Çarşamba, 10 Ocak 2007 (19 yıl 9 ay önce)
İnsan yaşamını kolaylaştıran onca gelişmeye rağmen, yaşam koşullarının kötüleşmesi ne garip bir çelişki değil mi? Bu çelişkiyi ortaya çıkartan ve her geçen gün derinleştiren bir toplumsal ilişkiler sistemi var çünkü. Kar ve egemenliğe dayalı bir sistem…
Dünyanın her yerinde, kendini yeniden yeniden üreten bu sistem, insana dair her şeyi bir hallaç pamuğu gibi söküp atabildiği oranda nefes alıyor.
Zenginlik arttıkça genişleyen yoksulluk. Yoksulluk genişledikçe artan zenginlik. Bu çelişkinin bağrında yaşanan savaşlar. İnsanlık dramı açlık kareleri, iç çatışmalar. Büyüyen işsizlik. İş bulabilenlere dayatılan kölelik koşulları. Çalışma saatlerinin uzatılması, düşük ücretler. Emekliliği imkansızlığa iten uygulamalar. Emekçileri geleceksizleştiren eğitimsizlik, sağlıksızlık…
Her yönüyle emekçilerin yaşamını yıkıma uğratan ekonomik ve sosyal çöküntü… Bunun siyasal zor ve devlet terörü ile paralel ilerlemesi… Yaratılan toplumsal paranoya ile birlikte, AB ülkelerinde “kamuoyuna açık mesaj vererek toplumu tahrik” ‘terör’ olarak tanımlanır oldu. Egemenliğin korunması savaşımında toplumsal kontrol başa yazıldı. Bunların bir parçası olan ve bunlarla birleşik ilerleyen yeni göçmenlik yasaları ise cabası. Yoksullaşma, yozlaşma, çürüme, estirilen devlet terörü bunların hepsinde “kara kafalılar” günah keçisi ilan edildiler. 2006 bunların her birinde vites büyütülen bir yıl oldu.
Değişim
Üretim organizasyonlarındaki değişim, neo liberal yeniden yapılandırma ile artan emperyalist saldırganlık, kendine karşıt ve muhalif tüm güçleri çözerek ilerliyor. Bu daha fazla kar ve sermaye birikiminin en üstteki tekellerde toplanmasını içerdiği gibi, işçi ve emekçilerin saldırganlık karşısında bir arada hareket etmesinin zeminlerini de dinamitliyor.

Teknolojik gelişim kullanılarak mekansal farklılıklar üzerinden üretimin parçalara bölünmesi, herkesin kendisi ile baş başa kaldığı yalnızlık duygusunun kemirdiği çaresiz benlikler yaratma hedefi ile iç içe ilerliyor.
Sınır tanımayan sermaye, tüm dünyayı bir fabrikaya çevirmeye çalışırken, buna ayak uydurmayan tüm kesimleri, coğrafyaları ve dinamikleri yeniden şekillendirmenin araç ve biçimlerini harekete geçiriyor. Bu, kimi yerlerde bir savaş olarak çıkıyor karşımıza. Kimi yerlerde emperyalist ittifakların yaptırım ve kararları… Tek tek ülkelerde yasalarla da güvence altına alınan ekonomik, siyasal, sosyal yıkım uygulamaları olarak yaşanıyor.
Sürtünme noktaları
Derinleşen toplumsal çelişkiler, yoksulluk ve özgürlük yoksunluğu çürümeyi, çözülmeyi beraberinde getiriyor. Fakat bu sistem açısından sürtünmesiz bir süreç olarak çıkmıyor karşımıza. Sistem dışı arayışlar, karşı duruşlar, eylemli tepkiler, direniş biçimleri yer yer belli bir istikrar kazanarak da tırmanma eğilimi taşıyor.
İşte
Latin Amerika’da yaşananlar. On yıllarca ‘arka bahçe’ olarak kullanılmanın, iç savaşların, darbelerin kıskacında yaşayan halkların sosyal liberal-halkçı dinamikleri sahiplenişi. Anti ABD’ci zeminde oluşan Latin ekseninde, bunun yetmeyeceğinin daha fazla dillendirilmeye başlanması ve hız kazanan yeni bir toplumsal sistem arayışları.
Ortadoğu’da işgal karşıtı hareketin genişleyip, emperyalist askeri güçlerini daha fazla vurmaya başlaması karşısında yaşanan yenilgi ruh hali.

Bu ruh halinin tersine çevrilmesi ekseninde girişilen yeni strateji arayışları, yaşadıkları çıkmazı ele veriyor. Tüm teknolojik güç, olanak ve sergiledikleri oyunlara karşın, halkların tarihi öfke birikiminin etkisiyle de aldıkları yenilgi, işgalcilerin imajını çizdirdi! Şimdi bundan kurtulmanın yollarını araya dursunlar…
AB ülkeleri, hem emperyalist rekabet çatışmasında konum güçlendirmek, hem de kendi alanlarını genişletmek için emekçilerin sosyal-siyasal haklarını budama harekatında atak yaptı. Bu atak en belirgin biçimiyle yanıtını
Fransa’da okullardan başlayıp sokaklara, oradan işçi-öğrenci dayanışması ile bir ay süren bir eylem sürecine dönüştü. Üç milyon insanın sokağa çıkmasıyla
CPE saldırısı geri püskürtüldü.
Bu eylemler, kıta Avrupası başta olmak üzere uluslararası alanda kazanmanın yolunu gösteren esinleyici bir hareket oldu. Almanya, Belçika, Yunanistan, İtalya gibi ülkelerde, emeğin kazanımlarına dönük geliştirilen saldırılar karşısında eylemli tepkiler, birbirini tetikleyen biçimlerde yaşandı. Fabrika işgalleri, sokak gösterileri tepkisizliğin sınırlarını zorlayan militan biçimler olarak Avrupa sokaklarında yeniden mayalanmaya başladı. Belçika
VW fabrika işgali ve Almanya’da polisin saldırılarını göze alan
öğrenci eylemleri bunlardan öne çıkanlar oldu.
Yerimiz emeğin yanıdır
Bu hareketlenmeler içerisinde göçmen emekçiler, özelde de Türkiyeliler, yeteri düzeyde yer almadılar. Fakat artık, sınırları zorlayan, bulunduğumuz topraklarda yaşamın kıyısında durmayı bile zora sokan saldırılar karşısında sinik, tepkisiz, her şeyi kabullenen konumda olmaktan çıkmak zorundayız.
Sadaka değil insanca yaşam koşulları, iş, eşit ve parasız eğitim, sağlık istiyorsak; tepki vermeyi, kazanımlara sahip çıkmayı, yeni bir toplumsal sistem arayışına güç katmayı başarmak durumundayız.
Yoksa kıyıya, daha fazla kıyıya itilmekten ve günü geldiğinde uçuruma yuvarlanmaktan kurtulamayız!
Yaşanacak Dünya,
Sayı: 30, Ocak 2006