Halihazırda şah olan sağlık hizmetleri kalitesi şahbaz olma yolunda
Nilgün Kumru
Sağlık sektörünün piyasalaşmasının doktorları sürüklediği kölece çalışma koşulları, doktorluk mesleğinin amaç ve ideallerini her geçen gün daha da deforme ederken bunun bir sonucu olarak hastaların aldığı sağlık hizmetinin de standardını düşürüyor.
Gerek poliklinik hizmeti verirken, gerekse acil serviste görevliyken haddinden fazla hasta yoğunluğuyla baş etmek zorunda kalan doktorlar, deyim yerindeyse hastaları ‘başlarından savma’ refleksiyle hareket edebiliyorlar.
Hastaların şikayetçi oldukları temel durum ise hastalık hikayesinin doktorlar tarafından dinlenmemesi. Yoğunluktan ötürü muayene odasına aynı anda iki-üç hasta alan doktorlar, genellikle hastanın hikayesini dinlemeye vakit ayırmıyor. Doktorların çoğu, tahlil ve MR sonuçlarına sırtını veriyor. Ezberlenmiş kelime gruplarıyla yapılanan, otomatikleşmiş teşhis koyma sistemi içerisinde bu tetkikleri yaptırmaya dahi gerek duymadıkları durumlar da olabiliyor.
Kadın hastalıkları uzmanlık alanında bu durumla sıkça karşılaşıldığı ile ilgili birkaç yazı okudum. Kadınların regl döneminde çektikleri ağrıların hareket edemeyecek kadar şiddetli olması durumunda dahi hekimlerin ‘normaldir’, ‘evlenince geçer’ ya da ‘sen kafanda büyütüyorsun’ gibi cevaplar vererek hastaların mustarip olduğu ciddi hastalıkların teşhisinin gecikmesine sebep olduğu durumlar çok yaygın. ‘Adet döneminde normaldir’ denerek; şiddetli baş ağrılarının migren, şiddetli karın ağrılarının endometriozis (çikolata kistleri), yahut düzensiz kanamaların kanser belirtisi olduğunun üzerinden sıklıkla atlanıyor.
Teşhis savsaklamasını geçenlerde kendi yaşadığım bir olay ile somutlayabilirim. Birkaç ay önce, birdenbire karnımda müthiş bir sancı başladı. Değil hareket etmek, nefes almanın dahi zulüm gibi geldiği, kusturacak kadar şiddetli olan ağrı karnımın sağ tarafından yayılıyordu. Apandisit olabileceği endişesiyle apar topar hastaneye gittik. Acilde, yine hasta yoğunluğundan olacak ki, yeşil alandan sıra verildi. Ancak sıra beklerken neredeyse bayılma kıvamına gelince yanımdaki arkadaşın ağrının apandis bölgesinde olduğunu ve acil bir durum olabileceğini üzerine basa basa yinelemesinin neticesinde sarı alana alınabildim.
Ağrının şeklini ve şiddetini bu kadar betimlememin sebebi, muayene esnasında doktorun koyduğu teşhisin aceleci ve aleladeliğini daha iyi anlatmak istemem. Doktora şiddetli ağrım olduğunu söyledikten sonra bana ‘İdrarda yanma var mı?’ diye sordu. Bir hafta öncesinde sistit geçirdiğimi ancak ilaç kullandığımı ve şu an şikayetim olmadığını söylememe rağmen doktor idrar yolları iltihabım olduğunu söyleyip, idrar tahlili istedi ve hemşireye ağrı kesici yapmasını söyledi. Ağrı kesicim yapılırken doktora daha önce böbrek ağrısı çektiğimi, bu ağrının böbrek ağrısı olmadığını birkaç kez yineledim ancak tahlil sonuçlarına bakıp karar vereceğini söyledi.
Tahlil sonuçlarını göstermeye gittiğimde doktor, kağıda göz ucuyla bakarak reçete yazmaya koyuldu. Ben ise o esnada hala ne ağrısının nasıl olduğunu ayırt edebildiğimi, böbrek ağrısı çekmediğimi anlatmaya çalışıyordum fakat nafile, reçetem yazılmıştı bile. Durumu kabullenip iki büklüm hastaneden çıktım.
Sonrasında reçetemdeki antibiyotik ve ağrı kesicileri kullandım, bitti. Ancak ağrılarım bitmedi. Birkaç günde bir, aynı bölgede, ilki kadar kuvvetli olmayan ancak günlük hayatımı devam ettirmeme engel olan ağrılar çekmeye devam ettim. Azıcık olsun soğukta kalamıyor, uzun süre yürüyemiyor, ayakta dikilemiyor, kendime ne kadar dikkat etsem de ağrılardan tamamen kaçamıyordum.
Devlet hastanesinden randevu alacakken arkadaşlarımın ciddi bir şey olma kaygısıyla olabildiğince erken muayene olmam gerektiği konusundaki ısrarları sonucunda özel bir tıp merkezinin iç hastalıkları (dahiliye) bölümüne gittim. Dahiliye doktoruna önceki hastane deneyimimi ve o günden beri yaşadığım ağrıları anlattım ve muayene oldum. Muayene esnasında karnımda bir sertlik olduğunu hisseden doktor beni ultrasona yönlendirdi. Ultrasonda, karnımda 6-7 santimlik bir ‘şey’ görüldü. Bunun üzerine kadın hastalıkları doktoruna muayene için gönderildim ve portakaldan biraz daha büyükçe bir yumurtalık kistim olduğunu öğrendim. Birkaç gün içinde MR çektirdim, sonucumu aldım ve kesin teşhis için tekrar doktora gittim. Doktor, kistin iyi huylu olduğunu ancak patlama riski bulunduğunu bu yüzden en yakın zamanda ameliyat olmam gerektiğini söyledi ve ameliyat esnasında kistin yumurtalıktan ayrılmaması durumunda yumurtalığımın alınabileceğini de ekledi.
Ne idrar yolları iltihabıymış değil mi? Öldürmeyip süründüren ağrıları narkoz dindirecekmiş demek ki… Neyse ki araştırma sonucu devlet hastanesinde ameliyatı kapalı yapabilecek iyi bir cerrah bulduk ve neyse ki yumurtalığım alınmadı. Acil servisteki o ilk doktorun da kafasının dalgın olduğu kanısındayım; tam kist diyecekken aklı sistite gitmiş olabilir…
Ne doktorların mesleklerini insanca koşullarda icra edebildiği ne de hastaların doğru düzgün muayene olabildiği devlet hastaneleri yavaş yavaş birleştirilip devasa şehir hastaneleri haline getiriliyor. Şehir hastanelerinin ise mevcut durumu çok daha vahim bir hale getirdiği kuşkusuz.
Türk Tabipler Birliği’nin çalıştay raporuna göre sağlık çalışanları on milyonlarca lira harcanarak inşa edilecek şehir hastanelerinin masrafından dolayı ücretlerinin düşeceğinden ve kadro yetersizliğinden dolayı işsiz kalabileceklerinden kaygılı; öte yandan bu ödemeleri karşılayabilmek için hastadan alınacak katkı katılım paylarının artması, ‘şehir hastanesi fark ücreti’ uygulanması hatta bazı sağlık hizmetlerinin tümden ücretli hale gelmesi de kaçınılmaz görünüyor.
Mersin Şehir Hastanesi çalışanlarının bildirdiğine göre; hastanede dinlenme alanları oldukça kısıtlı, hastanede fiziksel açıdan birçok zorluk yaşanıyor; Adana Şehir Hastanesi’nde ise sağlık çalışanları maaşlarını alamıyorlar ve sekretarya yükleri çok fazla. Her iki hastanede de çalışanların mutsuz oldukları belirtiliyor.
Raporda, şehir hastanelerine ulaşımın zor olması özel hastanelere gidecek hasta sayısını arttırabilir de deniyor. Ancak bu çok iyi niyetli bir ihtimal; açlık sınırının altında yaşayan milyonlarca hasta için bu durum geçerli değil. Özel hastaneye gitme imkanı bulunmayan hastalar; şehir hastanelerinin kapasite, mesafe, yoğun ve yorgun hekimlerin kaliteli hizmet verememesi gibi sorunlarıyla baş başa bırakılacak. Halihazırda alınan katkı katılım paylarının zamlanması, bazı hizmetlerin tümden ücretli hale gelmesi, şehir hastanesi fark uygulamasının getirilmesi durumlarında bu hastanelerinin sağlık hizmetlerinden yararlanabilmek de pek çok hasta için mümkün olmayacak.
Devlet dilinde ‘paran yoksa öl’ demenin daha yalın bir hali yoktur herhalde.