Tiyatrolarımız 1 YTL

Kadir Topbaş, hizmet aşkını kaldırım taşlarının ardından tiyatroda da gösterdi.

Salı, 16 Ocak 2007 (19 yıl 9 ay önce)

Tiyatro kapılarının İstanbullulara ardına kadar açıldığı bir iki ay geçirdik. Hizmetperver Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ın amme hizmetleri kapsamında evlerimiz lalelenmiş, caddelerimiz kavşaklanmış ve şimdi de sayın seyirciler sıra tiyatro sevgisiyle aşılanmaya gelmişti. Bilboard afişleri, üst geçit pankartlarına bakılırsa “Şimdi tiyatro zamanı”ydı.

Şehir tiyatrolarında bilet fiyatları sırf bizler izleyelim, kültürlenelim, tiyatroları sevelim diye 1 YTL'ye indirilmişti. Bilet fiyatlarındaki bu indirim özel tiyatroların hiç hoşuna gitmese, birbiri ardına protesto metinleri yayınlasalarda bizim çok hoşumuza gitti ve bu fırsatı kaçırmadık. Böylece daha önce hiç tiyatro görmediği halde kendi yaşam düşlerini tiyatroyla da anlatmaya başlayan işçi arkadaşlarımız hayatlarında ilk defa tiyatroya gittiler. Sırf bu yüzden K. Topbaş beyefendiye minnettar kaldık. Hem işçi ve emekçilerin dışında salonlarda yapılır hale gelen tiyatroyla, sınırlı da olsa bir buluşma, karşılıklı etkileşim yarattığı için hem de istendiğinde yapılabilecek olanı gösterip bir hak talebi olarak “tiyatro sanatı satılamaz” düşüncesinin gerçekliğini ispatladığı için. Lakin allanıp pullanıp güzellik diye sunulan her hizmetin arkasından gelen şamarların tadını da iyi bildiğimizden bugün 1 YTL'ye açılan tiyatro kapılarının karşı konulmazsa eğer yüzümüze şırak diye kapatılmak istendiğinin bilincinde olarak girdik tiyatro kapılarından.

Kimimiz için ilk defa katıldığımız bir yenilik, kimimiz için yaşamdaki adımlarının hatırda kalan imleri, kimimiz için sıkı bir tiyatroseverliğin ödülü olan tiyatronun içinden geçerek geldiği süreçlere tanıklık... Geç kalma telaşını yaşayarak son anda yetiştiğim Harbiye'deki Muhsin Ertuğrul sahnesinden içeriye kimse bilet sormadığı için elimi kolumu sallayarak girmenin mutluluğunu yaşadım. “Keşke hep böyle olsa, olmalı” diyerek oturdum yerime. İzleyeceğimiz oyun Adalet Ağaoğlu'nun 1970'lerde yazdığı bir üçlemenin ikinci parçası olarak sahneye aktarılan tek perdelik bir oyun “Kozalar”. Üç kadın oyuncunun rol aldığı oyun Nazan Öncel'in yalnızlığı anlatsada garip bir şekilde insanı neşelendiren bir parçasıyla başladı ve İstanbul'un günlük yaşam devinimi yansıdı perdeye. Sahnedeki oyuncu günlük ev işlerini yaparken televizyonu açmıştı çünkü. İstanbul'un kalabalığının içinde süslü giyimleri ve hiçbir şeye aldırış etmeyen hoppa yürüyüşleriyle iki kadın dikkatimizi çekti hemen. Umarsız neşeleriyle nereye gidiyor bunlar diye için için meraklanırken çaldıkları evin ziliyle ister istemez gülümsedik. Bize gelmişlerdi. “Hoşgeldiniz” deyip içeriye davet ettik. Oyun şimdi başlıyordu.

Tek perdelik ama görüntü ve ışık uygulamalarıyla kendi içinde geçişlilik izlenimi yaratan, oyuncuların performansıyla da bir saat boyunca hareketliliği yakalayan bir oyundu. Üç orta sınıf kadının günlük yaşam konuşmalarından çıkışını alsa da perdeye yansıyan görüntüler, ikide bir çalan kapıyla toplumsal eşitsizliklere ve bugüne uyarlanmış biçimiyle emperyalist egemenlik savaşlarının yarattığı çatışmalar içinde bir toplum ve dünya gerçekliğine uzanıyor. Bu gerçeklikten kaçmak için sahip oldukları steril, zengin, gösterişli orta sınıf yaşamlarına sıkı sıkıya tutunarak (tahvil dolu çanta, kürk, eşsiz kristaller...) korunmaya çalışan kadınlar kendilerine içinden çıkamayacakları korku ağları örmekte ve tüm çıkış yollarını kapatmaktadır. Oyun biterken korkularıyla ördükleri ağdan çıkamayan kadınlar bu kez bir başka boyuttan perdeye yansıtılan görüntüleriyle son kez sesleniyorlardı izleyiciye “Keşke bulabilseydik bir delik, çıkabilseydik, kapatmasaydık” diye...

'70'li yılların soldan esen rüzgarlarının yarattığı eleştirel bir oyunu piyasa ilişkilerinin tek hakim kılınmaya çalışıldığı bugünün koşullarında şehir tiyatrosu emekçilerinin sahnelemesiyle izlemek güzeldi.

Bugün kısa vadeli politik hesapların da yaratıcılığıyla düzenlenen indirimli tiyatro kampanyası görünen o ki sosyal olan her şeyin tasfiyesi programıyla örtüşen daha büyük bir planın adımcıklarından biri olarak zemini düzleyecek bir işleve de sahip. Çok da uzak olmayan bir zaman dilimi içersinde biliyoruz ki tıpkı satışa çıkan, özelleştirilen fabrika, hastane ve okullar gibi tiyatrolar da satışa çıkacak. Son bir kaç yıldır yaşadıklarına

DUYURU
Mustafa Kemal Mahallesi Kültür Sanat Derneği'nde her çarşamba günü 19:00 - 21:00 saatleri arasında gitar kursu veriliyor.

Adres: Mustafa Kemal Mahallesi 3001 Caddesi 3116 Sokak No:3 Daire:3 Ümraniye
anlam veremeyen özeliyle, ödeneklisiyle tiyatro toplulukları değişen piyasa koşullarının dayatmasıyla daha çok kısır çekişmelere sürüklendiler. Oysa böyle giderse çok yakında tiyatro yapmanın koşulları tamamen ortadan kalkacak. “Keşke” dememek için her şeyden önce piyasadaki üretim ilişkilerinin, paranın egemenliğinin dışından hayatı ve tiyatroyu yeniden üretmenin kanalları ona en çok ihtiyaç duyanlar tarafından hep birlikte yeniden açılmalı.

Sanat parayla satılamaz!