Zorunlu arabuluculuk düzenlemesiyle "hukuku" da özelleştiren düzenleme 1 Ocak'tan itibaren yürürlüğe girdi
12 Ekim 2017’de Mecliste kabul edilerek yasallaşan 7036 sayılı İş Mahkemeleri Yasası 1 Ocak 2018 tarihi itibariyle yürürlüğe girdi. Bundan sonra işçi lehine yapılmış tüm hukuki düzenlemeler, Yargıtay tarafından oluşturulmuş tüm içtihatlar bir kenara bırakılacak. Burjuva hukukuna işçi mücadeleleri sonucu kabul ettirilen ve fiilen de uygulanan bu önemli hakkın da üzerine bir çizik çekilerek, patronlar için işçi kıyımını zorlaştıran bir eşik daha yıkılmış oldu.
Yürürlüğe giren düzenlemeyle İş kazası, meslek hastalığından kaynaklanan maddi, manevi tazminat ile bunlarla ilgili tespit, itiraz ve rücu davaları hariç tüm anlaşmazlık durumlarında mahkemeye gitmeden önce arabulucuya gitmek zorunlu kılınacak.
Patronların işçi kıyımını kolaylaştırmalarını temel çıkış noktası yapan bu düzenlemeyi hükümet, mahkemelerin iş yükünün ağırlığı ve davaların uzun sürede sonuçlanmaması ve sözümona adaletin gerçekleşmesinin gecikmesi gibi gerekçelerle pazarlamıştı. Oysaki sözkonusu olan hukukun da arabulucu denilen ve kurumsallaştırılan kişiler üzerinden özelleştirilmesidir.
Nitekim arabulucular bu işi gönüllülük temelinde değil, para karşılığında yapacaklar. Mesela eğer taraflar belli bir meblağda anlaşmışlarsa onun yüzde 6’sını alacaklar. Eğer arabulucu, genelde patronlar lehine olacağını şimdiden öngörmenin zor olmadığı süreçte sorunu “çözüme” bağlayamazsa bu durumda da ücretini Adalet Bakanlığı ödeyecek. Kısacası yeni bir meslek haline gelen arabuluculuk aynı zamanda yeni bir rant kapısı olacak. Burada tek “hukuk” kırıntısı işçinin bu görüşmelere avukatıyla birlikte katılabilme hakkıdır.
Ayrıca çok kritik durumlarda işçinin temyize gitme hakkı da bu düzenlemeyle gasbediliyor. Buna göre; İşe iade davaları, temsilci ve işyerinde çalışmakta olan sendika yöneticilerinin işe iade davaları, işçiye verilen disiplin cezalarının iptali davaları, toplu sözleşme yapılması bakımından işletmenin kapsamına ilişkin davalar, toplu sözleşme yorum davaları, grev veya lokavtın yasa dışı olduğuna ilişkin tespit davalarında bölge adliye mahkemeleri son itiraz mercii olacak, Yargıtay nezdinde temyiz yoluna gidilemeyecek.
Bu arada arabulucuların hangi kriterlere ve neye göre belirleneceği de işin ayrı bir boyutu. Giderek özel bir iş haline gelecek bu işin ve bu işi yapacak kişilerin daha çok patronlar lehine düşünecek kafalardan seçileceğini söylemek yanlış olmayacaktır.
Düzenleme ayrıca işçinin başvuru sürelerini de kesin tarihlere bağlıyor. Bu tarihler aşıldığında ne arabulucuya gitme ne de orada uzlaşılamazsa yine süreye uymadığı koşullarda mahkemeye gidebilme hakkı kalıyor. Buna göre, işçi iş akdinin fesih tarihinden itibaren 1 aylık sürede arabulucuya başvurmak zorunda. Taraflar işe iade ile ilgili arabulucu aşamasında anlaşamazlarsa işçi, son tutanağın düzenleme tarihinden itibaren 2 hafta içinde iş mahkemesinde dava açabilecek. İşçi bu iki süreyi aşmamak zorunda, aksi takdirde tüm itiraz kanalları kapanmış olacak.
Yasayla üstüne bir de kıdem, ihbar, kötüniyet, eşit işlem borcundan doğan tazminatlarında 10 yıllık zamanaşımı süreleri 5 yıla iniyor. Yıllık izin ücreti ve tazminatlar için bu maddenin yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan zamanaşımı süreleri, değişiklikten önceki hükümlere tabi olmaya devam edecek, ancak, zamanaşımı süresinin henüz dolmamış kısmı 5 yıldan uzun ise, 5 yılın geçmesiyle zamanaşımı süresi dolmuş olacak.
Bu kritik boyutlarla birlikte düşündüğümüzde düzenleme bundan sonra işçinin mahkemeye gidebilmesi için önce şu yollardan geçmesini dayatıyor:
Düzenlemeyle birlikte hakkını aramak zorunda kalacak işçi, patronun veya işyerinin bulunduğu yerdeki adliyede görevlendirilmiş “arabuluculuk bürosuna”; yoksa görevlendirilmiş sulh mahkemesi yazı işleri müdürlüğüne başvurarak, arabulucu atanmasını isteyecek.
Bu bürolar, ellerindeki listeden bir arabulucuyu görevlendirecek. İşçi ve patron listeden üzerinde anlaştıkları bir arabulucuyu da seçebilirler. Başvuruyu yapan işçi, işverenin elindeki tüm iletişim bilgilerini de bu büroya verecek. Başvuru biçimine dair net bir bilgi yok düzenlemede. Bunun bir form ya da dilekçeyle yapılmasının sözkonusu olabileceği düşünülüyor.
Başvuruyu alan arabulucu, tarafları ilk toplantıya davet edecek. Görevlendirildiği tarihten itibaren 3 hafta içinde başvuruyu sonuçlandırmak zorundadır. Bu süre zorunlu hallerde en fazla 1 hafta uzatılabilir. Taraflar toplantıya katılmazlarsa veya toplantılarda uzlaşı sağlanamazsa arabulucu, süreci sonlandırır ve durumu tutanak altına alır. Anlaşma gerçekleşirse bu durum da arabulucu tarafından tutanak altına alınır.
Geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmayan taraf daha sonra açılacak dava aşamasında kısmen veya tamamen haklı çıksa bile yargılama giderinin tamamından sorumlu tutulur. Ayrıca bu taraf lehine vekalet ücretine hükmedilmez. İki taraf ta katılmamışlarsa davadaki tarafların yaptığı yargılama gideri üzerlerine kalacaktır.
Asıl işveren-alt işveren ilişkisinin varlığı hâlinde işe iade talebiyle arabulucuya başvurulduğunda, anlaşmanın gerçekleşebilmesi için patronların arabuluculuk görüşmelerine birlikte katılmaları ve iradelerinin birbirine uygun olması aranacak.
Arabuluculuk bürosuna başvurulmasından son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zamanaşımı duracak ve hak düşürücü süre işlemeyecek.
Düzenleme benzer pekçok tuzak ve zorlaştırıcı etkenle dolu. Tıpkı son olarak KHK’yla yapılan taşeron işçilere kadro düzenlemesinde olduğu gibi…
İşçi sınıfının tüm tarihsel kazanımlarının ayrıntılarıyla gasbedilme saldırısının sözkonusu olduğu bu koşullarda alışılmış ölçüt ve kurallar içinden, alışılmış pratiklere göre düşünmenin anlamsız olduğu açık. Bugün artık sendikalardan, iş hukukuna, bir bütün olarak çalışma rejimine kadar aklımıza gelebilecek her konuda yeni bir mücadele sayfası açmak kaçınılmazdır.