Her dört gençten biri ne çalışıyor ne okuyor

Dünya Gazetesi yazarı Alaattin Aktaş genç işsizlik oranlarının korkutucu boyutlara ulaşmasını köşesine taşıdı

GÜNCEL
Çarşamba, 21 Şubat 2018 (8 yıl 1 ay önce)

Hükümetin, TÜİK’in 2017 Kasım’ında işsizlik oranının bir önceki yılın aynı dönemine göre 1,8 oranında düşerek yüzde 10,3 olarak gerçekleştiğine dair verilerinden hareketle, “istihdamı büyütüyoruz” diye hava atması artık burjuva ekonomistlerce bile sorgulanıyor. Onlar dahi bu verilerin gerçek tabloyu yansıtmadığı gibi, tüm şişirmelere rağmen işsizlik sorununa dair sağlıklı politikalar geliştirilemediğini dillendiriyorlar. TÜİK’in geçici istihdam biçimlerini, stajyer ve çırakları da istihdam kapsamında ele aldığını ve bu türden istihdam biçimlerinin hayli kabarık bir rakama tekabül ettiğini belirtiyorlar. Bundan yola çıkarak aslında neoliberal birikim politikalarının, dahası kapitalist barbarlık sisteminin duvarlarına çarptıkları halde, gerçek istihdam biçimlerinin yatırıma dönük politikalarla yaratılabileceğini belirtiyorlar, “Dökme suyla değirmen dönmez” diyorlar.



 



TÜİK verilerinde bile yaşları 15-29 arasında değişen her 100 gençten 26'sının ne okula gittiği ne de çalıştığının tespit edildiği bu koşullarda işsizliğin burjuvazi ve temsilcileri açısından nasıl bir kabusa dönüştüğünü (elbette aynı zamanda avantaja!) anlamak güç olmayacaktır. Hükümetin bulduğu geçici istihdam biçimlerinin derde deva olmayacağı da ortadadır. Ki bu biçimlerin bile İşsizlik Fonu’ndan ya da emekçilerden kesilen vergilerden oluşan birikimin patronlara aktarılmasıyla sağlandığını biliyoruz.



 



Şimdiye kadar sigorta primlerinin ödenmesi ve vergiden muaf tutulması biçiminde seyreden patron desteğine, son olarak istihdam edilen gençlerin ücretinin bütçeden ödeneceği kıyağı eklendi. İşsizlikle-politik hesaplar arasındaki denge hiç bu kadar organikleşmemişti anlayacağımız…



 



İşsizlik kabusunun artık burjuva iktisatçıları açısından da önemli bir sorun olarak ele alındığını Dünya Gazetesi yazarı Alaattin Aktaş’ın bugünkü yazısından da anlıyoruz. TÜİK verilerinden yola çıkan ve belli kayıtlar koyan Aktaş yazısında, genç işsizlik oranına odaklanarak tehlikenin boyutlarına şu şekilde işaret ediyor:




 



Görünür işsizliği geçen yıl en azından 2016’ya göre hızla aşağı çektik. Bu iyileşmenin temelinde 2016’nın çok kötü bir yıl olduğu gerçeğinin yattığı ortada.



 



Geçen yılki gerilemede başka etkenler de rol oynadı. Değerli meslektaşım Mustafa Sönmez’in bir saptaması var. Mustafa, 2017’nin kasım ayı itibarıyla 1 milyon 160 bine yakın kişinin stajyer-kursiyer olarak sigortalandığına ve işsizliğin bu sayede yüzde 10’larda tutulabildiğine dikkat çekiyor.



 



Buna rağmen işsizlik, 2016’nın altına inmiş olmakla birlikte, geçmiş yıl ortalamalarıyla aynı düzeyde. Buna rağmen işsizlikte hala çok can sıkıcı bazı detaylar var.



 



İşte bugün bu can sıkıcı detaylardan birine, zaman zaman ele aldığımız genç nüfustaki işsizliğe bir kez daha değinmek istiyoruz.



 



100 gençten 26’sı!



 



TÜİK verileri, kasım ayı itibarıyla yaşları 15-29 arasında bulunan her 100 gençten 26’sının ne eğitim gördüğünü ne çalıştığını gösteriyor.



 



Oran toplamda yüzde 26, erkeklerde yüzde 14, kadınlarda ise yüzde 39 düzeyinde.



 



Bizim için adeta sıradanlaşan, artık neredeyse kanıksadığımız, normalmiş gibi gördüğümüz çok vahim bir tablo bu. En verimli çağında olan insanların dörtte biri boşta geziyor.



 



Kasım ayı itibarıyla yaşları 15- 29 arasında olan yaklaşık 18 milyon kişi var. Bunların 5.5 milyonu eğitimini sürdürüyor, yine aynı sayıdaki bölümü çalışıyor, 2.2 milyonu hem okuyor hem çalışıyor, kalan 4.7 milyon kişi ise hiçbir şey yapmıyor.



 



25-29 yaş grubundaki oranlar toplamın çok daha üstünde. Doğaldır ki bu yaş grubunda olanlar artış eğitimini büyük ölçüde tamamlamıştır; işe giren girmiş, kalanı ise iş arama durumundadır. Yaşları 25-29 arasında olanlardan ne eğitimde ne istihdamda olanların bu yaş grubundaki toplam nüfusa oranı toplamda yüzde 33, erkeklerde yüzde 15, kadınlarda ise yüzde 52 düzeyinde.



 



Dökme suyla değirmen döner mi?



 



İstihdamı artırabilmek amacıyla bir dizi önlem alınmaya çalışılıyor. Bu önlemler ne ölçüde başarılı, tartışılır. Çünkü nereden baktığınıza bağlı olarak değişik sonuçlar elde edebiliyorsunuz.



 



Ama varsayalım bu önlemler çok işe yaradı. İyi ama bu önlemler işsizlik için kalıcı bir çözüm mü? Buna evet diyebilmek mümkün mü? Yeterince yeni yatırım yapılmadığı, bu yeni yatırımlar da sürekli istihdam sağlayacak nitelikte olmadığı sürece bu çabalar biraz dökme suyla değirmen döndürme gayretine benzemeyecek mi?



 



Her yıl işgücü piyasasına bir milyona yakın genç girerken bu gençlere iş bulamazsak işsizlikle başa çıkmaktan söz edebilir miyiz?