Time dergisi, biraz erken olmakla birlikte iddialı bir yeni yıl armağanı verdi bizlere.
Dergiyi alıp da kapağındaki aynaya bakan internet kullanıcıları, yılın kişisi madalyasıyla dolaşıyor boynunda. Pek çok insan bu unvanı yadırgamadı; uzatılan madalyayı kabul etmekte tereddüt göstermedi. Çünkü olmak istediği yerde, merkezde konumlandırıyordu ayna kendisini. Daha önce politikacıları, bilim adamlarını, sanatçıları seçen parmak ona dönmüş, ‘Sen, evet, sen” diyordu.
Ego sırnaşık bir köpek gibidir, her daim başı okşansın ister.
Modern edebiyatın en büyük isimlerinden Rainer Maria Rilke, şöyle der “Malte Laurids Brigge’nin Notları”nda; “Ah, aynada görünmek için insan nasıl titriyor, kendini görünce de nasıl çılgına dönüyor (…) Hayal istediğiniz kadar size itaat ediyor.”
Ayna itaat eder, ama yalan söylemez. Biz ne görmek istiyorsak aynada, onu görürüz:
Bir gün önce iltifatlar yağdırırken, derin kederlere sürükleyebilir söyledikleriyle bir gün sonra. Daha dün ‘yılın kişisi’ni işaret eden parmak, yarın “yılın kişiliksizi”ni gösterebilir.
Time’ın aynasındaki yılın kişisi, tabiri caizse, mezarlıktan ıslık çalarak geçenlere benziyor: Görüntü yollamasına yolluyor, ama Youtube’a düşüp de âleme madara olmaktan ölesiye korkuyor.
Wikipedia’da içerik oluşturanlardan biri de “Ben doğduğum için bugün yılın, hatta yüzyılın en önemli günüdür” yazmış. Kendi varoluşu açısından haklıdır ama, yine de fazla abartmış olmuyor mu? Time’ın aynasına göre bir internet kullanıcısı tam da…
Geçtiğimiz günlerde arabasını Boğaz Köprüsü’nde durdurup kendini denize bırakıveren genç avukat “Yavaş yavaş delirdim, kimse fark etmedi” yazan bir not bırakmış ardında. Ancak ölümüyle fark edilen o genç kız da bizim gibi yılın kişisiydi. Yine tıpkı bizim gibi baktığı aynada yalnızdı. Yavaş yavaş delirmeye başladığının ayrımına varacak kimse yoktu yanında.
İnternetten neredeyse her şeyi sipariş edebilirsiniz. Ama delirdiğinizi fark edecek birilerini sipariş edemezsiniz ne yazık ki.
Bir internet gazetesi yazarı olarak muazzam olanaklar içeren o mecraya sırtımızı dönüyor değiliz elbette. Endişemiz, “Yılın kişisi, hoşgeldin dünyana!” diyerek buyur edildiğimiz odalarda, klavye sesinden başka sesler duyamamak, bilgisayar ekranından başka yüzler görememek. Elbette burada bir parantez açıp, seçilmiş yalnızlıkları bir kenara koymak gerekiyor.
Öte yandan bu acayip evin odalarında dolaşırken gizli gözler tarafından izlendiğimizi bilmek de adımlarımızı daha dikkatli atmaya yöneltiyor bizi.
2006’nın sona ermesine birkaç gün kala, ‘yılın kişisi’ olmanın tadını çıkaralım. Çünkü 1 Ocak günü takvim, 2007’nin kişisi seçilecek olan için işlemeye başlayacak.
Dün sabah yolda gördüğüm, çocukluktan yeni yeni çıkmaya başlayan küçük delikanlı, hiç değilse yürüyüşüyle yılın kişisi idi bana kalırsa. İlk defa giyildiği belli olan ve ayaklarında mavi birer ateş gibi yanan kramponlu ayakkabılarıyla, öylesine fiyakalı yürüyordu ki…
Sanırsınız, insanlarla dolu caddede bir o, bir de güzelim mavi ayakkabıları vardı. Yahut kedilerden tutun da, yanı sıra yürüyen insanlara, gökteki kuşlara varıncaya dek gözleri gören her canlı, gıptayla bakıyordu ayakkabılarına.
Geçtiği yerleri yakarak yürüyen bu afili delikanlıya sorulsa, kramponlu ayakkabıları ona armağan edeni yılın kişisi seçerdi büyük olasılıkla.
Çocukların aynaya ihtiyaç duymaması ne güzel…
Ola ki baktıklarında kaşlarını, gözlerini oynatıp dil çıkararak dalga geçerler aynayla…
Bilge Karaçam
gerçek gündem