Zinayla çocuk istismarı gibi insanlık suçunu eşitleyen bir kafayla karşı karşıyayız!
Çocuk istismarının artık saklanamaz boyutlara ulaşması Hükümeti harekete geçirdi. En son Adana’da yapılan bir sokak düğünü sırasında düğün sahibinin evinde uyuyan üç yaşındaki kız çocuğuna tecavüz ederken suçüstü yakalanan Sedat Keser (20), tutuklanarak cezaevine yollanmıştı. Ondan hemen sonra öz oğluna, kaldığı tarikat yurduna götürürken cinsel istismarda bulunan ‘baba’, ‘alt soya karşı çocuğun nitelikli cinsel istismarı’ suçundan tutuklanmıştı. Bunlar sadece son örnekler…
İnsanın kanını donduracak bu gelişmelerden sonra hükümet işe el atarak toplumsal tepkiye ayar vermeye çalıştı. İlk işleri, istismarcıları “sapık” ilan etmek oldu. Hemen ardından da işi ciddiyetle ele aldıklarını göstermek için konuyu Bakanlar Kurulu’nda değerlendirdiklerini söylediler. Bu özel vurgudan sonra bir de komisyon oluşturacaklarını ilan ettiler. İstismarcıların hadımla (kimyasal ya da kastrasyon) yola getirmeyi düşündüklerini de belirttiler.
Hemen tüm açıklamalarında toplumsal çürümenin boyutlarının ifadesi olan yaygınlaşan çocuk istismarının aslında toplumdaki din-inanç erozyonunun göstergesi olduğunu vurgulamayı da ihmal etmediler. İnanca, gelenek ve değerlere dönmeye çağırarak kellerini kapatabileceklerini sandılar.
İşi hızlandırarak sözünü ettikleri komisyonun yarından itibaren çalışmaya başlayacağını müjdelediler. Bugün açıklama yapan Adalet Bakanı Abdulhamit Gül, "Komisyon yarın çalışmaya başlayacak. Kastrasyon, kimyasal hadım uygulaması da dahil tüm tedbirleri masaya yatıracağız" diyerek duyurdu bunu. Sapıklık olarak tanımladıkları çocuk istismarını bu tür tedbirlerle önleyeceklerini düşünen Gül, "Hükümetimiz bu konuda alınması gereken başka ne gibi tedbirler varsa onları alacak." diyerek de içimize su serpti!
Yaygınlaşan istismarı sapıklık olarak tanımlayıp sorunun toplumsal boyutları ve bundaki paylarının üstünü kapatmayı esas alan, üstüne bir de zeytinyağı gibi üste çıkmaya kalkışarak tüm bunları manevi-dini değerlerdeki aşınmayla açıklamaya girişen AKP Hükümeti’nin konuyla ilgili bozuk tutumu bundan ibaret değil.
O, bu sorunu, soruna ilişkin çarpık girişimlerini aynı zamanda toplumsal mühendislik çalışmalarının altlığı haline getirmeye çalışacak kadar da fırsatçı bir yaklaşıma sahip. Öyle olmasa zinayla istismarı aynı kefeye koyarak sorunun esasını saptırmazdı. “Sapıklık” olarak tanımladığı istismar suçunu özünde suç olmaktan çıkarıp akıl almayacak böyle bir eksene oturtmazdı.
Bu noktada karşımızda aslında şeriat mantığının konuştuğunu görmek gerekir. 12-13 yaşlarındaki kız çocuklarının istismarcılarıyla nikahlandırılmasını ve istismarcıların da bu şekilde aklanmasını savunan bir zihniyetin, çocuk istismarı gibi bir insanlık suçunu önce “sapıklığa” sonra da zina kategorisine indirgemeye çalışması tesadüfi değildir. İstismarın daha çok o çokça yineledikleri dini-manevi değerlerdeki yoksunluktan değil tersine bu kaidelere göre yaşadığını iddia eden ve hatta istismarı o kaideleri öne sürerek fiilen meşrulaştıran kesim ve adreslerde yaşandığını düşünecek olursak Erdoğan’ın laf kalabalığına getirerek dillendirdiği zina-istismar eşitlemesinin de tesadüfi olmadığı anlaşılacaktır.
Dahası istismarın aklanması anlamına gelen bu eşitlemenin aynı zamanda çoğunluğu din adamı, tarikatçı, dergahçı olan istismarcıları daha şimdiden aklama yönelimi dışında bir anlamı da yoktur. Onların hadımla cezalandırılmayı düşünmesiyse gerçek suçlunun üzerini kapatma atraksiyonudur. Nitekim son 10 yılda çocuk istismarında yüzde 700 oranında artış olduğunu düşünecek olursak en büyük suçlunun kim olduğunu da anlamış oluruz. Ensar’ın, Adıyaman Besni’deki tüyler ürpertici suçların üstünü kapatan bir güç var karşımızda. O güç şimdi kalkmış istismar suçuyla kendi ölçütlerine göre zina olanı eşitleyerek topluma ayar verecek düzenlemelerin de önünü açmaya çalışıyor.
Kızlı-erkekli öğrenci evlerini ya da nikahlı olmadığı halde birlikte yaşayan çiftleri bile zina yaptıkları gerekçesiyle hedefe çakabilecek bu zihniyetin zinayı da istismar gibi ağır bir insanlık suçuyla eşitlemeye girişmesinin arkasında böyle bir niyet yatmaktadır. Bu açıdan da hükümetin istismar hassasiyetini neyin altlığına dönüştürdüğünü ve bunun yarın karşımıza nasıl çıkacağını görmek ve buna göre tutum almak gerekir.
Diyanet gibi resmi bir din örgütünün bile web sayfasında 9 yaşındaki kız çocuklarının evlenebileceğini vazettiği; kadına dair her konunun erkeği tahrik etmeye yeteceğinin ilan edilerek daha baştan erkeğin aklandığı; asansörün, kahvenin, yorgan, battaniyenin bile cinsel dürtülerle ilişkilendirilebildiği ve bunun o çok dindar kesimlerce yapıldığı bu koşullarda; istismar gibi bir insanlık suçunun geometrik olarak artmasında şaşılacak bir şey yoktur. Tüm bunlar bugün bir “ilk yardımcı” havasıyla sahneye fırlayıp “çekilin ben geldim, hallediyorum” diyen AKP Hükümeti’nin günahlarıdır. Bu açıdan da her bir çocuk istismarında onun parmağı vardır.
Böyle bir gücün toplumsal çürümenin işareti olan istismarla samimi bir mücadele yürütmesi mümkün değildir. Topluma şovenizm, militarizm ve tarihsel gericiliğin bütün karanlığını sahneye davet ederek seslenen ve o gericiliğin köpürmesiyle beslenen bir gücün bunu yapması eşyanın tabiatına aykırıdır. Keza çürüme tam da bu zemin üzerinden giderek yaygınlaşıp, derinleşiyor. Çocuklara askeri üniforma giydirip militaristleştiren, bu açıdan da istismarın en büyüğünü yapan, çocuğu her türlü istismara açık hale getiren AKP’nin istismar konusunda bir “ilk yardımcı” olmasını beklemekse en hafif ifadeyle saflıktır.
Fakat bunların da ötesinde istismar gibi bir insanlık suçunun bile başka hesaplara alet etmeye kalkışıldığını ve bunun yarın bambaşka saldırılara vesile edilerek karşımıza çıkacağını görmek gerekir. Düşünemez hale getirilen AKP tabanının belirli kesimlerinin her istismar vakası karşısında şeriat istemesi ve gerçeğin tam da o istedikleri zihniyetten kaynaklandığına gözlerini yumması bir tehlikeyse, AKP’nin bu yaklaşımı pekiştirecek söylem ve çıkışları da başka bir tehlikedir. İstismar ve zinayı eşitlemeye girişmesi bile tahayyül edilen toplum için yapılan hamlelerden bir başkasına işaret ediyor. Bunu görmek ve buna göre tutum almak önemlidir.