Faşizme ve liberalizme karşı sokağa eyleme!

Dink'i katledenlerin doğrudan ya da dolaylı olarak Genelkurmay eksenli kontrgerilla olduğu herkes için açık olmalıdır. Dink'in Türk- Ermeni halklarının kardeşliğini vurgulayan çıkışları ordunun ırkçı-faşist bildirgelerine konu olmuş ve hedef gösterilmişti.

GÜNCEL
Cumartesi, 20 Ocak 2007 (19 yıl 9 ay önce)

Hrant Dink, ırkçı-faşist katillerce öldürüldü. Dink'i katledenlerin doğrudan ya da dolaylı olarak Genelkurmay eksenli kontrgerilla olduğu herkes için açık olmalıdır.

Agos Gazetesi'nin Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, gazetesindeki son iki başyazısında neden ve kimler tarafından hedef seçildiğini yazıyordu. 12 Ocak tarihli “Niçin hedef seçildim?” başlıklı yazısını şöyle bitiriyordu: “Peşimde tekrar birileri vardı. Onları seziyordum. Ve onların Kerinçsiz ekibiyle sınırlı ve salt onlardan oluşacak denli sıradan ve görünür olmadıklarını çok iyi biliyordum.” Ve bu satırların daha mürekkebi kurumadan öldürüldü.

Dink'in 2004 ve 2006 yıllarındaki Türk-Ermeni halklarının kardeşliğine vurgu yapan iki yazısı, bizzat Genelkurmay'ın ırkçı-faşist ve saldırgan bildirgelerine konu olmuş ve hedef gösterilmişti. Tıpkı Türk-Kürt halklarının kardeşliğini dile getirenlere yapıldığı gibi, Türk-Ermeni halklarının kardeşliğini dile getiren Hrant Dink de “Türklüğü aşağılıyor” demagojisiyle hedefe konmuş, İstanbul Valiliği'ne çağırılarak tehdit edilmiş, mahkemelerde süründürülmüş, MHP, Ülkü Ocakları ve “Kızıl Elma” ırkçı-faşist, kafatasçı cephesinin saldırı ve tehditleriyle karşı karşıya kalmıştı.

Hrant Dink'in kendi deyişiyle “Ermeni bir Türkiye vatandaşı olarak”, ırkçı-faşist resmi devlet ideolojisi ve güç gösterileri karşısında sembolleşen bir aydın ve gazeteci olması, “katli vacip” olması için “yeterli nedendi”. “Türkün Türkten (ve tabii bir de ABD'den) başka dostu yoktur”, “Kürtler, Rumlar, Ermeniler, Araplar, İranlılar... bizi bölmek parçalamak isteyen ezel ebed düşmanlarımızdır” diyen ırkçı-faşist resmi ideoloji, bunu içteki toplumsal-siyasal muhalefet dinamiklerini “dış mihraklı düşmanların oyunu” ilan ederek bastırmakta ve dışa karşı saldırganlıkta, yanı sıra faşist devlet ve onun içinde Genelkurmay'ın merkezi konumunu meşrulaştırmakta kullanır.

Bununla birlikte Hrant Dink'in tam da şu kesitte katledilmesinin amacı, yalnızca halklar arasında düşmanlığı körükleyen resmi ırkçı-faşist ideoloji ve saldırganlığa kendi çapında muhalefet eden liberal-demokrat bir aydın ve gazetecinin “susturulmak” istenmesi ile sınırlı değildir. Olayı sadece bununla sınırlı görmek, ırkçı-faşist saldırganlığı protesto etmek adı altında burjuva liberalizmine ve neoliberal yeniden yapılanma politikalarına yedeklenmek riskini de beraberinde getirir. Irkçı-faşist cinayetin çok daha geniş bir tarihsel, siyasal ve uluslararası arka planı vardır.

Dergimiz Ufuk Çizgisi'nde sayısız kez vurguladığımız gibi rejim krizi temelinde gelişen işbirlikçi burjuvazi ve devleti içerisinde yer yer “iç savaşı” andıran ve giderek şiddetlenme eğilimi gösteren bir güçler mücadelesi hüküm sürmektedir. Bu işbirlikçi burjuva güçler mücadelesinin Cumhuriyetin biriktiregeldiği ve son yıllarda daha sık yüzeye vurmaya başlayan sorunlar ekseninde; merkezinde Kürt sorunu, Irak politikası, AB üyelik süreci, Kıbrıs konusu, Ermenistan politikası ve dolaylı biçimde İran politikası yer almaktadır. Bölge çapındaki jeopolitik gelişmeler tüm bu tarihsel-siyasal konuların uluslararasılaşmasına ve Türk devletinin resmi-geleneksel “kırmızı çizgilerinin” sarsılmasına ve dikiş tutmaz hale gelmesine yol açmıştır. Emperyalist ve bağımlı kapitalizmin dönüşümü, sermayenin uluslararasılaşması, ABD emperyalizminin Avrasya stratejisi ve Irak'ı işgali, AB süreci ile birlikte işbirlikçi burjuvazi ve devleti içinde de artık dikiş tutmaz hale gelmiş “kırmızı çizgilerin” yerine, “proaktif” dedikleri yeni strateji ve politika arayışları ortaya çıkmaya başlamıştır. Son dönemde Mehmet Ağar'ın bazı büyük sermaye kesimlerinden de destek alan çıkışları, Kıbrıs konusunda AKP'nin Genelkurmay'ın tepkisine yol açan hamleleri ve Kuzey Kıbrıs'ın Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Genelkurmay'ın muhalefetine karşın bir geçiti yıktırması, en son MİT'in Genelkurmay'ın “kırmızı çizgilere saplanıp kalan çizgisini” dolaylı olarak hedef alan ve eleştiren açıklaması, bu çelişkilerin ve güç mücadelelerinin bariz ifadeleridir.

Hrant Dink'in öldürülmesinin AB süreci ve Kıbrıs konusunda, Kürt sorununda (MİT'in de dolaylı destek verdiği son “Barış Konferansı” vb) Genelkurmay'ı rahatsız eden gelişmelerin ve MİT'in dolaylı olarak Genelkurmay'ı statükoculukla eleştiren, Emniyet Genel Müdürlüğü ve medyada geniş destek bulan açıklamalarının hemen ardından gelmesi kesinlikle raslantı değildir. Hrant Dink cinayeti, işbirlikçi burjuvazi ve devleti içinde AKP Hükümeti, Mehmet Ağar, Emniyet Genel Müdürlüğü ve MİT Müstaşarlığı ile giderek güçlenen bu yönelim ve hamlelere, işbirlikçi burjuvazi ve başta Genelkurmay olmak üzere diğer kesimin verdiği cevap ve “ayağınızı denk alın” mesajıdır. Nitekim Hrant Dink'in öldürüldüğü gün, burjuva liberal çizgideki Radikal gazetesinin “Barış Konferansına” katılan MİT eski müsteşar yardımcısı Cevat Öneş'in “Barış Konferansını” belli sınırlar içinde destekleyen ve yönlendirmeye çalışan yazısını manşet yapmış olması, burjuvazi ve devletinin içindeki çelişkilerin ve güçler mücadelesinin bariz bir yansımasıdır.

İşbirlikçi burjuva güçler mücadelesinin bir cephesi de liberal aydınlar üzerinden sürdürülmektedir. Bir kesim Orhan Pamuk, Elif Şafak, Hrant Dink gibi liberal aydınların kitap ve gazetelerini yakarak, “vatan haini” diye hedef göstererek, mahkemelerde süründürüp faşist çetelerin önüne atarak rolünü oynarken diğer kesim de bu liberal aydınları “demokrasi”, “fikir özgürlüğü”, “uluslararası değerlerimiz” gibi kılıflar altında ileri sürerek kendi çıkar ve politikalarını onların arkasından yürütmeye oynuyor.

İşbirlikçi burjuva güçler mücadelesinde, her iki kesim de birbirine mesajlarını, toplumsal muhalefet dinamikleri ve sembolleşmiş isimler üzerinden veriyor: Ezerek bastırarak ya da birbirine karşı yedeklemeye çalışarak. İşbirlikçi burjuvazinin çatışmakta olan bütün kesimleri elbirliğiyle çeşitli provakasynlarla işçi sınıfı ve emekçi halklar üzerinde daha ağır baskı ve sömürünün yolunu düzlemeye çalışmakta , hem de bölge çapında ABD emperyalizmine daha fazla yedeklenen kanlı maceralara hazırlanmaktadır. Filler tepişirken çimenler eziliyor. Irkçı-faşist baskılar, linç histerisi, cinayetler ile neoliberal yedekleme ve liberal tasfiyecilik kıskacı daraltılıyor. Bu toplumsal muhalefet dinamiklerine dayatılan “ya inkar ve imha ya da burjuva liberalizminin kuryruğuna takılma” kıskacıdır. Nitekim Hrant Dink cinayetinin hemen ardından kendisine devrimci-demokrat diyen bir takım çevrelerin, ırkçı-faşist cinayeti protesto etme kılıfı altında işi, (MİT'in de desteklediği) burjuva liberalizmi ve “Barış Konferansını” sahiplenme noktasına kadar vardırdığını görüyoruz.

Oysa ırkçı-faşizm ve katliamlarını protesto etmek ve hesap sormak için, burjuva liberalizminin kuyruğuna takılmak gerekmediği gibi bugün bu en tehlikeli bir belkemiksizlik örneğidir. Küçük burjuva devrimci-demokratlığı da burjuvazinin hem birbiriyle çelişir görünen ama hem de birbirini bütünleyen ve bir sınıf kapanı oluşturan egemen neoliberal ve milliyetçi ideolojileri arasında yalpalayıp durmaktadır. Devrimci sosyalist ufuk yoksunluğu ve sınıf körlüğü nedeniyle yuvarlandığı bu kapan içinde debelenip durmakta, neoliberalizmle mücadele adına burjuva milliyetçiliğine, ırkçı-faşizmle mücadele adına burjuva liberalizmine kan taşımaktadır.

Hrant Dink cinayeti bir kez daha apaçık göstermektedir ki günümüzde tutarlı bir anti-emperyalizm ve anti-faşizm gibi, tutarlı bir özgürlük ve demokrasi mücadelesi bile ancak sınıfa karşı sınıf ve devrimci sosyalizm ekseninde mümkündür. Komünist ve sınıf bilinçli işçilerin görevi, ırkçı-faşizm ve burjuva milliyetçiliğinden ve Hrant Dink cinayetinden sınıf kiniyle hesap sormak kadar, cinayete haklı tepkilerin ve demokrasi mücadelesinin belkemiksiz liberal tasfiyeciler tarafından burjuva liberalizmine yedeklemesine karşı mücadele etmektir. Bu cinayetlerden, bugün “demokrasi şampiyonu, Kürt ve Ermeni dostu” demogojileriyle poz çalan TÜSİAD, Mehmet Ağar, MİT gibi halkın katilleri en az Genelkurmay kadar sorumludur.

[foto]cegic.jpg[/foto]Genelkurmayı, MİT'i, AKP'si, CHP'si, MHP'si, TÜSİAD'ı ile kahrolsun katiller düzeni!
[foto]cegic.jpg[/foto]MGK, Kontrgerilla, faşist çeteler dağıtılsın!
[foto]cegic.jpg[/foto]Kahrolsun ırkçılık, milliyetçilik; kahrolsun liberalizm!
[foto]cegic.jpg[/foto]Emekçilere özgürlük!
[foto]cegic.jpg[/foto]İşçi sınıfı ve emekçiler, ücretli kölelik sistemi ve onun kan ve irin aygıtından hesap sormaya!
[foto]cegic.jpg[/foto]Faşizme ve liberalizme karşı kendi sloganlarımızla sokağa eyleme!