Cumartesi, 20 Ocak 2007 (19 yıl 9 ay önce)
Ali Kemal'e vatan haini dememiştim
DÜN Hrant Dink’in öldürüldüğü haberini aldığımda, dünyanın önde gelen medya yöneticileriyle yemekteydim.
Haber yemek salonuna bomba gibi düştü.
Biz dünya medyasını yöneten bu insanlara yepyeni bir Türkiye portresi anlatmaya çalışırken, pespaye bir katil, bu ülkenin kıymetli bir evladını şehrin orta yerinde kalleşçe katlediyordu.
Bu haberi öğrendiğimde nedense aklıma Trabzon’da rahibin öldürülmesi geldi.
Toplum olarak o rahibin öldürülmesine karşı duyarsızlığımız beni kahretmişti.
Bir din adamı öldürülüyor ve bunu sanki adi, sıradan bir cinayet gibi karşılıyoruz.
Rahibin cenazesi İstanbul’a getirilirken, Trabzon’un ne valisi, ne belediye başkanı ilgileniyor.
Olayı "meczup bir gencin tek başına yediği halt" seviyesine indirip bıraktık.
Bu insanların eline silahı veren iklimi kimlerin yarattığını hiç düşünmedik.
* * *
Hayatım boyunca kimse için "vatan haini" ifadesini kullanmadım.
Ali Kemal’e bile vatan haini demedim.
Bu kelimeyi ilk defa bir katil için kullanıyorum.
Evet bunu yapan, gerçek bir vatan hainidir.
Türkiye’nin, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve onun bütün vatandaşlarının düşmanıdır.
Bu adamı "Provokatör" olarak nitelemek bile yanlış.
"Provokasyon", bu olayın vahametini küçültmektir.
* * *
Bana göre bu olayla ilgili en çarpıcı ve düşündürücü değerlendirmeyi ANAVATAN Genel Başkanı Erkan Mumcu yaptı.
"Bu olay Ermeni soykırımı konusunda hepimizi suçluluk kompleksine sokacaktır" dedi.
Çok doğru.
Bu cinayet, sözde soykırım iddiaları konusunda büyük bir fikri taarruza hazırlanan Türkiye’nin savunma gücüne vurulmuş çok büyük bir darbedir.
Bu cinayet, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en vahim suikastlarından biridir.
Abdi İpekçi, Uğur Mumcu, Çetin Emeç cinayetlerinden daha büyük uluslararası yankı yaratacaktır.
Türkiye uzun yıllar bu lekeyi temizlemeye uğraşacaktır.
O nedenle hepimiz, bu cinayetin son halkasına kadar çözülmesi için takipçilik görevini yapmalıyız.
Bu olayın "meczup bir gencin" işi olduğu iddia edilirse, asla inanmayalım.
Evet bu defa inanmayalım.
O adamın eline silahı veren kim, onu bulup yakasına yapışalım.
Ama her şeyden önce, ülkemizde insanları böyle pespaye katiller haline getiren sosyal ve siyasi iklimi kim, kimler yaratıyor ona bakalım.
* * *
Yıllardan beri şunu yazıyorum:
Toplumun "makul üyeleri" sindirilmiştir.
Meydan azgın azınlıkların tahakkümüne kalmıştır.
Demokrasilerin başına gelebilecek en büyük tehlike budur.
Azgın azınlık şövalyeleri cirit atmaya başladığı zaman, toplumların ruh sağlığı bozulur.
Bizim toplumumuzun ruh sağlığı da bozulmuştur.
* * *
Hrant Dink makul bir Ermeni’ydi.
Ve cesurdu.
Cesaretini sadece Türkiye’nin azgın ırkçılarına karşı değil, asıl Ermeni diasporasının azgın ırkçılarına karşı ispatlamıştı.
Emin olun, bu cinayetin iki sevineni olacaktır.
Irkçı Türkler ile ırkçı Ermeniler.
Geriye kalan herkes, bugünden itibaren derin bir yasa girmelidir.
Ertuğrul Özkök, Hürriyet 20.01.2007
Güvercini vurdular
BİR an bilmediğim, sadece uzaktan tanık olduğum bir yaşam geçti gözlerimin önünden:
Malatya’da doğmuş, o sokaklarda henüz oynamaya vakit bulamadan yetimhanede büyümüş...
Kendisi gibi yetimhaneden bir kızla evlenmiş...
Urfa’da hakkında üç yıldan beri davalar süren...
İstanbul’da yargılanıp altı aya mahkûm olmuş bir gazeteci.
Son yazısında taciz ve tehditlerin artık ailesine, hatta yakınlarına kadar ulaştığını söyleyip kendini "
ürkek güvercine" benzeten bir yaralı insan...
Dün vuruldu...
*
Şimdi o ebedi bilirkişi-yorumcu (!) koca çeneli adam, televizyonlara çıkacak ve bunun "
provokasyon" olduğunu anlatacak.
Öbürleri "
dış mihrak", "
yabancı parmağı", "
tahrik" diyeceklerdir, yine koca çeneleriyle.
Benim ise kafamın içinde yanıtını vermekten korktuğum kendi sorularım var:
Tüm bu süreç, bir tetikçinin işi miydi?..
Peki:
Bu cinayetten sonra... Bir tek Ermeni vatandaşımıza yapılan bunca eziyetten sonra... Bizler dünya kamuoyunun önüne çıkıp "Ermeni soykırımı doğru değildir" diyerek nasıl kendimizi savunacağız?..
Son zamanlarda dozu iyice artmış toplumsal histeriye, akıl almaz çıldırışlara, el ele verip yarattığımız sevgisizliğe ve merhametsizliğe, insani değerlerin bir bir yok oluşuna bakıp yukarıdaki sorunun yanıtlarını nasıl vereceğiz?..
Nasıl?..
*
Hrant Dink’in son yazısında bir paragraf var:
"Güvercinler dahi kentlerin en içlerindeki kalabalıklarda yaşamlarını sürdürüyorlar. Ürkek, ama bir o kadar da özgür..."
Bu satırlar canımı yaktı.
Bu duyguları taşıyan ve kentin meydanlarındaki ürkek güvercinlerin dahi özgürlüğünü özleyen bir gazeteci-yazar dün vuruldu.
"
Katil kim?" sorusu çok önemli değil.
Bizler bu ülkeyi bu hale getirdik.
"
Asil duygularımız" yüzümüzün karası oluverdi.
Durmadan suç işliyoruz.
Dün yine kötü bir şey oldu.
Güvercini vurdular...
Bekir COŞKUN Hürriyet 20.01. 2007
Türkiye'nin kaybı
Türkiye'yi karıştırıp istikrarsızlığa sürüklemek isteyenlerin ilk tercihi 'siyasî suikastlar' oluyor; her önemli dönüm noktasında çok sayıda aydınımızı 'siyasî suikastlara' kurban verdik. Dün, sıra, Hrant Dink'teymiş…
İstikrarsızlaştırma amaçlı suikast planlayıcıları işlerini iyi biliyorlar. Her türlü istihbarat ve kimlik bilgisinin yüklendiği bir bilgisayara, “Ortamı karıştırmak için en uygun hedef kim olabilir?” diye sorulsa, elde edilecek birkaç isimlik listede Hrant Dink mutlaka yer alırdı. Bir gazeteciydi Hrant, bir azınlık cemaati üyesiydi; ama 'Ermeni ve gazeteci' kimliğinin çok ötesinde bir öneme sahipti. Bir 'Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı' olarak, Türkiye'nin demokratikleşmesi, özgürleşmesi, önündeki engellerin kaldırılması için çaba sarf ediyordu. Onu namlularına hedef yapanlar, vücudunu ortadan kaldırmakla kalmadılar yalnızca, katkıda bulunduğu demokratikleşme sürecini zedelemeyi de amaçladılar.
Yaklaşık bir yıl önce Trabzon'da bir rahip öldürüldü; daha sonra Danıştay'a bir baskın düzenlendi ve yargıçların üzerine kurşun boşaltıldı. Hrant Dink'e karşı düzenlenen suikast önceki eylemlerin bir devamına benziyor.
Ateş düştüğü yeri yakar; Hrant Dink'in ölümü, en yakınlarından başlayarak derece derece hepimiz üzerinde yakıcı bir etkiye sahip. Sık sık görüşüp konuşmasam bile, ülkem ve şahsım adına varlığını zenginlik kabul ettiğim bir dostumdu Hrant; bu sebeple de üzüntüm büyük.
Hrant Dink'in azınlık cemaati mensubu bir gazeteci olarak başına gelenlere bakarak suikastı anlamaya çalışmak pek akıllıca bir yöntem değil. Son yıllarda ismini ön plana çıkartan bir dizi yasal kovuşturmaya ve cezalara muhatap olmuştu Hrant Dink; kendisinden rahatsız olanlar, rahatsızlıklarını eyleme dönüştürenler de herhalde vardı… “Türklüğü aşağılamak” ithamına mâruz bırakılıp yargılanması ile suikastı arasında irtibat kurulabilir; nitekim böyle irtibatlar kuranlar ve suikastın arkasında 'milliyetçi tırmanış' arayanlar var.
Sanki bu suikast bizi böyle bir düşünceye sevk etmek için işlenmişe benziyor. Suikastı işleyen(ler)in taşıdığı kimlik o düşünceyi akla düşürse bile, daha geniş bir pencereden bakarak sebebi aramakta yarar ar.
Suikastın hedefinin Türkiye olduğunu düşünebiliriz; suikastı planlayanlar, Türkiye'nin istikrarını bozmayı, daha parlak olacağını herkesin şimdiden gördüğü geleceğini karartmayı amaçlamış gibiler. Demokrasinin kanallarının açılması yolunda adımlar atılıyor bugün Türkiye'de, sözü dinlenir bölgesel bir güç haline dönüşüyor ülkemiz… Suikastın ilk elde uyandırdığı hisler bile, Türkiye'nin, bu olumlu gidişin önünün her an kesilebileceği bir kırılganlığa sahip olduğuna işaret ediyor… Ne yazık ki öyle…
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın hükümet adına yaptığı ilk açıklama siyasî iradenin olaya doğru teşhis koyduğunu gösteriyor. Rahip cinayeti ve Danıştay baskınında olduğu gibi, Hrant Dink suikastı da en fazla hükümeti zora sokuyor zaten.
Hrant Dink'in kaybı hepimizin kaybıdır, en fazla da Türkiye'nin…
Fehmi Koru, Yeni Şafak 20.01. 2007
Hrant Dink'i öldürdük
Eşim telefonda hıçkıra hıçkıra ağlarken sordu: "Neden öldürdüler?" Zaten boğazım düğümlenmiş, "Neden olacak" dedim güçlükle, "Ermeni olduğu için."
Haberi aldığımdan beri beynimden vurulmuş gibiyim. Hrant'la birlikte bir parçam öldü, hepimizin bir parçası öldü.
Altın kalpli bir insandı Hrant. Abarttığımı sanmayın, sahiden kalbi altındandı. Ama bizde hiç eksik olmayan o eli kanlı katiller için çok büyük bir suçu vardı: Ermeniydi.
Bin tane laf söyleyen, işi 'karanlık güçler'e, 'dış mihraklar'a havale etmek isteyenler çıkacaktır, zaten çıktı bile. Hiçbirine bakmayın, Hrant'ı önce Ermeni olduğu için, sonra da yerleşik düşünceden farklı düşünmeye, konuşmaya, yazmaya çizmeye cesareti olduğu için öldürdüler. Bu ırkçı bir cinayettir, başka her şeyden önce.
Eskiden böyle cinayetlerde aklıma hemen 'derin devlet' gelirdi, artık gelmiyor. Gelmiyor, çünkü Türkiye'deki milliyetçi havayı yaratanlar öyle bir canavarı beslediler ki, artık sokakta derin devletin yeterince milliyetçi olmadığını düşünüp durumdan vazife çıkarmaya hevesli bir sürü 'Kurtlar Vadisi' çocuğu var.
Bir okuyucum mektup yazmış, "Radikal'in başlığı 'Hrant Dink'i öldürdük' olsun" demiş. Başlığı kendi köşeme aldım, çünkü bence Radikal'e seçtiğimiz başlık, durumu daha iyi anlatıyor.
Türkiye'de bu atmosfer adım adım ve bilinçle yaratıldı. Bu katil milliyetçi atmosferi yaratanlar arasında reklamcılar da var, politikacılar da, sözde kanaat önderleri de, gazeteciler de, film ve dizi film yapımcıları da. Hrant'ın cansız bedeninden sızıp kaldırıma yayılan kan, bütün katkıda bulunanların eline bulaştı.
Keşke o insanlar bunun vicdan azabını duyacak kadar insan olabilseler. Ama baksanıza daha dün kendine genel yayın müdürü diyen biri, düpedüz ırkçı bir manşettense daha az ırkçı bir manşeti tercih etmelerinden ötürü duyduğu gururu utanmadan köşesinde yazmıştı, okuyucularıyla paylaşmıştı. Marifetmiş gibi.
* * *
Orhan Pamuk'un yargılaması sürerken karşı kaldırımdaki 'protesto'cular bir pankart açmıştı: 'Misyoner çocukları...' Adı anılanlar arasında Hrant da vardı, ben de vardım, Hasan Cemal, Murat Belge, Haluk Şahin de... İçimizden Hrant'ı öldürdüler, acaba sıra şimdi hangimizde?
Bundan üç yıl önce elden ele dolaşan ve sonunda bir yerlerde yayımlanan bir 'vatan hainleri listesi' vardı. Bir iddiaya göre bu liste bir kuvvet komutanının odasında hazırlanmıştı. Listede yine biz vardık. Suçumuz Kıbrıs konusunda devletten farklı düşünmekti. Bu liste katillerin elinde de var. Bakalım hangisi önce davranıp durumdan vazife çıkaracak, önce hangimizi öldürecek?
* * *
Acaba Kemal Kerinçsiz ve arkadaşları dün Hrant'ın öldürüldüğünü duyduklarında yüreklerinde minicik de olsa bir sızı hissettiler mi? Herkesin vicdanı kendine, bana laf düşmez ama bu cinayete sebep olan atmosferde 301. madde ve onun etrafındaki çatışmaların hiç rolü olmadı diyebilir miyiz?
Hazır 301 demişken, acaba Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Adalet Bakanı Cemil Çiçek, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu dün haberi aldıklarında ilk ne düşündüler?
Bilirkişinin tersi yönde raporlarına rağmen Hrant'ı mahkûm eden yargıç, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın aleyhte uyarısına rağmen cezayı onaylayan Yargıtay üyeleri ne hissettiler acaba haberi duyduklarında?
* * *
Acaba içimizden birileri 'Oh oldu Ermeniye' demiş midir?
Eminim diyenler olmuştur. Olmuştur, çünkü birileri böyle desin diye bu ülkede uzun yıllardır ciddi çaba sarf ediliyor.
Bu ülkede birilerinden biraz farklı düşünenlerin başına her zaman bir 'iş'ler gelmiştir. En hafifi mahkemelerde sürünmek, belki hapse girmek, sosyal linçlere konu olmak. En ağırı ise işte dün Hrant'ın başına gelen.
En acısı şu: Geride kalanlardan biri olarak, Hrant'ın ne ilk ne de son olduğunu bilmek.
Ben bir dostumu kaybettim. Türkiye, altın kalpli bir vatandaşını kaybetti. Hepimiz insanlığımızdan biraz daha bir şeyler kaybettik.
Mekânı cennet olsun.
İsmet Berkan, Radikal 20.01. 2007