Perşembe, 18 Ocak 2007 (19 yıl 9 ay önce)
Çanakkale Orman Bölge Müdürlüğü'ne vekâleten atanan Mustafa Demirel, kendisine bağlı şube müdürleriyle yaptığı toplantıda "Komünist bıldırcınları temizlemeye geldim" dedi. Konuyla ilgili Ensar İlyasoğlu'nun Çanakkale Olay gazetesindeki köşesi için kaleme aldığı yazıyı aktarıyoruz:
KOMÜNİST BILDIRCINLAR
Önce soğukkanlı olmalıyız. Kapımıza dayanmış olan bu “büyük tehlike” ile ilgili verileri toplayıp,masaya yatırmalı ve el birliği ile çözümler üretmeliyiz. Bana sorarsanız, il düzeyinde seferberlik ilan etmeli, komşu illerden yardım istenmeli ve hatta gerekirse, Ankara’nın olanakları devreye sokulmalıdır. Yoksa, bu “büyük tehlike” ile başa çıkamayız.
Bazı vatandaşlarımız ve bir kısım yerel medya mensupları; konunun “ehemmiyetine” vakıf olamayabilirler. Hatta bazıları gaflet uykusundan uyanmamış da olabilirler. Bu hafife alıcı tutumlar “tehlike çanlarının” çalmasına engel olmamalıdır.
Allah’tan bazı önemli şahsiyetler, tehlikeye dikkat çekti de, geç kalmaktan kurtulma şansını yakaladık.
Gelelim meselenin özüne; yani tehlikenin ne olduğuna… Efendim, meğer biz fani işlere dalmışken, güzelim Çanakkale’yi “komünist bıldırcınlar” istila etmiş. Yani durum fark edilmese, biraz geç kalınsa; nelerin olabileceğini, başımıza ne felaketlerin gelebileceğini kestiremiyorum. Endişeden tüylerim diken diken oluyor. Bizi erken uyaran “muhterem büyüklerimize” ne kadar teşekkür etsek azdır.
Şimdi efendim, “komünist bıldırcın” deyip geçmeyelim… lütfen tehlikeyi küçümsemeyelim.
Endişelerimin nedenini anlatınca, sizlerde bana hak vereceksiniz.
Bence “komünist bıldırcınlar”, geçen yıl yaşanan kuş gribinden daha büyük bir tehdit oluşturmaktadır.
Neden, derseniz; bu “bıldırcınlar” soğuk savaş yılarının deneyimi ile donanımlı olmalarının yanı sıra, propaganda-ajitasyon ve örgütleme konularında da yetenekli, daha doğrusu son derece tehlikelidirler.
Eğer önlem alınmazsa; “tek kutuplu dünya”, “küreselleşme” ve hatta “büyük Ortadoğu projesi” hayallerine veda edebiliriz. Onun için çok dikkatli olmalıyız.
Bu “komünist bıldırcınlar”, “müesses nizamı” cebren ve hile ile değiştirmeğe teşebbüs edebilirler. Ve hatta; Bir sosyal sınıfın, diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü tesis etmek amacı ile cemiyetler kurabilirler.
Stratejik ortağımız, ebedi dostumuz ABD’nin ülkemizdeki ve bölgemizdeki çıkarlarını tehlikeye sokabilirler.
Sakın, abartı sanmayın; bunlar, bu “komünist bıldırcınlar”, memleketin huzur ve refahını kıskanırlar, kargaşa yaratmayı severler; özelleştirme gibi, madenlerin talan edilmesi gibi, (hatta bunlar Kaz Dağları’nda altın aranmasına da karşı çıkarlar) IMF dayatmaları, sağlık-eğitim sorunları vs. gibi konuları dillendirerek vatandaşın kafasını karıştırabilirler.
Onun için uyanık olmalıyız. Tehlike, sanılandan daha büyüktür. Peki bu “komünist bıldırcın” tehdidi karşısında ne yapmalıyız, hangi önlemleri almalıyız?
Öncelikle tüm şehirde, bir seferberlik havası yaratılmalıdır. Vatandaşın “uyanıklığını” arttırmak için; sokaklara uyarıcı afişler asılmalı, konferanslar ve akla gelebilecek bilumum uyarıcı çalışmalar yapılmalıdır.
Belediye her gün anonslar yapmalıdır.
“Bıldırcınlar” başta yuvaları olmak üzere, gittikleri her yerde ve tam gün kameralarla gözetlenmelidirler.
Hatta, malum bıldırcınların yedi sülalesi (sahi bıldırcınların yedi sülalesi var mıydı?) işaretlenmeli, fişlenmelidir.
Ancak tüm bu çabalar “komünist bıldırcınları” etkisizleştirmeğe yetmezse, bu kez; “Bıldırcınlar Moskova’ya” kampanyaları açılmalı.
Yo, hayır; “Bıldırcınlar Moskova’ya” olmaz. O, soğuk savaş döneminin sloganıydı. Ayrıca, şimdi; Moskova kapitalist üçkağıtçıların eline geçtiğinden, bundan vazgeçelim.
En iyisi “komünist bıldırcınları” bloke ederek, mülteci kılığına sokup, köhne bir gemi ile, Ege’den Yunanistan’a sokmak. Böylece bir taşla iki kuş vurmuş olacağız, bize AB sürecinde engel çıkaran Yunanistan’ın başını belaya sokmuş olacağız.
Tüm bu önlemlere rağmen ve hala, il sınırları içerisinde “komünist bıldırcın” kaldıysa, o zaman; ödüllü “av” başlatmalıyız.
“Bıldırcın” getirene, belediye bir yıl su verir. Daha başka ödüller de olabilir.
Yalnız bu “av” işi biraz tehlikelidir. Çünkü, vatandaş bu “Bıldırcınları” dayanamayıp yemek isteyebilir. İşte bundan kesinlikle kaçınılmalıdır.
Atalarımız “her kuşun eti yenmez” demişler. Hele bu kuşlar; “komünist bıldırcın” ise, insanın midesine öyle oturur ki, yiyen bir daha iflah olmaz.
Benden söylemesi!...