Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Vedat Bulut’la TTB'ye dönük son baskın ve operasyonları konuştuk
Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Vedat Bulut’la Türk Tabipler Birliği’ne (TTB) dönük son baskın ve operasyonları konuştuk.
Bulut, siyasi iktidarın savaş karşıtı tutumu bu şekil ve düzeyde hedefe çakmış olmasının nedenlerini, bu yaklaşımın TTB içinde yarattığı etkileri, tüm bunlara karşı alınacak tutuma dair sorduğumuz soruları şu şekilde yanıtladı:
Alinteri: Efrîn savaşına karşı yaptığınız açıklama mesleğiniz açısından son derece doğal ve aynı zamanda son derece ılımlı bir içerikteydi. Sizce onun çapını aşan muameleyi nasıl okumak gerekir?
Vedat Bulut: Her mesleğin kendine ait bir dili, söylemi, retoriği vardır. Bir asker, savaş üzerine, strateji ve taktikler üzerine farklı konuşabilir. Bir siyasetçi, gün içinde kendiyle çelişen 3 farklı demeç verebilir. Bugün ‘Esad’ olan yarın ‘Esed’ olabilir. Aile boyu çekilen mutluluk resimleri, sonra düşmanlık resimlerine dönüşebilir. Bir siyasetçinin, iktidar sahiplerinin dilinde bu dün “açılım” ve “barış”, bugün “kapanım” ve “savaşa” dönüşebilir.
Yazılı kayıtlarda tarihteki ilk tıp doktoru, günümüzden 4700 yıl önce, Firavun Zoser döneminde yaşamış İmhotep’tir. İsminin manası ‘’Barışla gelen’’dir. Bilinen tüm tıp tarihi boyunca hekimler daima insandan, yaşamdan ve barıştan yana olmuşlardır. Bu çağrıları sadece krallara, sultanlara, devletlere yapmamışlardır; silahlı terör örgütlerine karşı da aynı tutumu almışlardır. Savaştan, işkenceden, insanlara kötü muameleden sorumlu tek tük kötü örnekler olsa da; bu isimler tıp tarihinde meslek erbabı olarak kabul edilmemişlerdir. Tıp doktorlarının mezuniyetlerinde ettikleri yeminin siyasetçiler tarafından iyi anlaşılamadığı kanaatindeyim.
Türk Tabipleri Birliği’nin barışa ilişkin bildirisinde Suriye ve Afrin’e ait bir tek kelime yoktur. Bu bildirinin içeriğini okumaktan ve anlamaktan aciz çıkarcı bir şebeke; aslında siyasi çıkarları temelinde algı yönetimi yapma peşindedir.
Anayasal değişiklikler yapılır ve mühürsüz oylar hukuk yok sayılarak kabul edilirken yüzde 51’lik bir “çoğunluğun” gayrı meşru şekilde tesis ettiği bir ortamı yaşıyoruz.
Proislamist-şeriatçı-gerici siyasal yapılanmaların çoğulculuğa dayalı bir demokrasiyi anlamaları mümkün değildir. Onlar “çoğunluk” kavramına yoğunlaşırlar. Hile yaparak, kamu bütçelerini kullanarak o fırsatçı politikalarla oy devşirip, elde ettikleri gücü kendilerine helal kılarlar. Kendileri dışında kalan tüm toplum kesimlerinin mal, can ve özgürlüklerini kısıtlamayı, kendilerine helal görürler.
Bu şizofrenik hezeyanlı yapının kendisi ‘Allah’a yakın’ olduğundan, diğer unsurlar zaten göreceli olarak ‘Allah’a uzak’tırlar. Halbuki Babil’den bu yana, din, kutsal kitap ve kutsanmış tüm yapıların; sömürgeciliğin, hırsızlığın, halkın emeğinin gasp edilmesinin, haksız zengin oluşun ve servet üretiminin kaynağı olduğu açıktır. Tanrı, kitap satıp; dolar, avro, emlak, altın biriktirir onlar…
TTB’ye karşı oluşlarının nedeni, bu kirli ve kana bulanmış yapılarıdır. Yıllardır Sayıştay denetimlerini bile yok etmiş, kamu kaynaklarının kullanımlarında şeffaflığı ortadan kaldırmış, ‘’stratejik’’ efsununa sığınmış bu yapılanma; her hangi bir kamu kurumunun, sendikanın, STK’nın eleştirisine dahi katlanmak istemiyor. Yani “biz yağma ve talan peşinde olacağız, servet transferi yapacağız, sizler de bunu görmeyecek, yazmayacak bizleri eleştirmeyeceksiniz” denmektedir. Yani bunlar bir nevi hırsızlık ve arsızlıkla buluşmuştur.
TTB Şehir Hastaneleriyle ilgili on milyarlarca dolarlık vurgunu deşifre etti. Sağlık alanındaki yağma ve talanın boyutlarını ortaya koydu. Aynı şekilde TMMOB da enerji, çevre, kentleşme, şehir plancılığı, madencilik gibi alanlardaki yolsuzlukları, yanlış politikaları dile getirdi.
Yapılmaya çalışılanların perde arkası budur.
Sömürücü, asalak bir oligarşi; emek, demokrasi ve barış söylemini işitmek istemiyor. Onların işitmek istedikleri, paranın sayılırken çıkardığı hışırtıdır. İstedikleri, mutlak güçtür. Yeryüzünde tanrıyı oynamaya çalışan firavunlardır bunlar.
Alinteri: Devletin bu muamelesi sonrasında TTB içinde ayrışmalar yaşandığı görüldü. Bunun boyutları ve yansıma biçimleri konusunda neler söylersiniz?
Vedat Bulut: Tabip odalarının çoğunluğu, TTB Merkez Konseyini seçen delegelerin yoğun olduğu tüm odalar, dayanışma içerisinde olmuşlardır.
Bildirinin içeriğine yönelik eleştiri üreten beş odaysa, TTB MK üyelerine, Genel Başkanı’na ve Genel Sekreteri’ne yapılan uygulamalara karşı olduklarını; Türk Tabipleri Birliği’nin isminde ve yetkilerinde bir değişiklik istemediklerini bildirmişlerdir.
Militer ve hükümet yanlısı demeçler veren on yedi oda olmuştur. Bildirinin içeriğinden bağımsız hükümeti destekleyen beyanlarda bulunan bu odalar da, TTB’nin yetkisini ve ismini tartışma dışı tutarak, mesleğin ve meslektaşların saygınlığı ve özlük haklarının korunması yönünde çalışmaların artırılmasını talep etmişlerdir.
Bu nedenle TTB’ye karşı yapılmaya çalışılan saldırılara karşı Tabip Odaları topyekun birlik halindedir. Bir ayrışma yoktur. Düşünce farklılıkları sadece savaş ve barıştan ne anlaşıldığı konusudur, bu da düşünce özgürlükleri içerisinde olağan bir durumdur.
Bu konuda farklı düşünen meslektaşlarımızın düşüncelerine de saygı duyarız. Bizim saygı duyamayacağımız söylemler, tek adamcı, teokratik, monarşik sistemlerde görebileceğimiz tehditkar söylemlerdir. Halk arasında nefret ve kin uyandıran, birleştirici değil ayrıştırıcı olan söylemler...
Alinteri: Devlet “istediğim gibi olmazsan Türk ismini bile kullanamazsın” diyor. Bu yaklaşımı hekimler nasıl okuyor?
Vedat Bulut: Hem “yerli ve millilikten” bahsediyorlar hem de Türk Tabipleri Birliği’nin ‘’Türk’’ isminden, uluslararası saygınlığından ve de gücünden rahatsız oluyorlar! Bu yaman bir çelişkidir.
Eşari-Selefi-proislamist siyasetçiler uzun yıllardır bankaların, başkaca kurumların başındaki “Türkiye”, “TC” ve “Türk” kelimelerini çıkarmaktalar. Kafalarındaki “ümmet” olgusu, yurttaşların anladıkları “millet” ve “halk” olgularından farklıdır. “Ümmeti”ten “toplumu” anladıklarını söyleseler de, onların ümmetten anladıkları Sünni Müslüman topluluklardır.
AKP’nin ‘’Türk’’ isminden rahatsızlığı yeni değildir. İşine geldiği zaman işine geleni kullanıp sonra çöpe atan bir oportünist zihniyettir bu. Bugün MHP’yi yedeğine alıp güya ‘’Milli’’ kavramını ‘’Türk’’ kavramını ön plana çıkaran hükümet, işine geldiği zaman onları da hedef haline getirecektir. Türkiye Afganistanlaşma, Iraklaşma ve Suriyeleşme yolundadır.
Dünyanın bütün ülkelerinde tıp doktorlarının meslek örgütleri o ülkenin ismiyle yapılanmıştır. Japon Tabipler Birliği, Amerikan Tabipler Birliği, İsrail Tabipler Birliği …vb gibi. Bu birliklerin listesi Dünya Tabipler Birliği web sitesinde, https://www.wma.net/who-we-are/members/members-list-printable/ adresinde topluca görülebilir. İstisnası yoktur. Filistinlilerin haklarını korumaya çalışan ve halk sağlığı için iyi hekimlik değerlerini koruyan hekimlere karşı İsrail’de bile bu denli faşizan bir baskı kurulmaya çalışılmamıştır.
Meslek çatı yapılanmamızın adını ‘’Reisçi Tabipler Birliği’’ yapacak halimiz yoktur. Bunu Bakanlar Kurulu KHK’sıyla yapmaya çalışmalarıysa Anayasa’ya aykırıdır. Bu konuda hukuki mücadeleyi yürüteceğiz. Dünya 5’ten büyüktür ve Türkiye de 28’den büyüktür. Bizler bu ülkede adalet yok diye ‘Adalet ve Kalkınma Partisi’’nin isminin değişikliğini gündeme getiriyor muyuz? Bu tartışmalar saçma ve mantık dışıdır. Bu fikirlerin sahiplerinin sağlık durumları hakkında bilgimiz vardır, ancak iyi hekimlik değerleri içerisinde bunu kamuoyuyla paylaşmıyoruz.
Alinteri: Bundan sonra olabilecekler konusunda neler söylersiniz! Ne yapmak gerektiği konusunda
Vedat Bulut: Bir alamete binip kıyamete gidenler hergün söylem veriyorlar. Bu konuyu Bakanlar Kurulu’na getireceklerini söyledi Başbakan. Tekrar söylüyoruz. 6023 sayılı yasa TBMM’de onanmıştır. Getirip mecliste tartışır ve kanunu değiştirebilirler, MHP nin desteğini de alabilirler. Biz Türk Tabipler Birliği ve üyeleri olarak, şunu hatırlatırız. Bu cumhuriyetin kurulmasında Harbiye, mülkiye ve tıbbiye harç koymuştur. Üç beş molla ve onların paramiliter-militer güçlerine bu ülkeyi, laik demokratik cumhuriyeti yıktırmamak için mücadele ederiz. Bu tıbbiyeli olarak görevimiz olduğu gibi aydınlar olarak da tarihi sorumluluğumuzdur. İstedikleri kadar besleme kalemşörlerini kullanabilirler, basın dünyasını, finans dünyasını ve toplumun her alanını kuşatabilirler, biz gerçekleri ve mesleğimizin gerektirdiğini söylemekten korkmayız. Muaviye karşısında Ebuzer, Harun Reşid karşısında Behlül Dana oluruz. Her daim halkın sağlığı için halkın yanında oluruz.