İnsanların acılarıyla dalga geçenler, yarın hangi hayatı kurtarmak için ettikleri mesleki antların hakkını verebilecekler?
Toplum önce insanlık değerlerini kaybederek yozlaşmaya başlar. Sonra arkası çorap söküğü gibi gelir. Onlarca çocuk istismar edilirken kimsenin gıkı çıkmaz mesela… Ya da kadınlar şiddet görüp, “namus” adına öldürülürken umarsızlık gelip oturur hayatımızın orta yerine.
Sonra işler daha da boyutlanır: “İnsanlar ölmesin” diyenler tutuklanıp linç edilirken, daha fazla ölüm, daha fazla kan için açılır ağızlar. Sistem çürüdükçe kendisiyle beraber insanı ve insana dair olan her şeyi de içine alıp öğütmekte gecikmez. Bir makinenin, içine atılmış buğday taneleri gibi… Makineden çıktığımızda bize dair olan her şey değişmiş, biçim değiştirmiş oluverir; ayırdına bile varamadığımız kısa bir sürede hem de…
Bugün sosyal medyada işte o çürümenin boyutlarının nerelere kadar ulaşabildiğinin küçük bir kesitini gösteren kısa bir video dolaşıyor.
Sağlık çalışanları bir cenaze evinde yakılan Kürtçe ağıtlarla, sonrasında çektikleri videoda dalga geçiyor, insanların acılarına gülüyorlar. Videoda bir sağlık görevlisi “Abi bugün taziye evine gittik, orda ne oldu, hasta yakını nasıl davrandı?” diye soruyor. Diğer sağlık çalışanı ise yakılan ağıtla dalga geçerek, taklitlerini yapıyor. Videoyu çeken ise kahkahalarını tutamıyor.
Bahsettiklerimiz insan hayatını kurtarmak üzere eğitim almış, belki insanın yaşadığı acıyla, çaresizliğiyle en fazla empati kurması gereken bir meslek grubunun üyeleri… Yakılan Kürtçe ağıtlar komiklerine gidiyor.
Kürtlerin insan olarak değerinin olmadığı yerde acılarının da değeri yok elbet.
Ama her şeyden önce bu bir insan olma sorunu… İnsan olma ve meslek onurunu taşıma sorunu…
Karşısında acı çeken insanların yaşadıklarıyla dalga geçenler, yarın hangi hayatı kurtarmak için ettikleri mesleki antların hakkını verebilecekler?
Bu insanların öncelleri, Cizre bodrumlarında insanlar yaşamla ölüm arasında sıkışmışken, ambulanslardan “güvenli kollarımıza gelin” diye anonslar yapıyordu. Onlara sırf yaptıkları meslek itibariyle güvenip bodrumdan çıkmaya çalışan insanlar tek tek kurşunlarla o “yaşam”a ulaşamadan ölmedi mi? Bu videoyu çekenlerin de bir farkı var mı onlardan? Yaşama davet edip, ölümün kucağına atanlarla aralarında ne kadar fark var?
Ama bu ülkede tüm baskılara rağmen meslek onurlarına sahip çıkan insanlar olduğunu da biliyoruz. ”Savaşa hayır, insanlar ölmesin!“ dediği için tutuklanan ya da işten atılan onurlu sağlık çalışanlarının olduğunu da…
Ya da Cizre’de devlet tankları toplarıyla bir halkı katlederken, yaralı bir Kürt anasını kurtarmak için tereddüt etmeden koşan sağlık çalışanı Azizi Yural’ı nasıl unutabiliriz? Ki O, hayat kurtarmak için koştuğu hastanın yanı başında devlet tarafından katledildi.
Güzel ve iyi değerlere sahip insanların olduğunu bilmek rahatlatmalı bizi. Ama asla rehavete kaptırmamalı. İyiyi güzeli yayabilecek kadar cesaretli, gerçeği savunabilecek kadar kararlı olabilmek de gerekiyor artık.
Alınteri okuru bir sağlık çalışanı