Efrîn'de sıkışan kim?

Efrîn işgal girişimininde ısrarın faturası ağır olacak

GÜNCEL
Çarşamba, 21 Şubat 2018 (8 yıl 1 ay önce)

Hejar Baran



 



Efrîn işgal girişiminin 32. günü (20 Şubat) son derece kritik gelişmelere sahne oldu. Önceki gün girdiği belirtilen fakat belli ki yürütülen pazarlıklarda istenen uzlaşmaya varılamadığı için taraflarca resmi olarak net bir şekilde teyit edilmeyen Suriye rejim ordusuna bağlı “Halk Güçleri”, bu tarihte Halep yönünden kente giriş yaptı. Gelişme basına yansır yansımaz Suriye ordu güçlerinin Dercemal bölgesindeki yol güzergahı, TSK tarafından havadan ve karadan bombalanmaya başlandı. Bombardımandan sonra Suriye gücünün bir kısmı geri çekilerek bekledi. Fakat gece saatlerinde bekleyen birliklerin de Efrîn’e girdikleri yayınlanan videolarla duyuruldu. Türkiye’yse Tayyip Erdoğan’ın deyimiyle “o dosya şu anda kapanmak durumunda kalmış durumda” dese de bunun öyle kolay olmadığını biliyor.



 



Anlaşılan o ki bu gelişmeden sonra Rusya, İran ve ABD’yle kapalı kapılar ardında sayısız vaadin masaya sürüldüğü pazarlıklar yaparak, Efrîn’in içine girmek için kıvranıyor. Bu “pazarlıklarda” Suriye’ye kök salmakta kararlı olan ABD’yle girdiği ve henüz içeriği konusunda bilgi sahibi olmadığımız yeni “uzlaşmanın” kendisine sunduğu kozları da kullandığı anlaşılıyor. Tabi bu “uzlaşı”nın tersinden Rusya ve İran’ın Suriye’de PYD-YPG gücüne ilişkin tutumlarının farklılaşmasında da önemli bir yerde durduğunu belirtmek lazım. Suriye rejiminin onca gün bekledikten sonra İran destekli milis güçlerini Efrîn’e yollamaya karar vermesinde bu gelişmelerin ortaya çıkardığı yeni denge ve dengesizlikleri değerlendirmesinin de payı olduğu anlaşılıyor.



 



Tüm bu tablo içinde Türkiye’nin Suriye rejim güçlerine dönük bombardımanının oldukça manidar olduğunu belirtmeliyiz. Bu aynı zamanda Rusya-Suriye ve İran ekseninde olduğu zaten bilinen çeşitli sürtünmelerin de su yüzüne çıkması manası taşıyor. Anlaşılan o ki Rusya, ABD emperyalizminin Kürt güçlerine dayanarak bölgeye demir atmasına duyduğu öfkeyle Türkiye’nin Efrîn’de YPG’yi biraz daha yıpratmasını bekliyor. Suriye rejimini de bu noktada kontrol altında tutmak istiyor. Türkiye’nin Suriye rejimiyle karşı karşıya kalmasının aynı zamanda her ne kadar aralarında ciddi çelişkiler olsa da ABD ve NATO’nun da sürece daha farklı boyutlarda müdahil olması anlamına geleceğini biliyor. Oyunun kendi denetimi dışına çıkmasına izin vermek istemiyor. Bu noktadan da şimdilik kendi deyimiyle “arabuluculuk yapmakla” sınırlı bir pozisyonda durmayı tercih ediyor.



 



İşin bu boyutu bir yana Türkiye şimdi bu çok bileşenli denklemde oldukça kritik bir eşikle karşı karşıya. Keza Rusya’nın tarafları kontrol etme çabasının sınırlarını kestirmek güç olduğu kadar bu tür karmaşık durumlarda ipin nerede kopacağını kestirmek de kolay değildir. Böylesine kaygan bir zeminde Türkiye ya her zamanki gibi dün söylediğini söylememiş gibi yapıp geri çekilecek ve şimdilik ABD’yle vardığı söylenen uzlaşı gereği Minbiç’te oyalanacak ya da Efrîn’e giriş yapan Suriye rejim güçlerini havadan ve karadan bombalama pratiğini sürdürürse, bölgedeki karmaşa sıçramalı bir nitelik kazanarak, bambaşka bir düzleme oturacak. Bu durum bölgedeki değişken dengeleri, ittifakları bütünsel olarak etkilemeye açık sonuçlar yaratacak. Türkiye Suriye ordusuyla resmen savaşa girmiş olacak, ki dün olan da bunun başlangıcıydı.



 



Tüm bu gerçeklere rağmen görünen o ki Türkiye o yayılmacı hayalleri ve Kürt korkusuyla geri adım atmamakta ayak diremeyi tercih edecek. Geri adım attığında denklemin dışına düşeceği kaygısıyla elindeki tüm kozları sonuna kadar kullanmayı zorlayacak. Tabii elinde kalan kozların niteliğine bağlı bu...



 



Rusya, Suriye ve İran Türkiye’nin “Efrîn raconu” kesmesine belirli sınırlar içinde tutması koşuluyla izin verdiler. Onların hesaplarından biri YPG-PYD gücünün de bu vesileyle sıkıştırılarak dizginlenmesiydi. Süreci bu sınırlar içinde izlemeye koyuldular. Devasa boyutlardaki askeri eşitsizliğe rağmen YPG güçleri 33 gündür, TSK ve ÖSO çetelerinin sınırın içine girmesini engellemeyi başardı. Fakat bu eşitsizliğin farkında olan Türkiye, daha büyük askeri-lojistik yığınak ve güç yoğunlaşmasıyla Efrîn’in içine girmekteki ısrarının altını çizdi. Belli ki Türkiye’nin bu hoyratlığı Suriye ve anlaşılan İran’ın opsiyonlarını zorlamaya başladı. YPG’nin nesnel sınırlarını da zorlayan (özellikle askeri ve lojistik) kontrolsüzlük bu güçlerin devreye girmesini sağladı. Onlar da zaten YPG’nin böyle bir “sıkışma” yaşamasını bekliyorlardı. Bu arada sürece Türkiye’yle ABD arasındaki pazarlıklar eklendi, Suriye rejim güçlerinin İdlip’e girme çabası da istenen düzeye ulaşmadı. Bu noktada İran ve Suriye (ki işler kızıştığında Rusya da daha açık bir pozisyon alacaktır) tercihini YPG’yle birlikte hareket etmek yönünde kullandı.



 



Keza onlar açısından önemli noktalardan biri, YPG gücünün Suriye rejimiyle belli bir konsensüse varması için dizginlenmesiydi. Nitekim Suriye ordu gücü YPG’nin çağrısıyla ve yapılan belli bir anlaşma temelinde Efrîn’e girdi. Elbette bu aynı zamanda rejimin YPG gücünü resmi olarak muhatap alması anlamına da geliyor. Yani 1 aydır devasa bir militarist aygıta karşı kararlılıkla direnen YPG’nin gücünü tanıması…



 



Rusya’nın arada arabulucu rolü oynamaya girişmesinden de anlaşıldığı gibi ikinci amaç da, Türkiye’nin Suriye rejimini resmi olarak tanımak zorunda kalmasını sağlamaktır. Rusya Dışişleri Bakanı’nın gelişmelerden sonra yaptığı açıklama bu yönüyle manidardır. Türkiye’ye Esad rejimiyle diyaloğa girerek çıkarlarını koruyabileceği “önerisinde” bulunan Lavrov, açıklamasında şunları vurguladı:




Türkiye’nin kaygılarını ve Kürtlerin arzusunu kabul ediyoruz. Kabul etmediğimiz ve karşı çıktığımız husus, yabancı güçlerin jeopolitik ve dar görüşlü amaçlarına ulaşmak amacıyla Kürt halkının meşru çıkarlarıyla hiçbir alakası olmayan gündemlerini Suriye’de öne çıkarmak için bu arzular üzerinde spekülasyon yapma girişimleridir.




 



ABD’yi hedefe çakarak açıklama yapan Rusya bu yaklaşımıyla bölgedeki “esas oyuncu benim”in de altını çizmiş, bundan sonra ABD’yle daha gerilimli bir çizgi izleyeceğini de ilan etmiştir. Bu konuda da kontrollü ilerlemeyi esas alan bir yaklaşım sergilemiştir.



 



Suriye güçlerinin YPG’yle birlikte savaşmak üzere Efrîn’e girmesiyle dengelerin her an değiştiği Suriye denkleminde son derece kritik bir evreye de girilmiş oldu.



 



Türkiye faşist rejiminin belli bir “kazanım” elde etmedikçe buradan tümüyle çekileceğini beklemek abes olur. Nitekim dün çocukların bile giydirilen asker üniformalarıyla militaristleştirildiği bir Meclis atmosferinde yapılan AKP grup toplantısında konuşan Tayyip Erdoğan’ın sözleri de bunun ifadesidir. Efrîn’de yerinde saydıklarını da “yavaş ilerliyor görülebilir” sözleriyle itiraf eden Erdoğan o konuşmasında önümüzdeki günlerde Afrin kent merkezine yöneleceklerini, şehir kuşatmasına geçeceklerini söyleyerek sadece racon kesmedi. Efrîn girişiminden geri adım atmaları durumunda hem içerde hem de Suriye denklemi içindeki konumlarında ciddi bir yara alacaklarını da biliyor olmanın saldırganlığıyla sarf etti bu sözleri.



 



Nitekim akşam saatlerinde korucular, JÖH ve PÖH birliklerinin “özel operasyonlar” için Efrîn’e yollandıkları haberleriyle birlikte düşündüğümüzde bu girişimindeki ısrarı belli bir noktaya kadar sürdüreceğini anlamak da zor olmayacaktır.



 



Fakat onun da bir sınırı olduğunu ve bir noktadan sonra ayağını denk almak zorunda kalacağını, Efrîn’e savaşı da aslında kendi gücüyle değil, Rusya ve diğer bölge gericiliklerinin, emperyalist güçlerin oluruyla gerçekleştirebildiğini bir kez daha pratikte görmek-göstermek zorunda kalacaktır. Bu sefer de en fazla ABD’yle Minbiç üzerinden dengelere tutunma yoluna giderek, işin içinden sıyrılmaya çalışacaktır. Fakat Minbiç’te de benzer bir sonla karşılaşmasını öngörmek zor değil.



 



YPG’yle birlikte TSK ve ÖSO çetelerine karşı Efrîn’i savunmak üzere geldikleri belirtilen Suriye güçleri için Tayyip Erdoğan her ne kadar “o defter şimdilik kapandı” dese de öyle kolay kolay kapanmayacağı ve durumun kelimenin gerçek anlamıyla bir bataklığa dönüştüğü ortada. Kürt düşmanlığı, yeni Osmanlıcı hayaller ve iç siyasetteki güçsüzlüğün yine bir güçsüzlük ifadesi olarak şovenizm ve tarihsel gericilik birikiminin diri tutulmasıyla dengelenmeye çalışılması temellerine dayanan Efrîn operasyonundaki ısrarın faturasıysa çok ağır olacak. Hem işçi ve emekçilerin yaşamları açısından hem rejimin bizzat kendisi açısından…