MESS fabrikalarında örgütlü 3 sendika da 2 Şubat'ta greve gideceğini açıkladı, ama...
MESS’e bağlı fabrikalarda Türk Metal (TM), Birleşik Metal İşçileri Sendikası (BMİS) ve Öz Çelik-İş’te örgütlü 130 bin işçiyi, ailelerini dahası tüm işçi sınıfını ilgilendiren grup toplu sözleşmelerinde yaşanan uzlaşmazlık, arabulucu sürecinde de aşılamayınca grev dışında bir seçenek kalmadı. 2 Şubat’ta greve gideceğini açıklayan TM’den sonra bugün de BMİS ve Öz Çelik-İş aynı tarihte greve başlayacaklarını açıkladılar.
MESS patronları OHAL’e sonuna kadar güvenmelerine (gerçi OHAL olmasa da grev yasak kararlarını çıkartabiliyorlardı!) rağmen bu sözleşme sürecine aylar öncesinden hazırlanmaya başlamışlardı. Olası bir grev durumunda zorlanmayacakları bir stok hazırlığı yapmışlar; bu süreçlerde işçiler bol bol fazla mesailere kalmıştı.
MESS patronlarının bu hazırlığı sendika bürokrasisine duydukları korkudan değildi. Onları asıl ilgilendiren sayısız direnişten geçmiş işçilerin taşıdığı öz birikimdi. Bu birikim kendisini en son 2015 metal fırtına döneminde sarsıcı bir şekilde konuşturmuştu. O açıdan da metal işçisinin nerede ne zaman nasıl bir patlamayı ateşleyeceklerini kestirememenin tedirginliğiyle hareket ediyorlardır. Bu tedirginlik aynı zamanda sendika bürokrasisinin metal işçisinin bu birikiminin basıncıyla hareket etmek zorunda olduğu gerçeğinin bilinmesiyle de ilgiliydi.
Fakat TM çetesi de dahil muhatap oldukları tüm sendikalar TİS taslaklarındaki yüksek çıkışlar dışında beklenen “yüksek performansı” göstermediler. Her adımda işçinin nabzını almayı esas alan bir ağırdan alma hali içinde hareket ettiler. Metal işçilerinin “2015’teki çıkış patronlara da sendika bürokrasisine de ayar verir” beklentisiyle süreci son ana kadar adeta seyreden bir tutum alması hem MESS patronlarını hem de sendika bürokrasisini rahatlatmışa benziyordu. Fakat MESS’in işçiyle oyun oynarcasına teklifler getirmesi ve sendika bürokrasisininse yüksek perdeden atsa da buna uygun bir duruş sergilememesi karşısında metal işçisi de daha net konuşmaya başladı. En son 58 fabrikada 3 sendikada da örgütlü işçiler ortak bir deklarasyon yayınlayarak, sendika bürokrasisine de patronlara da “buradayız” demek durumunda kaldılar.
BMİS’in haftalık Cuma yürüyüşleri, kokart takma eylemi, çeşitli kentlerde yaptığı “kitlesel” basın açıklamaları da; TM’nin örgütlü olduğu fabrikaların bulunduğu kent meydanlarındaki basın açıklamaları ve 5 dakikalık donma eylemleri de işçiler için yeterli değildi. Öncü işçiler başından beri üretimden gelen gücün neden devreye sokulmadığını soruyorlar, greve evrilecek sürecin bu nitelikte eylemlerle örülmesi gerektiğini belirtiyorlardı. Son deklarasyonla da sürece ilişkin kırmızı çizgilerini belirtiyorlardı. Ortak grev yapılmalı diyorlar, taslaklardan geri adım atılmamasını ve yasak karşısında grevden dönülmemesini istiyorlardı.
Sürecin başından beri BMİS de Öz Çelik-İş de ve aslında patronlar da işkolundaki en büyük ve ruhu da patronlarla özdeşleşmiş sendika olan TM çetesinin ne yapacağına bakarak hareket ettiler. Son ana kadar da bu böyle oldu. 2015’te işçinin gazabına uğrayan TM çetesi de zaten bu süreçte dümeni kimseye bırakmak niyetinde değildi. Bırakamazdı da… Nitekim 2015 korkusunun soluğu halen ensesindeydi ve bu süreçte ya tamamen batacak ya da bir kez daha sahnedeki o uğursuz yerini alacaktı!
Bu tablo içinde de işçilerin grev talebini ilk olarak o resmi bir tarihle ilan etti ve patronlara da hükümete de çağrılar arasında “2 Şubat’ta greve gidiyoruz” dedi.
Aynı anlarda BMİS TİS Komisyonu da toplanarak bir eylem programı açıkladı. Programda grev yer almıyordu. Yapılacak basın açıklamaları ve 4 Şubat’ta Gebze’de gerçekleşecek büyük mitingden bahsediliyordu. Kararların sonunda da “22 Ocak 2018 Pazartesi günü gerçekleştirilecek olan basın toplantısında 130 bin metal işçisini ve ailelerini ilgilendiren MESS grup toplu iş sözleşmesiyle ilgili metal işçisinin gerçeği ortaya konulacak ve sendikamızın grev kararı ve uygulama tarihiyle ilgili kararını açıklayacaktır” deniliyordu.
TM’nin 2 Şubat’ı telaffuz etmesi, işçilerin de “ortak grev” demesi üzerine daha önce kendisi de “ortak grev” diyen BMİS, bugün yaptığı toplantıda grev tarihini 2 Şubat olarak açıkladı. Öz Çelik-İş de aynı şekilde grev tarihi olarak 2 Şubat’ı deklare etti.
Metal işçilerinin içinde bulundukları durumu resmeden BMİS Genel Başkanı Adnan Serdaroğlu 30 işyerinde 12 bin üyeleriyle greve gideceklerini belirttiği konuşmasında, olası yasak kararına karşı da, “Eğer grevimiz yasaklanırsa grev yasağını tanımayacağımızı bir kez daha duyuruyoruz” dedi. Fakat Serdaroğlu bu vurguyu yapsa da şu ana kadarki pratikleriyle bu konuda yeterince güven vermediği ortada.
Sürecin bir de Efrîn için içerde kışkırtılan gericilik rüzgarıyla birleştiği; bırakalım grevi, ağzını açanın “milli davaya ihanet etmekle” itham edildiği bu koşullarda BMİS’in bu sözünün arkasında ne kadar duracağı daha da muğlaklaşıyor.
Nitekim TM çetesi daha 2 Şubat gelmeden nasıl bir hat izleyeceğini ortaya koydu. Efrîn’e yapılan işgal harekatını kendisi için bir can simidi olarak anında kullanıma soktu ve şimdiye kadar kent meydanlarında yaptığı ve yapacağını söylediği basın açıklamalarını iptal etti.
Türk Metal Sendikası Yönetim Kurulu, Türk Silahlı Kuvvetlerimizin sınır ötesinde gerçekleştirdiği operasyon nedeniyle, ülkemizin içinde bulunduğu koşulları dikkate alarak, kent meydanlarında ya da caddelerde eylem yapmama kararı almıştır. Yönetim Kurulumuz, yürekleri bir yandan Mehmetçiğimizle birlikte atan, diğer yandan da ailesine, çoluk çocuğunu insan onuruna yaraşır bir yaşam sağlamak için ekmeğinin derdinde olan metal işçilerinin, eylemlerini bundan böyle işyerleri içinde, tezgah başında sürdürmelerine karar vermiştir.
Bu yaklaşımın grev kararını da şimdiden rafa kaldırdığı ortada… Keza TM çetesinin bu yaklaşımının metal işçisinin ideo-siyasal profiliyle de uyumlu olduğu açık. Tarihsel-toplumsal gericilik birikiminden, şovenizm zehrinden en fazla etkilenen toplumsal kesimlerin başında gelen metal işçilerinin estirilen gericilik rüzgarına teslim olmaları durumunda nelerle karşılaşacaklarında olduğu gibi… Sendika bürokrasisinin Efrîn’i oldukça kullanışlı bir araç olarak kullanacağının anlaşıldığı bu dönemde, metal işçilerinin tutumunun belirleyici olacağı tartışmasız bir gerçek olarak karşımızda duruyor. Patronlar camiasının ateşli alkışlarla karşıladıkları Efrîn işgal girişimi, sendika bürokrasisinin üstüne atlayacağı olağanüstü bir fırsat olacaktır. Fakat bu toz duman içinde geriye metal işçisinin de işçi sınıfının bütünün de daha fazla köleleşmesi kalacaktır. O “milli dava” işçinin iliklerine kadar sömürülmesinin ateşli silahı olarak bizzat işçiyi vuracaktır.
BMİS’in ana başlıklarıyla aşağıda paylaşacağımız “2017-2019 dönemi MESS Grup Toplu Sözleşme Sürecinde Metal İşçisinin Gerçeği” başlıklı raporu metal işçisinin gericilik rüzgarına teslim olması durumunda bundan sonra nasıl bir gerçekle yüz yüze kalacağının, bu koşulları da mumla arayacağının resmidir.