Efrîn'e dönük kirli hesaplarla başlayan "operasyonun" oturtulduğu yalanlar silsilesinin bacakları bile yok!
Burjuva iktidar blokunun führerci rejim inşasına harç yapılmak istenen Efrîn işgal girişimi bugün 4. gününde. Rejim bu 4 gün boyunca yürüttüğü kirli savaş politikasını hem işçi ve emekçilere hem de vize almak için bir diz çökmediği kalan emperyalist güçlere kabul ettirmek için kırk dereden su getirmeye devam ediyor.
Bugüne kadar IŞİD’in üslenmediği, 7 yıllık Suriye savaşı boyunca oturmuş toplumsal yapısıyla olağanüstü krizlerin yaşanmadığı tek bölge olarak bilinen Efrîn’e saldırıyı oturtmaya çalıştığı zemin daha başlamadan çökmüş olmasına rağmen aynı argümanları ısrarla tekrarlamaya devam ediyor.
Bunlardan birincisine göre Efrîn’deki YPD-PYD gücü sınır güvenliği için tehlikeymiş! Bugüne kadar oradan Türkiye’ye sayısız saldırı gerçekleşmişmiş! Baktılar bu argüman fazlaca tutmayacak Efrîn savaş tamtamlarına Reyhanlı ve Kilis’e düşen füzeleri eklediler. YPG’nin kendileri için ne kadar tehlikeli olduğunu kanıtlama güdümlü füzeler… Hem de çocukların bile anlayacağı kaba bir mizansenle yaptılar bunu. O füzelerin sadece menzil ölçümleri bile nereden ve kim tarafından fırlatıldıklarını ifşa ediyordu. Ama pervasızlık ve pişkinliklerinde sınır olmadığı için umurlarında mı?!
Bu argümana daha sonra Efrîn’i aynı zamanda IŞİD’le savaş için işgal etmek istediklerini eklediler. “Şimdiye kadar IŞİD’in üslenmediği tek bölge olarak geçiyordu ama” diye soranlaraysa uyduruk olması umurlarında olmayan yanıtlar verdiler: “Siz bilmezsinin! Bakın YPG-PYD cezaevlerinde tuttuğu IŞİD’lileri ÖSO’ya saldırmaları karşılığında serbest bırakıyor!” deyiverdiler.
Bir diğer argümanlarıysa oradaki YPG-PYD gücünün bizzat o toprakların çocuklarınca oluşturulduğunu bile bile “Efrînlileri YPG-PYD belasından kurtarmak istiyoruz”du. Bunun tercümesinin Efrîn’i cihatçı çetelere yurt yapmak için Kürt halkından temizlemek, asıl dertlerinin ve karın ağrılarının bununla birlikte Suriye’de mevzi kapmak olduğunu gizleme gereği duymadan… Nitekim sadece Hatay Milli Eğitim Müdürlüğü’nün “orada yeni bir yapılanmaya gidilecek, öğretmene ihtiyaç olacak, başvuruları alın” içerikli talimatı bile neyin hedeflendiğinin özetiydi.
Anlayacağımız başlatılan ve aslında tek derdi Kürt düşmanlığıyla birleşmiş bir güç gösterisiyle rejim krizine çare bulmak olan (kitlelerin şoven histeriye kapılmasıyla) bu kirli savaşın oturtulmaya çalışıldığı her 3 argüman da daha ağızlarını açar açmaz çürük kokusu yayan bir yalanlar silsilesini ifade ediyor. Her üç argümanın da altını dolduramadıklarında saldırganlaşıp, agresif yanıtlarla durumu geçiştirmeye çalışıyorlar.
Bu argümanlardan “oradan topraklarımıza saldırılar düzenliyor” argümanı açıktan çöktü. Günlerdir Reyhanlı ve Kilis’e düşen füzelerin bizzat Türkiye sınırları içinden ateşlenmiş oldukları, 12 km’lik menzile sahip bu füzelerin Efrîn’den gönderilmesinin mümkün olmadığı açığa çıktı. Bu gerçek bizzat savaş destekçiliği yapan CHP’nin PM üyesi ve Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu tarafından da dile getirildi. Reyhanlı halkının da o füzelerle ilgili farklı düşünmediği basına yansıyan bilgilerden anlaşıldı.
MİT Müşteşarı Hakan Fidan’ın bir zamanlar Youtube’a düşen bir ses kaydında söylediği gibi oluyordu her şey: “İş o taraftan iki füze sallamaya bakar(dı)!”!
Fakat ne hikmetse oraya yakın bir yerden bile değil, sınırın bu tarafından füze fırlatacak kadar açık bir pişkinlik ve gözü dönmüşlükle hayata geçiriyorlardı bu tezgahları! Belli ki umurlarında değildi! Belli ki, emperyalist alçakların neyi nasıl okuyacaklarını umursamadan “ne kaparsam kardır” mantığıyla hareket ediyorlardı. Asıl olarak da güç gösterisi ve şovenizm histerisiyle zehirlemeye çalıştıkları işçi ve emekçilerin sarhoşluk haline fazlasıyla güveniyorlardı. O kadar ki en aptalca tezgahları bile yutturabilecekleri kadar açık bir “sürü” muamelesi yapıyorlardır!
Fakat bu kirli-kanlı tiyatro bununla da sınırlı kalmadı. Sadece Erdoğan’ın oğlu olmak olmak dışında bir vasfı olmayan Bilal’in “operasyon” odasına alınmasından tutalım bir AKP’li milletvekilinin (AKP İstanbul Milletvekili Metin Külünk) çıkıp Erdoğan’a “gazilik ünvanı verelim” önergesi sunmasına kadar mide bulandırıcı bir ifrada vardırıldı.
İşte bu noktada “her şeyin bu kadar pişkince zıvanadan çıkması, en hafifinden kaba bir güldürüye dönüşmesinde hangi dağlara güveniyorlar” sorusu bir çengel gibi zihinlere asılıp kalıyor. Orada karşımıza çıkan gerçeklerse sayısız tarihsel görevle özdeş aynı zamanda… Keza bu denli soytarılaşmış bir tiyatro asıl olarak kendi sınıfsal gerçekliğine yabancılaşmış; örgütsüz, şovenizm ve tarihsel gericilik birikimiyle alıklaştırılmış bir toplumsal gerçekliğin varlığına işaret ediyor.
Rejimin histerik Kürt düşmanlığını çılgınca bir savaşa tahvil edebilme cesareti ve çıkıp karşımıza “maliyeti yüksek olmayacak, merak etmeyin” deme cüreti göstermesinin başka bir anlamı yok. Bu anlamın aynı zamanda devrimci ve komünistlerin o kahrolası gericilik birikimini çözmeye odaklanmış ısrarlı ve sabırlı bir sınıf çalışması yürütmeleriyle özdeş olduğunuysa söylemeye bile gerek yok.
Evet yalanın bacağı kısadır; ki Efrîn için sıralanan yalanların bacakları bile yok! O açıdan da hızla çöküyorlar. Ama bu arada olan halklar arasındaki köprülerin tamamen yıkılması oluyor. Şovenizm zehriyle sarhoş edilmeye çalışılan işçi ve emekçilerin boynuna takılan açlık-yoksunluk-işsizlik ipinin biraz daha sıkılması, o zehrin bünyeyi biraz daha çürütmesi!..