Cumartesi, 20 Ocak 2007 (19 yıl 9 ay önce)
Hrant Dink cinayetine ilişkin çok şey söylenebilir. Olay olup bittikten sonra, sondan başa doğru bakarak çeşitli tesbitlerde bulunmak mümkün ve gerek cinayetin etkisine, gerekse de önümüzdeki süreçte yaşanabilecek benzer gelişmelere hazırlıklı olmak için gereklidir de. Dolayısıyla her politik özne, toplumu ve Türkiye'nin siyasal sürecini epey etkileyen-etkileyecek olan Dink cinayeti üzerine değerlendirmeler yapacaktır; politik duruş ve çıkarları için sonuçlar çıkaracaklardır. İşçi sınıfı devrimcileri olarak bizler de bunu yapacağız; işçi sınıfının politik duruşu, mücadelesi için bu gereklidir.
Burada ilk elde Dink cinayetinin kafalarda oluşturduğu soru işaretlerinin giderilmesinde sürece bütünsel bir bakış açısı sunmak için cinayete öngelen süreçte kaleme aldığımız kimi yazılara dikkat çekmek istiyoruz. Yazılarımızda yaptığımız uyarı ve öngörülerin önümüzdeki süreç açısından işçi sınıfı ve emekçilerin, Kürt halkının mücadelesi, politik duruşu için taşıdığı anlamı gösteren bu yazıların tekrar okunmasını tavsiye ediyoruz. Ufuk Çizgisi'nin çoğu başyazı, manşet ve orta sayfalarından derlediğimiz yazılar bu kapsamda okunabilecek yazıların tamamı değildir kuşkusuz. Biz sadece konuyla doğrudan ilişkili olanlardan bazısını seçtik. Sürecin toplu bir fotoğrafını ve arkaplanının ana çizgilerini verenleri...
Rejim krizi ve emekçiler
“Türkiye işbirlikçi burjuvazisi içinde yeniden yükselmeye başlayan iç gerilim ve güç mücadelelerinin önemli eksenlerinden birini de 2007’deki Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve genel seçimler oluşturuyor. AKP, Cumhurbaşkanlığı seçimi için yeterli Meclis aritmetiğine sahip. Ancak Cumhurbaşkanlığının yeniden belirlenmesindeki gerilim, yalnızca Erdoğan’ın önünün kesilip kesilmemesinde değil, burjuvazinin iç ve dış güç ilişkilerinin yeniden düzenlenmesi açısından da önem taşıyor.
Aynı şekilde genel seçimler ve hükümetin yeniden belirlenmesi de burjuva siyaset kazanını ısıtıyor. TÜSİAD ve Genelkurmay, AKP’yi biraz aşağıya çekip daha sıkı denetim altına sokacak yıpratma savaşını çoktan başlattılar.”
Devamı: Ufuk Çizgisi, Sayı: 31, 02 Şubat 2006
Süreci okumak
“Son gelişmeleri, ‘’Sorun bir iktidarın doğal sorumluluk alanının ötesine gidiyor. Rejim bunalımı bile yetersiz bir deyim oluyor. Tehlike Cumhuriyet’in bekasıyla ilgili. Ulusal kaderimizi açıkça tartışmalıyız.‘’ sözleriyle tanımlıyor liberal Radikal‘in ‘’şahin‘’ sesi Gündüz Aktan!
(...)
Türkiye darbelere, iktidar ve sınıfsal güç dengeleri üzerinden seyreden klik savaşlarının patlamalı ifradına ‘’alışık‘’ bir ülkedir. Susurluk ve 28 Şubat ile birlikte bu zincire yeni bir halka eklendi; tüm bu alışık olduğumuz süreçlerin her zaman baş aktörü olan orduya toplumsal taban oluşturmak! Bu aslında ve özünde giderek keskinleşen toplumsal patlama dinamikleri ve rejimin bekasını tehlikeye sokacak her türlü iç ve dış tehdit karşısında girilecek stratejik atakların güçlü bir toplumsal temele dayandırılması, patlama dinamiklerinin kendi içinde parçalanıp, etkisizleştirilmesi çabasının ifadesiydi.
(...)
Bu çatışmalı süreç bir rejim krizini emekçiler lehine derinleştirecek güçlü dinamikler taşıdığı kadar, büyük tehlikelerle de yüklüdür. Avantaja dönüştürülmesinin yolunu Şemdinli’de günlerce devam eden örgütlü isyanı ile emekçi Kürt halkı açtı. Onların açtığı bu yol biz komünistler, tüm devrim güçleri tarafından işçi ve emekçilerin derinliklerine taşındığı, rejimin emekçileri bölüp, karşı karşıya getirmeye dönük manipülasyon ve eylemleri güçlü bir faaliyetin konusu haline getirildiği oranda tarihsel anlamına kavuşacaktır.”
Devamı: Ufuk Çizgisi, Sayı: 27 01 Aralık 2005
Şemdinli yarılması
“Emekçi Kürt halkının Şemdinli‘de başlayan eylemleri tüm ülkeye yayıldı. İstanbul’dan Hakkari’ye her yer kitlesel, militan eylemlere tanık oldu. Ve Kürt sorunu bir kez daha gündemin tam göbeğine oturdu. Üstelik geleneksel resmi devlet politikasının iflasıyla birlikte rejim krizini de açığa çıkartarak.”
Devamı: Ufuk Çizgisi, Sayı:27 01 Aralık 2005
Şemdinli yoklaması
“Şemdinli iddianamesi -ve arkasından yaşananlar- Türkiye’nin 1980′ler sonrası yaşadığı ekonomik, siyasi, toplumsal ve kültürel dönüşümün ortaya çıkardığı kaçınılmaz sonuçlardan biridir. Arkasında egemen sınıflar bloku içinde süren bir ‘iktidar çatışması’ ile bileşenlerinden birini de bu çatışmanın oluşturduğu ‘rejimdeki çatırdama’ vardır. İşin özünü ve temelini oluşturan asıl neden budur.”
Devamı: Ufuk Çizgisi, Sayı: 34, 20 Mart 2006
Faşist saldırılar üzerine notlar
“Faşist çeteler, siyasal konjonktürün AB’ci liberal dalga tarafından belirlendiği dönemlerde bile, bir yandan bir nebze geri plana çekilirken diğer yandan “kırmızı çizgilerin” olabildiğince korunması için “aşağıdan” baskı unsuru ve koz olarak kullanıldı.”
Devamı: Ufuk Çizgisi, Sayı: 37, 06 Mayıs 2006
Devrimci refleks
Susurluk tepeyi gösterdi, Danıştay tabanı..
Aktörleri şimdilik bir yana bırakacak olursak, son Danıştay saldırısı, 12 Mart’tan beri fiilen gündemimizde olan kontrgerilla örgütlenmesinin toplumsal yaşamdaki izdüşümlerini gözler önüne serdi. Toplumsal dokunun içlerine tıpkı bir ağ gibi yayılan bu örgütlenmelerde avukatlar da var, işsizler de; alkol-uyuşturucu müptelaları da var, orta sınıftan memurlar da; tuzukuru işadamları da var, kardeşini kesmiş sıradan katiller de; subay eskileri de var, haraçtan, çek senet tahsilatçılığından cezaevinde yatmış düşkünler de…İslamcı geçinip içki ve fuhuş bataklıklarında sürünenler, “eski solcu” döküntüsü olduklarını itiraf edenler para karşılığında gazete binasını bombalıyorlar… Birbirinden yalıtık yüzlerce çevrecik -gerektiğinde- “yukardan” basılan bir düğmeyle toplu bir seferberliğin parçası haline getirilebiliyor. Devlet içindeki çatışma ve gerilimlerin, kliklerin egemenlik kavgasının aleti olarak iş gören bu serseri mayınlar sadece basit birer kukla değil; göreli özerklikleri de var. Kontrolden çıkışları, kendileri için daha avantajlı “yağma alanları” açma çabaları ise istisna değil.
Keskinleşen hatlar
Danıştay 2. Daire üyelerine karşı girişilen saldırı, ’saldırgan’ın kimliği, hafızalara çakılmak istenen ‘koştur merdiven’ kareleri, her toplumsal kesimi baskılayan ‘bekçisiyiz’ yürüyüşleri, soğumaya bırakılmış laiklik-türban fokurdamaları, cumhurbaşkanlığı seçimi, Genelkurmayın “Tepkiler sürmeli!” ‘tavsiyesi’, Wolfowitz‘in “laiklik vurgusu”, sosyal demokrasinin “Çeteler söylemi ıvır zıvırdır” şeklindeki ordu yalakalığı (Erbakan da Susurluk için ‘faso fiso‘ demişti), geçmişe uzanan kanlı bağlantılar…
Olayın görünen ve “görülmesi istenen” yüzünde laiklik-türban gerilimi var. Bugünkü rejim krizinin temel dinamiklerinden biri olan ve kaşınmaya çalışılan bu dinamiğe oynanmasında garipsenecek bir şey yok! Görünenin ötesine geçmeyi başaracak olursak eğer, son ayların bu olayla sınırlı olmayan seyrinin açığa çıkardığı gösterge siyasal kutuplaşmaya paralel olarak seyreden sosyal kutuplaşmanın derinleşmesi olgusudur. ‘Yumurta-tavuk’ misali, sosyal kutuplaşma siyasal olanı derinleştirmekte; siyasal kutuplaşma derinleştikçe sosyal kutuplaşmanın ipleri dizginsizce boşaltılmaktadır.
(...)
Örnekleri “Bayrak provokasyonu”nda, Kürt-Ermeni düşmanlığında, devrimci-demokrat tepki ve eylemlere yönelik saldırganlıkta, Orhan Pamuk, Hırant Dink gibi liberal aydınlara bile gözüdönmüş bir tahammülsüzlükte kusulan “linç histerisi”nin piyonu çete ve çevrecikler devletin kanatları altında palazlandırılıyor, korunup kollanıyor, gerektiğinde sokaklara sürülüyor. “Vatandaş tepkisi” olarak yutturulmaya çalışılan “hassasiyetler” kontrgerillanın halis muhlis çeteciklerinin eylemleridir. Dün ortaya çıkmış değildir; el altında tutulan örgütlü, sistemli ve sürekli bir saldırganlıktır; bunlar, sınıf ve kitle hareketinin yükseleceği günlere hazırlıklarını bugünden tırmandıran “iç savaş örgütlülükleri”dir.
Devamı: Ufuk Çizgisi, Sayı: 39. 01 Haziran 2006
Eksen ve eylem hattı
“İskikrarı bozmak isteyen odaklar var”… Hükümet cephesinin Danıştay saldırısı sonrası öne çıkan söylemi bu oldu. “İstikrarı bozmak isteyen odaklar var” var olmasına fakat çürümüş kapitalizmde istikrar her zaman geçici ve istisna; istikrarsızlık, kriz, çalkantı ve çatışmalar ise kuraldır. Hele bir de Ortadoğu gibi “İki haftası başka bir coğrafyada sonsuzluğa denk düşecek kadar” hızlı bir bölgede bulunuyorsanız… Diyalektik olmayan bakışta üç yıl önceki “parlayan” AKP ile bugünün “gerginlik yaratan”, “yönetemeyen”, “AB sürecinden kopan” AKP’si yapay ve anlaşılmazdır.
Oysa AKP hükümeti üçüncü yılını geride bıraktığı günlerde yakalanan istikrar ortamının bozulma işaretleri de gelmeye başlamıştı. Tam da bu zeminde ordunun destabilizasyon adımları da gelmeye başladı. Şemdinli’de suçüstü yakalanan kontrgerilla çetelerinin aktive edilmesi de bir yönüyle istikrar ortamının bozulmaya başlamasından siyasi rant devşirmeyi hedefleyen ordunun düzen içi kapışmada çıtayı yükseltmesiydi. Evet istikrar ortamını bozmak isteyen ve buradan ileriye dönük siyasi ve iktisadi pozisyon hesapları yapan odaklar var. Cumhurbaşkanlığı seçimi, CHP-DYP-MHP çukurundan yeni bir hükümet yetiştirme seçeneğini düşünen odaklar var. Burjuva basının AKP’nin Washington nezdindeki itibarının kaybolmaya başladığını tekrarlayıp durmasının bir hikmeti varsa eğer o da Ortadoğu’da atak tazelemeye hazırlanan ABD‘nin Türkiye’yi konumlandırma hazırlığıdır. Rice‘nin Ankara ziyaretiyle İran‘a dönük saldırı planlarında taşeronluğa “sefer görev emri” çıkartılan TSK‘nın yeni bir 1 Mart tezkere kazasıyla önünün kesilmesini engellemek için AKP hükümetinin iplerinin sıkılması gerekmiştir. İran operasyonunda, tabanından gelen basınca karşı koyamayacağı düşünülen AKP’nin malum iç ve dış odaklarca terbiye edilmesi… Danıştay baskını gibi kontrgerilla çetelerinin puslu operasyonlarından, hükümetin birikmiş yolsuzluk dosyalarının ortaya serilmesine varan çok yönlü organize atakların önümüzdeki dönem süreceği öngörülebilir.
Devamı: Ufuk Çizgisi, Sayı: 39. 01 Haziran 2006
Konjonktürü yarmak
Siyasal iklim, faşist karşıdevrimin estirdiği rüzgarlarla sertleşiyor. Karşıdevrim, iç ve dış politikadaki gerilim ve kriz unsurlarını, askeri, siyasal, toplumsal, hukuksal düzlemde faşist zorbalığın geleneksel yöntemlerini yeniden öne çıkarıp tahkim ederek gidermeye yöneliyor. Kürt halkı ve gerilla, devrimci hareket ve işçi-emekçi halk hareketi, vahşetinin, araç ve yöntemlerinin yabancısı olmadığımız yeni bir saldırı dalgası ile karşı karşıya.
Bu döngünün kırılması, faşist zorbalığa hız verilen konjonktürün yarılmasının da önkoşuludur. Ya da tersinden söylenecek olursa: Karşıdevrimin uygulamaya koyduğu politikalara, bu politikayı uygulamak için kullandığı araç ve yöntemlere karşı, siyasal, örgütsel, kadrosal, “teknik”, düşünsel, psikolojik olan dahil bir mevzilenme içerisine girmeyen, faaliyetinin odağına bizzat kendi çevre güçlerinden başlayarak kitlelerin siyasal bakımdan özneleştirilmesini koymayan, konjonktürü sınıf düşmanının zayıf noktası olan sınıfsal-siyasal hoşnutsuzluk birikiminin, kitle dinamiklerinin açığa çıkarılması ile yarmaya vargücü ile kilitlenmeyen… bir siyasal-örgütsel konumlanma, içinde bulunduğumuz koşullarda da bu döngünün tekrarlanmasından ve devrimci hareketin daha da marjinalize olmasından başka bir sonuç vermeyecektir.
Devamı: Ufuk Çizgisi Sayı:37. 06 Mayıs 2006