Yapacak bir şey yok(muş)!

Zam yağmuruyla birlikte birkaç simit parasına denk düşen 2018 asgari ücret rakamıyla ilgili Atalay, "yapacak bir şey yok" dedi

İŞÇİ SINIFI
Cumartesi, 30 Aralık 2017 (8 yıl 3 ay önce)

Patronların daha baştan “milli ekonomi”, “fedakarlık” kavramlarıyla sayfayı açtıkları Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplantılarından sonuncusu dün yapılarak, 2018 asgari ücret rakamını bin 603 TL olarak açıkladı. Sadece asgari ücretle çalışan milyonlarca işçiyi ve ailelerini değil tüm bir işçi sınıfını ilgilendiren asgari ücret için belirlenen bu rakamın ne ironiktir ki aynı gün elektriğe yapılan yüzde 8,8 oranındaki zamla birlikte düşünüldüğünde bile işçinin cebine girmeden buharlaşacağı açık.



 



Dahası otomatiğe bağlanmış dolaylı-dolaysız vergi artışı yani zam yağmuru anlamına gelen 2018 “savaş ve rant bütçesi” düşünüldüğünde yapılan zammın aslında birkaç simit ve çay parasına denk düştüğü görülecektir.



 



Milyonlarca işçiyi temsilen o komisyon toplantılarına katılan ve bu temsiliyeti sadece toplantılara katılarak patronlardan ve onların temsilcilerinden rica-minnetle birkaç kuruş daha fazla koparmak olarak anlayan Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay rakamın açıklanmasından sonra gazetecilerin karşısına geçerek “Asgari ücret kabul edilebilir değil ama hayırlı olsun demekten başka bir şey yapamayız” diyebildi.



 



Yapacak bir şey yok(tu)” Atalay’a göre. Zaten o toplantılara da bir sınıfın temsilcisi olarak değil, burjuvazi ve temsilcilerinin kafasıyla düşünen ama “birkaç kuruş daha olsa ne iyi olur” diyerek “denge” kurmaya çalışan tipik bir sendika ağası olarak katılıyordu. Öyle olmasa her yıl asgari ücret belirleme süreci bu şekilde sessiz-sedasız yaşanır mıydı? Ya da son derece sağlıksız olduklarını bizzat kendi araştırmalarıyla ortaya koydukları TÜİK verilerinden yola çıkarak “2018 asgari ücreti bin 893 TL olsun” diyerek o masaya daha baştan “sizinle aynı taraftayım” mesajı vererek otururlar mıydı?



 



Atalay’ın pişkince sarf ettiği bu “yapacak bir şey yok” cümlesi de patronların kafasıyla düşünen bir sendika ağasının mırıldanmaları dışında bir anlam taşımıyor. Kötü olan bu kafanın artık herhangi bir korku duymadan kendisini bu kadar rahat kusmasıdır. Keza işçi sınıfının örgütlü gücünü hissetmiş olsa bunun basıncıyla edeceği her kelamı kırk kere düşünerek edecekti. Dahası asgari ücret belirleme süreçleri böyle sessiz-sedasız yaşanmayacaktı. Mesele de bu zaten…



 



Asgari ücret için pazarlığı bin 893 TL’den açan ve “yapacak bir şey yok” diyerek bin 603 TL’yi kabul edeceksiniz diyen Türk-İş’in her ay yaptığı araştırmalar işçi sınıfının neye mahkum edildiğinin açık ifadesidir oysaki. Buna göre aralık ayı itibariyle dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 1608, yoksulluk sınırı 5 bin 238 lira. Bir kişinin aylık geçim maliyeti ise 1989 lira.



 



Rakamlar bu kadar net…



 



Yola, elektriğe, suya, havaya, ekmeğe, ısınmaya, barınmaya, temel besin maddelerine… ardı ardına yapılan zamlarla birlikte düşünün bu rakamı. Ve bir de “milli gelirin yüksekliğiyle” övünen, büyüme oranlarıyla hava atan, patronlara kıyak üstüne kıyak yapan, “itibardan tasarruf olmaz” buyurganlığıyla Saray’a milyarlar harcayan, kirli-karanlık işler-lobicilikler için bütçeye bile konulmayan ödenekler ayıran, kendi paralarını vergi cennetlerine kaçıran burjuvazinin siyasi temsilcileri ve kar oranlarını habire katlayan burjuvaların halini.



 



Bu pervasızlık, bu uçurum biz sustukça büyüyecek, büyüyor. Açlığa talim etmemizin buyurulduğu bu koşullarda “yapacak bir şey yok” gevelemeleriyle çıkan sendika ağalarına, yapılan bu “zamma” bile “çok” gözüyle bakan burjuvalara, daha cebimize girmeden eriyecek olan bu “zammın” patronlar için yaratacağı “külfetleri” bile yine bizim cebimizden çekerek onlara aktaracak olanlara karşı daha ne kadar susacağız. Soru da sorun da bu…