Özel bir kreşte öğretmenlerin minik öğrencilerine devamlı olarak şiddet uyguladığı ortaya çıktı
Nilgün Kumru
Çarşamba ilçesi Sungurlu Mahallesi’ndeki özel bir kreşte öğrenim gören dört ila altı yaş arasındaki 35 minik öğrenciye öğretmenlerinin şiddet uyguladığı ortaya çıkmıştı. Bugün ise kan donduran görüntülere yenileri eklendi.
Öğrencilerden birinin ailesine “Kreşte öğretmen bizi dövüyor” demesinin ardından aile, kreşi ihbar etmiş incelenen kamera görüntülerinin akabinde M.K.K, S.Ö., G.Ş. ve S.K. isimli öğretmenler gözaltına alınmıştı. Çarşamba İlçe Emniyet Müdürlüğü Çocuk Büro Amirliği’nde yapılan işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen öğretmenlerden G.Ş. ve S.Ö. tutuklanarak cezaevine gönderilmiş, diğer iki öğretmen ise adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı. Belediye tarafından evrak eksikliği tespit edilen kreş ise süresiz olarak kapatıldı.

Eğitimin niteliksizliği en çıplak haliyle eğitimcilerin niteliksizliğinde vücut buluyor. Öğretmenlik yapabilecek sabır ve özveriye sahip olmayan kişilerin karakterlerini şekillendirenin toplum yapısının üzerinden atlayarak suçu yalnızca kişilere atmak kolaycılık olur. Ama bu, öğretmen sıfatlı canavarların günlük hayatın sinir-stres ve yıpranmışlığının hıncını minik bedenlerden çıkarmasını meşrulaştırmak olarak da algılanmasın.
‘Hıncını çıkarmak’tan kastımın en basit anlatımı, klasik müdür-baba-eş-çocuk hikayesinde mevcut. Hani şu müdüründen azar yiyen babanın eve gelip hıncını eşinden, onun da çocuğundan çıkardığı hikaye. Yani olayın faillerinden biri, toplumda kendini üstün görenin altta gördüğünü ezme psikolojisi; herkes gücü yettiğine…
Bu insanların aileden başlayıp okul hayatıyla devam eden ve içinde bulundukları toplumun sosyal yapısından da payını aldıkları yetişme süreci ise bu iğrençliğin ikinci faili. Evde babasının annesini dövdüğünü görüp, okulda bizzat öğretmen şiddetiyle karşılaşıp, genel anlamda toplumda ise bu şiddetin ‘kültürel’ ya da ‘doğal’ olduğunun savunulduğunu duyarak yetişen bir bireyin şiddet uygulamayı kafasında meşrulaştırması kaçınılmaz bir sonuç. Ne toplumdaki, ne evdeki, ne de okuldaki bu algıyı tedavi etmek için elle tutulur hiçbir çaba ve gayret gösterilmiyor oluşu da cabası.
Üçüncü fail ise bireyler. Minicik çocukları terlikle sıra dayağına çekmeye, itip kakmaya, hele ki o çocukların gördükleri şiddete rağmen size sevgiyle sarılmalarını görerek bu iğrençliği sürdürmeye nasıl bir vicdan el verir, aklım almıyor. Herkesin bir oda dolusu fıkır fıkır minikle uğraşacak sabır ve özveriye sahip olduğunu düşünmüyorum elbette. Ancak bu mesleği isteyerek seçmiş olmak bir yana, tahammül eşiğine dayanıldığında dahi savunmasız küçük çocuklara şiddet uygulamak ve bunu devamlı olarak yapmak en hafif tabirle canavarlık.
En temel sorun ise; mesleklerin deformasyonu. Hemen hemen tüm mesleklerin piyasalaştırılması, eski içerik ve etik değerlerinden soyundurulması…
Öğretmenlik örneğinden ele alırsak; öğretmenlerin yetiştiriliş, seçiliş ve istihdam ediliş şekilleri her geçen gün ‘eğitimcilik’ ideallerinden uzaklaşıyor. Yani ne öğretmenlik yapabilme kriterlerine uygun kişiler mesleğe yöneliyor, ne bir şekilde bu mesleği seçmiş kişiler en azından mesleğin asgari gereklerini karşılayabilecek şekilde eğitiliyor, ne de mezunlar nitelik ve yeterliliklerine göre atanıyor. Eş/dost/yandaş olmadığı için atanamayıp ücretli öğretmenlik yapanlar ise kölece çalıştırılıyorlar.
Zincirleme bir süreç bu; yeni nesiller şiddetle ve niteliksizce yetiştirilmeye devam ettikçe onların yetiştirme anlayışları da böyle şekillenmeye devam edecek…