TÜSİAD raporu ve Hrant Dink cinayeti

TÜSİAD'ın basına tanıttığı yeni "demokrasi" raporu, Mehmet Ağar'ın "çıkışları" ve MİT'in "proaktif siyaset" açıklamalarıyla tamamen aynı paralelde...

GÜNCEL
Pazar, 21 Ocak 2007 (19 yıl 9 ay önce)

TÜSİAD, Hrant Dink cinayetinin hemen ardından piyasaya yeni bir "demokratikleşme" raporu sürdü. Kuşkusuz TÜSİAD raporuyla Hrant Dink cinayeti arasında komplo teorisiyle mekanik bir bağlantı kurmaya kalkışacak değiliz. Ancak dolaylı da olsa oldukça güçlü bir bağlantı olduğunu göstermeye çalışacağız.

TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Sabancı, "Türkiye'de demokratikleşme perspektifleri" başlıklı raporu "Türkiye için 3 temel kaygımız" sloganıyla pazarlıyor:

Bunlardan birincisi; Türkiye'de serbest piyasa ekonomisinin kalıcılığını sağlamak için, toplumsal uzlaşma kanalları açık, geniş katılımlı, çoğulcu demokratik bir siyasal yapının zorunlu olmasıdır. İkincisi, ekonomik ve siyasi demokrasinin kurumlaşmasının, ancak, ülkenin aydınlık geleceği için demokrasinin tek çıkar yol olduğunu düşünenlerin kesintisiz çabalarıyla mümkün olmasıdır. Ve üçüncüsü, insanların sistemin kurumlarına veya bütününe olan güvenini kaybetmemesi için, sistemin kendini eleştirebilmesi ve kendi çözümünü üretebilmesi gereğidir.
Bu kadarı bile küçükburjuva liberallerin, reformistlerin ve tasfiyecilerin aklını başından almaya yeterdi! Ancak Sabancı devam ediyor:
Daha şeffaf, daha katılımcı bir demokrasiye doğru gelişmenin, statükoyu korumak ve iktidarını paylaşmak istemeyen kesimlerde bir direnç yaratması doğaldır. Oysa yasaları kendince yorumlayarak, değişimi yavaşlatmaya veya engellemeye çalışmak, toplum içinde bazı kesimleri demokratik haklardan yararlanmaya ehil görmemek anlamına gelir.
Dikkatli okurlarımız, TÜSİAD raporunun ve Sabancı'nın söylediklerinin son dönemdeki Mehmet Ağar'ın çıkışlarının ve MİT'in "proaktif siyaset" açıklamalarının tastamam aynı paralelde olduğunu hemen fark edeceklerdir.

Nitekim tıpkı MİT gibi dolaylı olarak Genelkurmay ve MGK'yı eleştiren TÜSİAD, Cumhurbaşkanının yetkilerinin kısıtlanmasını ve MGK'nın Milli Savunma Bakanlığına bağlanmasını istiyor. Bunu küçükburjuva ahmaklığın ağzının suyunu akıtacak diğer burjuva liberal perspektifler izliyor: Yerel yönetimler kuvvetlendirilmeli... Seçim barajı düşürülmeli... İnsan hakları konusunda devlete karşı yargı yolu açılmalı... Kürtçe radyo-TV yayınları konusundaki kısıtlamalar azaltılmalı... Kürtçe okullarda seçmeli ders olarak okutulabilmeli... TÜSİAD hızını alamayıp "sendikal haklar"dan bile dem vuruyor!

Tabii ki TÜSİAD'ın başına saksı falan düşmedi! Tıpkı "Kürt sorununa siyasi çözümden dem vuran" katil Ağar'ın ve Kürt liberal reformistlerin "Barış Konferansı"na katılıp destekleyen cinayet şebekesi MİT'in ne yaptıklarını çok iyi bilmeleri gibi...

Sermayenin uluslararasılaşması ve bölgedeki jeopolitik gelişmeler temelinde, Türkiye'de ağır bir rejim krizi yaşanmaktadır. Türkiye kapitalizminin üstyapısının mevcut biçimlenişi, işbirlikçi sermayenin uluslararası birikimine ve ABD emperyalizmin Avrasya stratejisi yörüngesinde bölge gücü olmaya oynamasına engel haline gelmiştir. Bu yüzden işbirlikçi tekelci burjuvazi devletini ve üstyapısını yeniden düzenlemek, ABD ve AB emperyalizmi yörüngesinde daha fazla etkinleştirmek istiyor.

Dışa dönük "proaktif siyaset" için, evinin içinde de elini daha fazla serbestleştirebilmek istiyor. Muhalifleri her zamankinden sert biçimde tecrit edip bastırmayı ihmal etmeden, sisteme uyarlanmaya meğil edenlere kısmi bir "alan açarak", işbirlikçi burjuvazinin yeni "açılımlarına" daha geniş bir toplumsal taban ve destek sağlamayı planlıyor. Genelkurmay ve MGK'yı da zaten çoktan iflas etmiş "kırmızı çizgilerinden" azıcık kımıldatarak, hem içerde (örneğin Kürdistan'da bölgesel asgari ücret) hem de dışarda (örneğin Kerkük vb.) hareket yeteneğini ve etkinliğini artırmak istiyor.

TÜSİAD raporu ile Hrant Dink cinayeti arasında da dolaylı bir bağlantı yok değil. Hrant Dink cinayeti, büyük olasılıkla TÜSİAD'ın "statükoyu korumak, değişimi yavaşlatmak ve engellemek isteyenler" dediği kankalarının marifetidir. Fakat Mehmet Ağar, MİT ve TÜSİAD'ın birbirini izleyen ve aynı paraleldeki "işbirlikçi burjuvaziye yeni açılım" istek ve politikaları doğrultusunda, Hrant Dink cinayetine toplumsal tepkiyi de yedeklemeye ve manipüle etmeye çalışacaklardır.

Bu yüzden, faşist rejim ve kontrgerillasından devrimci öfkemizle hesap sorarken, Kürt halkının ve orta sınıflar başta olmak üzere daha geniş emekçi kitlelerin TÜSİAD'ın "demokrasi" cilalı neoliberal politikalarının kuyruğuna takılma tuzağına karşı mücadele etmeliyiz. Faşist rejim ve kontrgerillası ile birlikte yüzsüz TÜSİAD'ı ve "proaktif kan içicilik" politikasını da teşhir etmeli ve hedefe koymalıyız.