“Bilinir ne usta olduğum içlenmek zanaatında / Canımla besliyorum şu hüznün kuşlarını”.
Türk şiirinin kendi deyimiyle ‘nişancı’ şairi Cemal Süreya’nın 17. ölüm yıldönümü bugün. “Biliyorsun ben hangi şehirdeysem / Yalnızlığın başkenti orası” der Süreya. Başkentin kuşlarını canıyla besleyen şair, kendine ömür olarak seçtiği yedi kırlangıcın hayatını tamamlayamadan ayrıldı aramızdan:
“Lokman şair senin hayatın / Yedi kırlangıcın hayatı kadar /Altısını ardı ardına yaşadın / Bir kırlangıcın daha var.”
Kendisine uzun ömür vaat edilince ortalama ömrü 80 yıl diye yedi kartalın ömrünü seçen Lokman Hekim’i örnek alarak, ortalama ömrü dokuz yıl olan kırlangıcın ömrünü seçmişti Cemal Süreya da.
Oysa “Hayat kısa, / Kuşlar uçuyor”. Şair, yedi kırlangıç ömrünü tamamlayamadan, dört yıl alacaklı olarak ayrıldı aramızdan. Ama “Üstü Kalsın” demişti:
“Ölüyorum tanrım / Bu da oldu işte / Her ölüm erken ölümdür / Biliyorum tanrım./ Ama, ayrıca aldığın şu hayat, / Fena değildir.. / Üstü kalsın..”
1966 yılında kendisiyle yapılan bir söyleşide “Sanat hayatınızı özetler misiniz?” sorusuna kısacık bir yanıt verir Süreya: “1931 yılında doğdum. Annem çok küçükken öldü. 1948’de Dostoyevski’yi okudum. O gün bugün huzurum yoktur.”
***
Mülkiyeli bir şair olan Cemal Süreya, 7 Şubat 1975’te Darphane ve Damga Matbaası Müdürü oldu. Bir yıl sekiz ay görev yaptığı Darphane’den “altın tozu bulaşmış olabilir diye paçalarını silkerek” ayrıldı. Dönemin Maliye Bakanı Yılmaz Ergenekon’la çatışmıştı. Süreya, günlüklerini kaleme aldığı “Günler”de şöyle anlatır o dönemi:
“Darphane’de çok yeni olduğum bir dönemde eski Başbakan Suat Hayri Ürgüplü’nün kardeşi gelmişti, Münir Hayri Ürgüplü. Kendisi de eski milletvekili. Cebinden kiloluk bir altın külçe çıkararak masamın üstüne koydu. Bunu Darphane’de bastırmak, sikke altına dönüştürmek mümkün müydü? (…) Hayır, mümkün değildi; Darphane altın basımı işini yalnız sarrafların getirdiği külçelerle yapıyordu. Bu yüzden Ürgüplü’nün külçesini bir sarrafa götürmesi, sarrafın da onu Darphane’ye kendi altını gibi getirmesi gerekmekteydi; tabii, külçe sahibi sarrafa aracılık hizmeti için bir komisyon ödeyecekti. Ama benim aklım karışmıştı.”
Cemal Süreya, “sarraflara tam ve acımasız bir tekel durumu kazandırdığını” düşündüğü bu durumun yasal dayanaklarını araştırmaya başlar. Darphane’de altın bastırma hakkından yalnızca İstanbul’da işyeri olup Sarraflar Derneği’ne kayıtlı 23 kişi yararlanabilmektedir. Konuyla ilgili herhangi bir tüzük, bir yönetmelik, karar ya da emir bulamaz.
Araştırmalarına devam edince, altın piyasasının işleyişindeki çarpıklığı fark eder. Türkiye’de altın üretimi yok denecek kadar az olmasına karşın, yurtdışından Türkiye’ye akan altın yılda 70 tondur. Darphane’nin altın basma gücü ise yalnızca 15 ton. Yani piyasadaki altının büyük kısmı kaçaktır. Basılan 15 ton altın üzerinde de küçük bir grubun haksız kazancı vardır.
Cemal Süreya vergi kaçakçılığına neden olan bu durumun düzeltilmesi için Maliye Bakanlığı’na bir yazı yazar; çözüm önerilerinde bulunur. Durumu öğrenen kimi sarraflar Cemal Süreya’yı hedef tahtasına yerleştirdikleri gibi, partiye külliyetli miktarda yardım yaparak durumlarını sağlama almaya çalışır.
Çok sıkışık durumda olan Cemal Süreya, Maliye Bakanlığı’na konuyla ilgili ikinci bir yazı, bir eleştiri yazısı yazar. Yanıt olarak Maliye Bakanı Yılmaz Ergenekon’un kendisi gelir. Sonrasını Cemal Süreya’nın kaleminden okumayı sürdürelim:
“Bakan, Darphane’ye gazap içinde girdi. Boyuna bağırıyordu: “Kapalı yerleri görmek istiyorum!” Maliye Bakanı için kapalı yer mi olur? Her yer gösterildi. Emekçiler, işi şakaya vurarak, en küçük çekmecelerin gözlerini bile dışarı çekmişlerdi. (…) Ertesi gün Arşiv de gezildi.”
Darphane’ye bir kusur bulamaz Bakan. Ama Cemal Süreya yine de görevden alınacağını anlar; ayrılmak üzere olan Yılmaz Ergenekon’a herkesin duyabileceği şekilde şöyle seslenir:
“Beyefendi, bir kapalı yer daha vardı, ama size onu gösteremeyiz.” Bakan şaşırır, bir an ne yapacağına karar veremez. Hemen ardından ekler Cemal Süreya:
“O da bizim gönlümüz…”
Süreya, görevden alınır ve iki gün sonra Maliye Bakanı’ndan şöyle başlayan bir yazı gelir:
“Darphane’yi gezdim, pis buldum.”
Cemal Süreya da bu yazıya verdiği yanıtın ilk maddesine şunu yazar:
“Evet o gün Darphane gerçekten pisti. Ama tarihinde ilk kez olarak ve bir iki saat.”
Türk şiirinin C vitamini Cemal Süreya, müdürlüğü döneminde gerek işçi sınıfına bakışı, gerekse tutum ve davranışlarıyla Darphane çalışanları arasında efsane haline gelir. Yıllar sonra Darphane tarihinde yapılan ilk greve destek vermek üzere emekçiler tarafından davet edilen Süreya, onların bu dileğini geri çevirmez.
“Alın terine altın tozu bulaştırmadan, Darphane’den paçalarını silkerek” çıkan ve yirmi dokuzuncu evinde kiracı olarak ölen Cemal Süreya’nın onurlu tavrından çıkarılacak ne çok ders var: Ama işine gelip de anlayana!
17 yıldır “bir gölün dibinde derin uykuda” olan usta şaire selam olsun!
Bilge Karaçam
Gerçek Gündem