uyanmamız, ertesi sabaha sağ çıkamamamız ihtimali çok daha yüksek. Tüm bu olaylarının kayıtlara “bastırma eylemi” diye geçebileceğini, faillerinin sokakta elini kolunu sallayarak dolaşabileceğini de biliyoruz.



 



Onların “milliyetçiliği”, önü açık bir yolda çok “güzel” ilerliyor olabilir, ama biz de, kitlelerin birbirine kırdırılması ve bunun iç savaşa evriltilmesi tehlikesine karşı ne yapacağımızı biliyoruz.