10 Ekim, 7. Tur duruşmaları -I

19:00 Avukatlar yanıt verilmeyen müzekkerelerin yeniden yazılmasını istedi, mahkemenin dikkate almadığı taleplerini yineledi

GÜNCEL
Çarşamba, 31 Ocak 2018 (8 yıl 4 ay önce)

19:00



 



Müşteki avukatlarının sanık sıfatlı IŞİD’lilere dönük sorguları onların lakayt yanıtlarıyla devam etti. IŞİD’lilerden Erman Ekici’ye avukat fotoğrafları göstererek, “Buradaki kişi sen misin?” sorusuna, “değilim, ben olsaydım İKS yazmazdı” yanıtı verdi. “Elâzığ’a hangi örgüt kapsamında gittin” diye sorulunca da “Ben örgüt kapsamında gitmedim”.



 



Yakup Karaoğlu’nu neden götürdünüz?” “Bir kere gittik”,



 



2014’teki fiziki-teknik takipte Elazığ’a gittiğiniz tespit ediliyor”, “Ben hiç gitmedim”, “Zülküf adına kayıtlı aracı İlhami Balı’yla ortak kullanıyorsunuz, örgütsel olarak kullandın. Ne taşıması yaptın? İlhami Balı’nın hangi işlerini yaptın?“İlhami Balı’nın kolu kırıktı, hastaneye götürdüm” dedi.



 



Evinde bulunan bir kağıtta Cumhuriyet Gazetesi’nin adresi var. Buraya da bombalı eylem mi planlıyordunuz?” diyen avukata Ekici, “Böyle saçma soru duymadım. 4. Ağır Ceza’nın adresi çıksa ‘buraya da mı bombalı eylem yapacaktınız? diye mi soracaksınız. Beş yıl önceye ait bir şey hatırlamam mümkün değil. Bilmiyorum, tanımıyorum. Her gördüğünüzü ‘Sen misin?’ diye soracak mısınız?” gibi lakayt davrandı.  “Bu şahıslarla hiç görüşmediniz mi?”Hayır” yanıtı verdi. “Kilis-Adana üzerinden örgütsel faaliyetlerde bulunduğuna dair tutanaklar var” “Hayır kabul etmiyorum” dedi.



 



Avukatlar duruşmanın bundan sonraki bölümlerinde heyete dönük taleplerini belirttiler, yazılması gereken müzekkereleri gerekçeleriyle istediler.



 



Avukat Gülşah Kaya şu taleplerde bulundu:



 




Tahir Sarıışık Suphi Akfidan’ı daha önce hiç görmediğini, tanımadığını söyledi. Sanık Suphi de aynı şeyi söyledi. Ama daha evvel istihbaratta çalışmış olması dolayısıyla biz Tahir Sarışık’tan da istihbaratın çalışmasına yönelik Suphi Akfidan’ın da verdiği bilgiler ışığında sorduğumuz sorulardan yine bilgiler edinebildik. En önemlisi Bestami Duman’ın beyanlarıydı. Çünkü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nde müdür vekili olarak çalışmış. IŞİD’e yönelik pekçok operasyonu o gerçekleştirmiş, belgelerin altında da onun imzası vardı. O da Suphi’yi hiç görmediğini, tanımadığını söyledi. Fakat Suphi kendisini gördüğünü, tanıdığını söyledi. Anlattığı hikayedeki Bestami abinin o olduğunu, bu amirin istihbarat müdürünü çağırdığını beyan etti. Hatta daha detaylı bilgi verdi. Dedi ki Ocaklar Polis Karakolu’ndan adını tam hatırlayamadığını -Niyazi olabileceğini söylediği- bir polis memurundan adını aldığını ve aynı cemaatten olduklarını söylediler. Bestami Duman’ın da FETÖ dolayısıyla açığa alınıp, sonra emekli edildiğini biliyoruz zaten. Siz de bu esnada Suphi’ye soru sordunuz. Dediniz ki ‘bize isim ver adres ver ki biz o Ocaklar Karakolu’ndaki kişiyi daha rahat bulalım, daha rahat yazışmaları sürdürelim ve bulursak yakalayalım’ dediniz. Bu beyanınız bir önceki duruşma tutanağına da geçmişti zaten. Sanık Suphi de Mayıs-Haziran 2016 tarihi olabileceğini söyledi. Ve adli kontrolle serbest bırakıldığında gidip imza attığı karakol olduğunu söyledi. Ama tanık ısrarla hayır görmedim, duymadım, kendisiyle görüşmedim dedi. Sadece bu da değil. Kendisinin 13 yıl boyunca çalıştığı yerdeki olayları bilmediğini, altına imza attığı tutanakları tanımadığını IŞİD’e ilişkin artık herkesin diline pelesenk olmuş, Yunuz Durmaz’la ilgili sanki bir yerden duymuştum’ gibi cevaplar verdi. 13 yıl orada hiç çalışmamış, bu işi hiç yapmamış gibi. Siz kendiniz Suphi Akfidan’a ‘Bize bir ipucu ver ki biz bulalım’ demenize karşın ve hem sanık müdafisinin hem de bizim bu yönde bir talebimiz olmasına rağmen herhangi bir ara karar oluşturmadınız. Akfidan Ocaklar Polis karakolunda kime gitti, kim onu Bestami Duman’a yönlendirdi? Biz halen bilemiyoruz. Bu konuda ilgili müzekkerenin yazılmasını bir kez daha talep ediyoruz.



 



Ayrıca geçen celsede sanık sorguları üzerinden de Emniyet İstihbarat Daire’nin kuruluş ve görev çalışma yönetmeliğine dair bir takım bilgiler sunduk ve talepler oluşturduk, siz bu talepleri de görmezden geldiniz. Yine ne ret nede kabul kararı verdiniz.



 



Onları da tekrar etmek istiyoruz. Basettiğimiz yönetmelikle teknik-fiziki takipler, görüşmeleri yardımcı istihbarat çalışanlarıyla ilgili her şeyi, istihbaratın çalışmalarını düzenleyen bir yönetmelik bu. Buna göre yardımcı istihbaratçı-muhbirden bilgi alındıysa o bilgi kayda geçirilir. Eğer önemli bir durum varsa istihbarat daire başkanlığı derhal bir üst yazıyla dairelere gönderir. İstihbarat Daire Başkanlığı’nın (İDB)  UYAP gibi bir sistemi var. İDB’nin  havuzuna gelen tüm bilgiler burada toplanıyor. Örneğin … bir grup IŞİD’linin takip edildiği yer alıyor. Yukarda verdiğimiz yönetmelik gereği bahsi geçen takiplerin mutlaka bir F5 tutanağına dönüştürülmüş olması gerekir. Yapılmamışsa bu suçtur. Bu açıdan da bütün sanıklar hakkında İDB’de varsa F1-F2-F3… tutanağı ya da İDB sistemindeki özet bilgileri talep ediyoruz.



 



Gelen tanıklara (polislere) “jandarmayla işbirliği yapıp, bilgileri birbirinize aktarır mısınız?” diye sorduk. Onlar da ‘evet’ dediler. Dolayısıyla orada da aynı tutanaklar tutuluyor. Bu sebeple jandarma istihbarata da aynı müzekkerelerin yazılmasını istiyoruz.




 



Avukat Murat Kemalgündüz firari sanıklılardan Savaş Yıldız’la ilgili Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı’nda bir takım kayıtların olduğunun bilindiğini ve bunlar istenmiş olmasına rağmen gönderilmediğini belirtti. Mersin HDP’ye gönderilen bombalı pakette de adı geçen Yıldız’la ilgili yapılan iletişim ve titreşim kayıtlarındaki bilgilerin Mersin’den bir kez daha istenmesini talep etti.



 



Kilis Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan talep edilen kayıtlarla ilgili yanıt verilmediğini, müzekkerelerin içeriğinin anlaşılamadığının söylendiğini belirten Kemalgündüz, yeniden ve anlaşılır biçimde müzekkere yazılmasını talep etti.



 



Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan sanıklardan Ahmet Güneş, Nusret Hacı Ali Durmaz, Nusret Yılmaz ve Kemal Güneş hakkında soruşturma dosyalarında yapılan incelemelerde Antep’teki izlenme dinleme kayıtlarının oradaki dosyalarda olduğunu söyleyen Kemalgündüz, bu bilgilerin yeniden istenmesini, müzekkere yazılmasını istedi. Antep Savcılığı’ndan istenen her şeyin yanıtsız bırakıldığını ya da verilein tümüyle taranmadığı UYAP’ın adres gösterildiğini belirten Kemalgündüz yeniden müzekkere yazılmasını istedi.



 



Yunus Emre Alagöz’ün imha edilmemiş tüm tapelerinin bilgilerinin Adıyaman’dan istenmesi talep etti.



 



Müşteki avukatları benzer birçok sanık ve konu hakkında yazılan müzekkerelerin yanıtlanmadığını, HTS kayıtlarının da sağlıklı bir şekilde tamamlanmadığını ifade ederek, bunun dava süreci açısıdnan yarattığı sıkıntılara işaret ettiler.



 



Emniyet Genel Müdürlüğü kendi birimlerine bir talimatname yayınlayarak Ankara, Diyarbakır, Antep Cumhuriyet Başsavcılıklarından IŞİD operasyonunda elde edilen  tüm dijital verilerin bir havuza toplanmasının kararlaştırıldığını hatırlattı. Avukatlar Emniyet Genel Müdürlüğ’nün böyle bir çalışması olup olmadığını öğrenmek istediklerini belirttiler. Böyle bir havuzun soruşturma sürecini rahatlatabileceğini ve varsa yararlanmak istediklerini ifade ettiler.



 



Grekli veriler olmadığı için soruşturmalarda bir yere gelinip takınıldığını, fotoğraf slaytında bile bir yerden sonra dosyadaki firari sanıklarla ilgili foto bulunamadığı için bu kişilerin X, Y, Z şeklinde tanımlandıklarını hatırlattılar. 39 sanıklı dosyada sadece 19’unun tutuklu bulunduğunu, yarısının firari olduğunu belirttiler.



 



Mülkiye müfettişleri raporunun istendiğini, ama gönderilmediğini söylediler.



 



Başka bir avukat dosyaların-deliller birbirine karıştığını, bazı şahıslarla ilgili kapsamlı veriler tarandığını, bazılarıyla ilgili bilgi olmadığını, bilgilerin iç içe geçtiğini anlattı.



 



Avukatlar sanık eşlerinin duruşmada tanık olarak dinlenmesi gerektiğini belirtti. Telefon tapelerinde tespit edilen konuşmalarda Ankara Katliamı’nın hazırlıklarına ilişkin bilgi ve bağlantılar olduğu, bu nedenle de tapelerin önemli olduğu özellikle dile getirildi.



 



16:15



Avukat Eylem Sarıoğlu sorularına ve beyanlarına devam etti. Sarıoğlu katliamın failleriyle ilgili pekçok bilgi-veri olmasına rağmen hiçbir önlemin alınmamış olmasını bazı örnekler üzerinden bir kez daha aktararak, önlem almayan kamu görevlileriyle ilgili bir kez daha suç duyurusunda bulunuyor.



 



Katillerin Antep Emniyeti’nce 2014’te takibe alındıklarını, haklarında fiziki-teknik takip yapıldığını belirtiyor. Tutanakların tarihinin 26 Mayıs 2014 olduğunu belirtiyor. “Yapılan takiplerde eylemlerine ve çalışmalarına devam ettikleri tespit edilmiştir. 25 Temmuz 2015’de bir operasyon yapılmıştır” diyor.



 



Sarıoğlu şöyle devam ediyor:






Erman Ekici için örgüte para topladığı, örgütsel toplantı yaptığı, sempatizanları kampa aldığı, silahlı faaliyetler yaptığı tespit edilmiştir. Erman Ekici’nin 2013’de Suriye’ye gideceği ve gelecek olan kişiyi bekleyeceği telefon  tepelerinden tespit edilmiş. Fiziki takipte Müslüman Gençler’de örgütsel faaliyet yürüttüğü, IŞİD terör örgütü doğrultusunda silahlı eylem yapıp evine geri döndüğü, 2014 yılında tespit edilmiş; fakat hiç bir işlem ya da dava açılmamıştır.



Yunus Durmaz hakkında birçok tespitler yapılmıştır.





Metin Akaltin 2015 yılında evine sadece bir kez gidiliyor ve evde bulunamadığı gerekçesiyle bir daha hiç bir şey yapılmıyor.





Bu dönemde çantasını bir yerde unutuyor. Çantasında kimliğiyle birlikte canlı bomba olarak kullanılacak patlayıcı malzemeleri bulunuyor.





Metin Akaltın bir ay sonra gidip yeni kimliğini çok rahat bir şekilde çıkarıp yaşamına devam ediyor





Bu dosyada o kadar kamu ihmali var ki, biz sadece bir kaç tanesini ifade ederek buna hala dikkat çekmek istiyoruz



Bu dosyalardan şu ortaya çıkıyor. Bu sanıklar ve bağlantıları hakkında birçok teknik takip, telefon tepeleri, fiziki takip yapılmış olmasına rağmen önlemek-yakalamak için hiç bir şey yapılmamıştır.





Bu nedenle sorumluluğu olan emniyet amirleri, savcılar, başsavcılar hakkında suç duyurusunda bulunuyoruz.






Müşteki avukatları hazırladıkları foto slaytı göstererek sanıklara sorular yöneltiyorlar, yanlarında görünen kişileri tanıyıp tanımadıklarını soruyorlar.



 



Sanık sıfatlı katiller çok lakayt bir şekilde  cevap veriyor. “Sarıp sarıp başa dönüyorsunuz. Cevap vermiyoruz” diyorlar.



 



Nihat Ürkmez denilen katil, mahkeme heyetine avukat Eylem’i işaret ederek terbiyesizce “mahkemeyi siz mi yoksa bu mu yönetiyor?” diye soruyor.



 



Avukat Eylem sorularına devam ediyor. Nihat Ürkmez “cevap yok”, “dosyaya bak”, “ifademde söylemiştim” gibi küstahça tutumlar sergiliyor.

 



Telefonda yaptığı konuşmalar okunarak sorular soruluyor, tavır aynı, “cevap yok” …



 



Nihat Ürkmez’e kamp görüntüleri gösterilerek, “Fotodaki kişileri başka yerden tanıyor musunuz?” diye tekrar soruluyor. Cevap, “Tek bir kanıt-kayıt olmadığı halde buradayım. Oradaki kişileri de tanımıyorum” dedi.

 



Yakup Karaoğlu’na sorular yöneltiliyor. “IŞİD falan yoktu, bakın söyleyeyim” diyor.



 



Gösterilen fotoğraflar 2014’e ait. “Beyaz beyaz resimler var” diyor “tanımıyorum ben de değilim” diyor.

 



Bir başka fotoda yemek yerken çekilen foto var. “Oradaki kişilerle daha sonra Elâzığ’da da görüşüyorsun ve tanımıyorsun, öyle mi?” diye soruluyor. Tanımadığını söylüyor.



 



15:15



Müşteki avukatları katillerden Hüseyin Tunç'a, yanındaki kişiyi ve mavi kamyoneti sordu. “Cevap vermek istemiyorum, bana ait değil” dedi. “Oradaki mavi kamyonet büyüktü, bu küçük” dedi. Oysaki fotoğraftaki kamyonet büyük…mÜŞTEKİ AVUKATLARI 



 



Yakup Şahin’e “araçtaki kişiler kim?” diye soruldu. “Dört kişi var” denildi. Fakat o her zamanki gibi “Ankara’ya gelirken araçta ben tektim” dedi.

 



Müşteki avukatları, “Biz dosyalardaki bilgi ve belgeler üzerinden sanıklara soru sormak istiyoruz” dediler.



 



Avukat Eylem Sarıoğlu beyanlarda bulunmaya başladı. “Bu katliamlar önlenebilirdi. Bir sürü insan toprağa düşmeyebilirdi. Gelen belgelerden de net olarak görülmüştür. Elazığ dosyası Nihat Ürkmez üzerinden gelen bilgiler, El Kaide bağlantısı üzerinden teknik takibe alındıkları ve hangi eylemlilikleri yapabileceklerinin tespit edilmiş olduğu görülmekte.



 



Sarıoğlu konuşmasını sürdürüyor.



 



15:00



Hakim IŞİD’li katillerden Yakup Şahin’e “fotoğraflardaki sen misin?” diye sordu. Şahin önce “kabul etmiyorum” dedi, sonra da kağıt üzerinde görmek istediğini belirtti. Hakim fotonun olduğu kağıdı Şahin’e iletti. Fotoğrafın kendisine ait olduğunu kabul etti.



 



Aynı şekilde Esin Durgun’a da fotoğraf gösterildi. Esin Durgun kendisi olmadığını söyledi.



 



Abdülmüttalip Demir gösterilen fotoğrafı kabul etti. “Yanımdaki de Yunus Durmaz, orası da Durmaz’ın işyeri” dedi.



 



Metin Akaltın’da fotoğraftaki kişinin kendisi olduğunu söyledi.



 



Katillerden Hüseyin Tunç, “ben oraya gittiğimi hatırlamıyorum. Fotoğraftaki kişi ben değilim” dedi.



 



Hacı Ali Durmaz fotoğraftaki kişinin kendisi olduğunu kabul etti.



 





 



Nihat Ürkmez, “Zaten bu fotoğraflar yüzünden burdayım. O kişi ben değilim, ilk günde de söyledim” diyerek reddetti.



 



Resul Demir kabul ediyor, telefonun kendisine ait olduğunu, fotoğrafın da ondan alındığını belirtti.



 



Halil İbrahim Durgun, kendisi olduğunu kabul etti.



 



Talha Güneş de reddetti.



 



Yakup Karaoğlu, “Fotoğraftaki benim, o zaman IŞİD falan yoktu, orası da bir düğün” dedi!  



 



Erman Ekici, yakından bakmak istedi. Sonra fotoğraftakinin kendisi olduğunu, oradaki bayrağın IŞİD bayrağı olmadığını, yanındakileri de tanımadığını söyledi.



 



14:25



Duruşma mahkeme heyetinin sanıklara ait seçtiği fotoğraflardan oluşan slyat gösterimiyle devam ediyor. Müşteki avukatlarının seçtiği fotoğraflar da daha sonra gösterilecek. Fotoğraflar arasında katliamdan önce mobese kayıtlarına yansıyan görüntüler de var. Müşteki avukatlarının sorduğu "Savcı bey bu fotoğraflar katliamdan kaç saat önce çekilmiş" sorusu yanıtsız kaldı. 



 



14:14



Duruşma yeniden başladı. Avukatlar duruşma başlamadan önce Adliye önünde TTB'ye yönelik siyasi saldırganlığı, polis baskınlarını ve gözaltılarını protesto eden bir basın açıklaması yapmak istediler. Avukatların etrafını saran polis basın açıklamasının yasak olduğunu söyledi. Bunun üzerine yaşanan gerilimden sonra avukatlar "Savaşa hayır, barış hemen şimdi!" sloganlarıyla Adliye'ye girdiler. 



 



Açıklamadan sonra duruşma salonuna geçildi. 



 





 



12:30



İlke Işık  Ankara Emniyeti’nin hala devam eden vurdumduymazlığından, aymazlığından bahsederek, “Gaziantep Emniyeti’nin ve Valiliği’nin müzekkerelere vermedikleri cevaplar bundan kaynaklanıyor” diyor.





İlke Işık, “Bir senedir emniyetin yapmadığı işini biz avukatlar yapıyoruz. Bir Allah’ın kulu sanıklardan hiç birine fotoda yanında görülen kişinin kim olduğunu merak edip sormaz mı ya” diyor “Biz şimdi soracağız. Sorulması gerekiyor” diye devam ediyor.



 



Avukatların beyanlarından sonra duruşmaya saat 14:00’e kadar ara verildi. 



 



12:20



Avukat Murat Yılmaz hakimin yaklaşık 1 saattir yazılan müzekkerelere verilmeyen yanıtların kaydını okuması üzerine, “Hâkim bey bir saattir müzekkerelere gelmeyen kayıtları okudunuz. Ama Gaziantep mahkemelerine, savcılıklarına, valiliklerine ilişkin bir suç duyurusunda bulunulmalı. Ankara 4. Ağır Ceza olarak, mahkeme heyeti olarak ağırlığınızı ve gücünüzü göstermemizi istiyoruz” dedi.





Avukat Ahmet Özder, “CMK 314 çok açık. Verdiğiniz müzekkerelere 10 gün içinde cevap vermek zorundalar” dedi. Fotoğrafların slayt olarak sanıklara gösterilmek için teknik çalışmalar yapılması için kısa bir ara verilmesini talep etti.





Avukat ilke Işık, duruşmaya katılamayan TTB'nin mazeretini sundu. “Savaşa karşı barışı savundukları için gözaltına alındılar. Geçen duruşma kabul etseydiniz bugün bilirkişi olarak burada, 10 Ekim günü katliamdan sonra neler yapıldığını anlatacaklardı. Ne tesadüftür ki hekimler de barış dedikleri için gözaltına alındılar. Biz buradan bir kez daha barış demeye barışı savunmaya devam edeceğiz. Katledilsek de, gözaltına alınsak da barışı savunmaktan vazgeçmeyeceğiz” dedi.



 



Konuşmasına 10 Ekim günü Gar önünde yaşananları tekrar anlatarak devam etti. “11 Ekim’de sadece kısıtlama kararı alındı. Dosyalara gizlilik kararı olduğu için bize hiç bir bilgi verilmedi. Dosyalar verilmedi. Yunus Emre Durmaz’ın kendini patlayacağını bilen bir emniyet görevlisi olduğu biliniyor” diye devam etti.



 



***



 



10 Ekim Katliamı’nın 7. tur duruşmalarının bugün görülen ilk oturumu Ankara Adliyesi 4. Ağır Ceza Mahkemesi salonun oldukça kalabalık bir katılımla başladı.  Duruşma öncesinde Adliye önünde bir araya gelen aileler ve katılımcılar bir basın açıklaması gerçekleştirerek, 10 Ekim Katliamı duruşmalarının önemine vurgu yapıp, şimdiye kadar olup bitenlere dair bilgi verdiler.



 



10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği adına katliamda hayatını kaybeden avukat Uygar Coşgun’un eşi Mehtap Sakinci Coşgun’un okuduğu ortak basın metninde kamuoyunun davayı  sahiplenmesini talep ederek, davanın seyrinin Türkiye’nin bundan sonraki gidişatında önemli bir yerde durduğuna vurgu yaptı. Davanın gerçek sorumluların yargılanacağı gün kapanacağını belirten Sakinci Coşgun, başta kamusal sorumluluklarını yerine getirmeyen kamu görevlileri olmak üzere tüm sorumluların adil bir şekilde yargılanarak davanın tamamlanmasını talep ettiklerini ifade etti.



 





 



Sakinci Coşgun, devletin şimdiye kadar kendi dernekleriyle ilgili sayısız soruşturma başlattığını, fakat katliamla ilgili görevini yerine getirmedikleri kanıtlanmış kamu görevlilerinden tek birinin bile yargılanmadığını söyledi.



 



Sakinci Coşgun, “O gün o alanda katliamcıların binlerce kilometre gelmesine göz yuman, katliam anında gerekli sağlık desteğini sundurmayan, ambulans göndermeyen, gelen ambulansı bekleten, bir nefesin can kurtardığı yerde biber gazı sıkıp ilk yardım ve müdahaleyi engelleyen ve diğer tüm kamusal sorumlular, bu katliamdaki ihmal ve kasıtları nedeniyle hesap vermelidir” diye belirtti.  



 



Sakinci Coşgun, katliamın meydana geldiği Ankara Garı önündeki meydanın adının “10 Ekim Emek, Barış ve Demokrasi Meydanı” olarak değiştirilmesini ve bu meydana 10 Ekim taleplerine uyumlu bir anıtın yapılmasını istedi.



 



Açıklamanın ardından aileler duruşmanın yapılacağı Adliye Sarayına giriş yaptı. 



 



Katılımın yoğunluğu nedeniyle duruşma salonunda ayakta kalanlar var. Sanık sıfatlı IŞİD’li caniler de salona getirildi. Bu arada müştekilerin ve vekillerinin yoklaması yapıldı. Duruşma katillerin yoklaması da yapıldıktan sonra, müzekkerelere verilen yanıtların okunmasıyla devam etti.  



 





 



Geçen duruşmada Antep Emniyeti’ne ve valiliğine gönderilen müzekkerelerin hemen hiç birine cevap gelmediği,  okunan müzekkere cevaplarından anlaşılıyor. Dolayısıyla duruşmaya katılan müştekiler de kendi aralarında Antep Valiliği’yle ilgili tepkili konuşmalar yapıyor, onun IŞİD karşısındaki “kayıtsızlığını” sorguluyor. “Nasıl bir devlet ki bir ilin valiliği ve emniyeti gönderilen hiç bir müzekkereye cevap alamıyor. Acaba Antep Türkiye sınırları içinde değil mi?” diye birbirlerine soruyorlar.