Yeni rejim ÖSO ve hacamatçılar gibi "yerli ve milli" güçler üzerinden yükseliyor
Türkiye’deki siyasi tablonun ve bunun karşılığı olan toplumsal psikolojinin tanımlanması için kavram bulabilmek giderek zorlaşıyor. Olup bitenler kimi zaman absürt bir komediye kimi zaman sürreal bir tabloya kimi zaman da üçüncü sınıf bir gerilim filmine dönüşüyor.
Türk Tabipler Birliği’nin (TTB) hekimlik mesleğinin doğası gereği Efrîn savaşına karşı yaptığı oldukça mülayim açıklamanın bile nasıl bir siyasi zorbalığa vesile edildiğini yaşayıp, görüyoruz.
“Bir vesile çıksa da güç gösterisi yapsam” kafasıyla hareket eden rejim artık, vesile çıkmasa bile kendisi vesile yaratıyor. Çatısı çakılmaya çalışılan “yeni rejim” için bu bir zorunluluğa dönüşmüş durumda. Bu rejimi inşa eden “yerli ve milli” güçlerin (ki ÖSO gibi cihatçı savaş çeteleri-artıkları da bu parantezin içine alındı) enerji alabildikleri yegane şey, toplumsal gericilik birikimini dinamize etmek, bu tür “vesilelerle” sürekli tetikte olmasını sağlamak…
Fakat ifrada vardırılan bu gerilim siyaseti kimi zaman oldukça absürt gelişmeleri tetikliyor ve bunların her biri “işte yeni rejim” dedirtecek bir sarsıntı yaratıyor. ÖSO’nun “yerli ve milli ordunun bir parçası” dahası “kuvayi milliye” olarak ilan edilmesinin bu rejimin kodlarının absürt bir deşifrasyonu olması gibi…
Bu absürtlüklerden biri de bugün TTB’nin İstanbul Cağaloğlu’ndaki binası önünde gerçekleşti. Bilimsel tıbbın karşısına hurafeleri koyarak bir sektör haline gelen-getirilen hacamatçılar, TTB binası önünde “AKP’ye bu yakaşır” dedirtircesine protesto eylemi düzenlediler.
Tarihin karanlık sayfalarından fırlamış gibi görünen hacamatçılar, TTB önünde açtıkları “Terörist sevicilere geçit yok” yazılı pankartla TTB’yi ‘protesto’ ederken, “Söz konusu vatansa hacamatçılar yanında REİS” yazılı pankartla da AKP’ye ve Erdoğan’a sevgilerini bildirdiler.
“İşte yeni rejimin tuğlaları” dedirtircesine…
Bunlar olurken “yerli ve milli” rejimin omurgasını oluşturan cemaatlerin-tarikatların temsil ettikleri “düzen” çizgisine aykırı bir yerde duran Furkan Vakfı da kayyımla “o çizgiye” çekildi. Onun da tek “suçu” sosyal medya üzerinden Efrîn savaşına karşı paylaşımlarda bulunmaktı. Dahası AKP şahsında olup biten pek çok şeye dini bir noktadan tavır takınmak, “zulüm” olarak tanımlamaktır.
“Yeni rejimi” inşa edenler açısından mühim bir noktaydı yani…
Sadece bu iki gelişme bile nasıl bir tablo içinde yaşadığımız konusunda yeterince fikir veriyor. Ayakları oldukça çürük bir masanın daha fazla ayakta duramayacağını ve güç gibi görünen her şeyin esasına zayıf karınlar olduğunu da…