Güney Amerika: Alternatif bir geleceğe doğru

Latin Amerika'da kıta çapında bir örgüt oluşturmak için 12 ülkenin devlet başkanları Bolivya'nın Cochabamba kentinde buluştu.

GÜNCEL
Pazartesi, 8 Ocak 2007 (19 yıl 9 ay önce)

Geçtiğimiz ay bir doğum ve bir ölümün rastlaşması Güney Amerika için gerçekten tüm dünya için bir geçişin işaretini verdi.


Bolivya maden işçileri: Latin Amerika için umut; isyan, devrim, sosyalizm...
Şili’nin eski diktatörü Augusto Pinochet’nin öldüğü sıralarda Güney Amerikan uluslarının liderleri Bolivya’nın Cochabamba kentinde Başkan Evo Morales’in ev sahipliği yaptığı, katılımcıların ve gündemin Pinochet ve döneminin antitezini oluşturan iki günlük bir zirve gerçekleştirdiler.

12 ülkenin devlet başkanları ve ileri gelenleri Cochabamba Bildirgesi ile Avrupa Birliği gibi kıta çapında bir örgüt oluşturma fikri üzerinde çalışma konusunda anlaştılar.

Bu bildirge Avrupalıların fetihlerinden 500 yıl sonra Güney Amerika’nın bölgesel entegrasyonuna giden bir sürece işaret eder. Venezuella’dan Arjantin’e kadar olan kıta parçası, imparatorluk ve terör mirasından alternatif bir geleceğin nasıl yaratılacağı örneğini şimdiden dünyaya sunar.

ABD bölgeye uzun bir süredir esas olarak iki yöntemle hükmediyordu: Şiddet ve ekonomik boğma. Genel olarak uluslararası ilişkilerin mafyaya benzerliği hiç de az değildir. Baba küçük bir dükkan sahibinin bile karşı gelmesini hazmedemez.

Daha önceki bağımsızlık girişimleri kısmen bölgesel birliğin oluşmaması nedeniyle bastırılmıştır. Birlik olmaksızın tehditler ancak birebir ele alınabilir (Orta Amerika onlarca yıldır süren ve özellikle 1980 ortalarında ABD’nin arka çıktığı terörün yarattığı korku ve yıkımdan maalesef henüz kurtulamamıştır).

ABD’ye göre gerçek düşman, her zaman, Kissinger’in Şili’de demokratik sosyalizmi tanımlamak için kullandığı ‘bulaşıcı örnek’ haline gelerek bir tehdit unsuruna dönüşen bağımsız ulusçuluk olmuştur.

11 Eylül 1973'te Pinochet kuvvetleri Şili Başkanlık Sarayı’na saldırdı. Demokratik yollarla seçilmiş başkan Salvador Allende sarayda görünüşe göre kendi elleriyle can verdi, çünkü Latin Amerika’nın en eski, en coşkulu demokrasisini harap eden saldırıya, işkence ve zorbalığa dayanan bir rejime teslim olmak istemiyordu.

Darbenin resmi ölüm rakamı 3 bin ikiyüz; gerçek rakamın bunun yaklaşık iki katı olduğu tahmin ediliyor. Darbeden 30 yıl sonra yapılan resmi bir soruşturma Pinochet rejimi sırasında yaklaşık 30 bin işkence vakası olduğunu saptamıştır. Cochabamba’daki liderlerin arasında Şili Devlet Başkanı Michelle Bachelet de var... Allende gibi o da bir sosyalist ve bir doktordur. Aynı zamanda eski bir sürgün ve bir siyasi tutukludur. Babası, hapiste işkence sonucu ölen bir generaldir.

Cochabamba’da Morales ve Venezüella devlet başkanı Hugo Chavez ortak bir girişimi, Bolivya’da bir gaz ayrıştırma projesini kutladılar. Bu tür ortaklıklar bölgenin küresel enerjide oynadığı rolü güçlendirir.

Venezüella halihazırda, OPEC’in, Ortadoğu dışında bilinen en zengin petrol kaynaklarına sahip tek Latin Amerikalı üyesi. Chavez, bir Petro-Amerika, Çin’in Asya’da hayata geçirmeye çalıştığı gibi entegre bir enerji sistemi oluşturmayı tasarlamaktadır.

Ekvador’un yeni başkanı Rafael Correa Brezilya’nın yağmur ormanlarından Ekvador’un Pasifik kıyısına kadar uzanacak bir kara ve nehir ticareti -Panama Kanalı’nın Güney Amerika’daki eşdeğeri- önermiştir.

Bir diğer umut verici gelişme, Telesur’un, Venezülla’da yeni bir Latin Amerikancı TV kanalının kurulması ve Batılı medya tekelini kırmak için çaba gösterilmesidir.

Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva, gerçekleşmesi zor da olsa, dost liderlere tarihsel farklılıkların üstesinden gelerek kıtayı birleştirme çağrısı yapmıştır.

Entegrasyon gerçek bağımsızlığın önkoşuludur. İspanya’nın, İngiltere’nin, Avrupa’nın diğer güçlerinin, ABD’nin sömürgeci tarihi ülkeleri birbirinden ayırmakla kalmamış ülkelerin içinde de az sayıda zengin bir elit tabaka ile geniş yoksul halk arasında keskin bir iç bölünmeye de yol açmıştır.

Son yıllardaki ekonomik denetimler aslında ABD Maliye Bakanlığı’nın bir şubesi gibi çalışan Uluslararası Para Fonu’ndan gelmiştir. Fakat Arjantin, Brezilya ve şimdi Bolivya IMF kısıtlamalarından kendilerini kurtarmışlardır.

Güney Amerika’daki yeni gelişmeler üzerine, ABD, politikasında bazı uyarlamalar yapmak zorunda kalmıştır. Şimdilerde ABD desteği alan hükümetler -Lula’nın Brezilyası gibi- geçmişte olsa, 1964'te ABD destekli darbe ile Brezilyalı Devlet Başkanı Joao Goulart’ın başına geldiği gibi, alaşağı edilmiş olurlardı.

Washington’un çizgisini sürdürebilmesi için bazı durumları ustalıkla idare etmesi gerekmektedir. Örneğin, Lula’nın Ekim’de yeniden seçildiğinde ilk icraatlarından birinin uçağa atlayıp Caracas’a giderek Chavez’in seçim kampanyasını desteklemesi. Ayrıca Lula, Venezüella’ya bir Brezilya projesi olan Orinoco Nehri üzerinde bir köprü yapımını üstlendi ve başka ortak girişimler hakkında görüş alışverişinde bulundu.

Tempo hızlanıyor. Ayrıca geçen ay Güney Amerika Ticaret Bloku olan Mercosur’un Brezilya’da toplanan, Lula’nın Mercosur Parlamentosu’nun açılışını yaptığı yarıyıl toplantısında Güney Amerika’nın birliği yolunda diyaloğu sürdürmesi -geçmişin kötü anılarından kurtulma yolunda- umut verici bir işarettir.


*Noam Chomsky tarafından kaleme alınan bu makale 6 Ocak 2007 tarihli International Herald Tribune gazetesinden Alınteri tarafından çevrilmiştir.

Noam Chomsky: Massachusetts Institute of Technology’de dilbilimi ve felsefe profesörlüğü yapmaktadır. Son kitabı “Başarısız Devletler: İktidarın Suistimali ve Demokrasinin Katli”dir.